15 Ekim 2007 Pazartesi

DAHA İYİ İNSAN İLİŞKİLERİ KURABİLMEK İÇİN...

Sosyal psikologların uzun yıllar sürdürdükleri çok sayıda araştırmanın sonucuna göre insanların birbirleriyle yüz yüze kurdukları ilişkilerde sözsüz mesajların etkisi %90 oranındadır. Sözsüz mesajlar jestler, göz ve baş hareketleri, beden duruşu, yüz ifadeleri, mesafe, temas gibi beden dili öğeleri ile ifade edilir. Bu mesajlar, düşmanlık, sıkıntı, güven, saldırganlık, hoşlanma ve benzeri, gerçek duygu ve tavırları yansıtmak konusunda, söylenen kelimelerden çok daha önemli rol oynarlar. Söze dökülmeyen bu mesajlar, özellikle diğer insanlar üzerinde yaratılan ilk izlenim sırasında son derece önemlidirler.

Giriş
BEDEN İÇ DÜNYAMIZIN ELDİVENİDİR
İnsanlar konuşarak anlaşmayı geliştirmeden önce, beden dilleriyle anlaşırlardı. Beden dili insanların ilk anlaşma aracı ve ilk dili olmuştur. Bedenlerinin dili aracılığıyla insanlar duygularını, düşüncelerini, isteklerini, ihtiyaçlarını ve ruhsal zenginliklerini başka insanlarla paylaşmışlardır.

Davranışımız İç Dünyamızı Etkiler
İnsanın merkezini kullanma biçimini ve temel beden duruş özelliğini tanımanın sağladığı en önemli yarar, yalnızca çevredeki kişileri doğru değerlendirmek değildir. Bu özelliklerin farkında olmak, kişinin kendi hayatında çok temel değişiklikler yapar.
İnsanlar büyük çoğunlukla içlerinden geldiği gibi davrandıklarını düşünürler. Oysa yakın zamanda yapılan araştırmalar, insanların hissettikleri gibi davranmaktan çok, davrandıkları gibi hissettiklerini ortaya koymuştur.

İletişim

İLETİŞİMİN ÖZELLİKLERİ
İletişim, duygu, düşünce ve bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılmasıdır.
Etkileşimin olduğu her yerde iletişim ve iletişimin olduğu her yerde de etkileşim vardır. Bu iki olgu birbirlerinin vazgeçilmez parçalarıdır.
Etkileşim içerisinde olduğumuz nesneler de canlılar da, iletişim dünyamıza girerler. Nesneler iletişimimizde yer alan araçlardır, canlılar ise iletişimlerimizin hedefini oluştururlar.
İnsanlar arası iletişimler temel olarak duygu ve düşünce alışverişini yürütme düzenleridir. Burada ana öğe “anlatmak”tır. İletişimi kuran ve başlatan kişi kendisini, duygu ve düşünce dünyasını, ilişkilerini, ilişkilerinin kendisindeki karşılıklarını açıklamak ve karşıdakine iletmek ister. Kişilerin anlatma eylemlerinin iletişim açısından amacı “anlaşılmak”tır.

1- İletişimde İlk Dakika (Başlangıç) Önemlidir
Karşı karşıya gelen iki kişi arasındaki ilk etkileşim, iletişim sürecinin önemli bir belirleyicisidir. Bu etkiyi yaratan faktörler, karşılaşılan kişinin beden dilinden, kullandığı kelimelere ve kişinin taşıdığı bütün aksesuarlardan içinde bulunduğu fizik ortam nesnelerine kadar geniş bir dağılım gösterir. İşte bütün bu faktörlerin bileşkesi “algılayan kişinin” değerlerinde bir yer bulur ve o çerçeve içerisinde yorumlanır.

2- İletişim Bilgi Alışverişi Değildir
insanlararası iletişim sadece bir bilgi alışverişi değildir. Duygu ve düşüncelerin bir bilgi olarak aktarılmasındaki eylemler ve bu eylemlerin biçimi iletişimin özünü yapılandırır. Bu, iletişimin evrensel yönüdür. Bilgiyi veriş biçimi, bir başka deyişle, sözlerin bedendeki karşılıkları, iletişimi değerlendirmemizde ikinci önemli noktadır.

3- İletişim Kişiye Değil Kişiyle Yapılır
İletişimin başka bir kişiyle birlikte yapılandırılan bir süreçtir. İletişim, onu oluşturan bireylerden birinin aktif oluşu, diğerinin ise bu eylemi seyredişi ile kurulamaz. Eğer alıcı kişi hazır değilse, iletişim yolu tıkanır. Böyle bir ilişki; düşündüğümüz anlamda doğru ve sağlıklı bir anlama ve anlaşma doğurmaz.
Mesajları verenin duygu ve düşünceleri, iletişim sürecinin herhangi bir yerinde sözü edilen konunun tamamen dışındaki duygu ve düşüncelerle kesilebilir.
Kısacası iletişimden söz edebilmek için ortak bir platformda buluşmaya gerek vardır. Bu ortak platformda en az iki kişi, ortak paylaşım içinde iletişimi sürdürebilir. Yoksa kişilerden biri hattan çıkarsa iletişim sürdürülemez. İnsanların fizik varlıklarıyla aynı ortamda bir arada olmaları iletişim içinde oldukları anlamına gelmez. İletişim süreci mesajı veren ve alanların iletişimde aktif rol almalarıyla devam eder.

4- İletişim Bir Bütündür
İletişimi kelimeler, eller, gözler gibi bütünlüğünden soyutlayarak ve süreçteki bir kesite bakarak değerlendirmeye çalışmak bizi yanıltabilir. Sözsüz iletişim işaretlerini veya sözlü iletişim içeriğini tek tek değerlendirerek sonuçlara varmak yanıltıcı olabilir.

KÜLTÜR VE İLETİŞİM
“Ne hissettiğimi, ne dediğimi anla” anlamına gelen jest ve mimiklerimiz yakın arkadaşlarımız, sevgilimiz, eşimiz özellikle de çocuklarımızla olan iletişimimizde büyük yer tutar. İnsan en önce beden diliyle anlaşılmayı bekler. Bu durum istediğimizin yapılmadığı ve olumsuz bir duyguyu konuşmak istemediğimiz durumlarda daha belirginleşir. Özellikle yakın ilişki içinde olduğumuz kimselerle kurduğumuz iletişimde gözümüzün içine bakılmasını ve ne demek, ne yapmak istediğimizin anlaşılmasını bekleriz. Bu tür küçük işaretlerden çıkartılan anlamlar, ilişkinin olumlu veya olumsuz yönde gelişmesini belirlemek açısından büyük önem taşır.

Kültür Beden Dilini Etkiler
Farklı kültür gruplarına girdikçe sözsüz iletişim mesajlarının ayrıntılarını değerlendirmek zorlaşır. Grupların sessiz dillerini anlamak için önemli ölçüde bilgilenmeye ihtiyaç vardır. Bunun için o insanların kültürünü, ilişkilerini, iletişimlerini ve dünyaya bakışlarını tanımak gerekir. Kültür, tarih boyunca insanın doğayla ve insanla ortaya çıkmış problemlerinin ve zorlanmalarının çözüm biçimidir. Bu sebeple kültür geçmişe bağlı olmakla beraber, geleceğin problemlerinin çözümünde de önemli bir kolaylaştırıcı role sahiptir.

Bilginin Kaynağı
Bir sistem bilgi akışını geliştirdiği ve bu bilgileri işlediği ölçüde üstünlük kazanır. Dolayısıyla insan sahip olduğu karmaşık “bilgi İşleme” sistemiyle, bilgiyi diğer canlılardan daha farklı düzeyde alır ve değerlendirir.
Peki, o halde bilgi nedir? Her bilgi organizma için yeni bir uyaran mıdır? Bu sorunun cevabı hayırdır. Çünkü dış dünya çok farklı bilgilerle doludur. Bunların sadece bir bölümü bizim için gerçekten yenidir. Ne var ki çevremizdeki dünyadan sadece belirli uyaranları seçer ve duyu organlarımız yoluyla sadece bunları algılarız. Bu konuda son derece seçici davranırız ve dış dünyadaki sayısız bilgi arasından sadece ihtiyacımız olanları veya ihtiyacımız olacağına inandıklarımızı seçeriz.
Beden dilimizin bir bölümü mağarada yaşamış atalarımızdan miras kaldığı için, insanın doğa ile etkileşiminden kaynaklanır. Buna canlılığın temel bilgilerini oluşturan insanlığın ortak sessiz dili de denebilir. Bu dilin içinde dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan insan topluluklarındaki benzerlikler ve ortaklıklar vardır.

İNSAN-İNSANA İLETİŞİM
İletişim-mesajlarını biraz daha ayrıntılı incelersek, insanın kendi kültüründen kopmasının ne kadar zor olduğunu görürüz. İletişimde vericinin mesaja yüklediği anlam içinde, kendi kültürünün dünyayı algılayış biçimi ve o kişiye ait bireysel ihtiyaçlarını ifade biçimi, içinde yaşadığı ailenin ve toplumun değerleri ile etkiletişim içindedir.
İnsanın biyolojik temele dayanan evrensel kökeninin gelişimsel ortaklığı ile tekniğin sağladığı imkânlar birleşince iletişim biçimlerinin hızla değişeceği düşünülebilir. Bu yaklaşım bir ölçüde yüzeysel değişikliklerdir. Çünkü kültürün ana yapısını oluşturan zihinsel süreçler oldukça yavaş değişir.

BENZERLİĞİN SINIRLARI
Ayrı toplumlarda veya ayrı gruplar olarak yaşarken görünüşteki benzerlik, “aynı”lık zannedilir. Oysa birlikte yaşamaya başlayınca, kültürel farkların köklerinin sinir sistemine ve onun belirlediği dünyayı algılayış biçimine kazınmış olduğu görülür.
Etnik gruplar için, kendi iç değerlerine bağlı ve karışmamış bir topluluk içinde yaşamak, kozmopolit bir toplulukta yaşamaktan çok daha güçtür. Amerikan toplumunda Avrupa ülkelerine kıyasla daha rahat ve bağımsız yaşandığı duygusu buradan kaynaklanır.
Farklı kültürlerdeki insanlar, teknolojinin sunduğu imkânlardan yararlanırken ortak beden dilleri kullanırlar. Ortak yaşantı olarak öfke, sevinç veya şaşkınlık gibi duygular yaşanır. İşte ortak yaşanan bütün bu duygularda bile, bizim dışımızdaki kültüre ait olanı anlamayı zorlaştıran, bizden olanı daha kolay ve rahat anlaşılır yapan ayrıntılar bulunur.

İLETİŞİMDE YER ALAN SİSTEMLER
İletişim sisteminin ana yapılarını iletişimi başlatan kişi, anlam kodlama, mesaj, iletişim biçimi, gönderme becerileri, alıcı kişinin özellileri ve geri bildirim oluşturur.
İnsanlararası iletişim; kişilerin birbirlerine bilinçli veya bilinçsiz olarak iletmek istedikleri duygu ve düşüncelerini aktardıkları bir süreçtir. İletişim sırasında aktarılan mesaj bireyin psiko-sosyal yaşantılardan oluşur.

I- VERİCİ KİŞİ
İletişim süreci içerisindeki kişilerden, iletişimi başlatan kişiye verici kişi denir. Verici; herhangi bir durumda diğer insanlara düşünce ve duygularını aktarma girişiminde bulunan kişidir. Vericinin, yoğun ve etkin bir iletişim kurabilmesi alıcının mümkün olduğu kadar çok duyusuna ulaşabilmesiyle gerçekleşir.
Vericinin, aktardığı duygu ve düşüncelerde o olay öncesindeki ihtiyaç ve beklentilerinin — geçmiş yaşantılarının — rolü çok önemlidir. Algı, çevreden gelen uyarıların toplanma, organize edilme, anlaşılma ve değerlendirme sürecidir.
Beyinde işlenen bu sinirsel enerji bir algı ürünü olarak ortaya çıkar. Algıyı oluşturan sürece de “algılama” denir. Duyu organları tarafından beyne iletilen duyular basittir. Oysa algıda işin içine geçmiş yaşantılar, ihtiyaçlar, değer sistemleri, inançlar ve ilgiler girer.
Kişi bu algıları doğrultusunda yaptığı değerlendirmeleri aktarma noktasına geldiğinde “verici kişi” olarak iletişimi başlatır. Bütün iletişimlerde anlamın kodlandığı bir mesaj, bunu gönderen bir verici ve mesajın kodunu açan bir veya birkaç alıcı vardır.

II- ALICI KİŞİ
İletişim sürecinin diğer ucunda yer alan alıcı kişi, bir dinleyici konumundadır. Bu rol zaman zaman değişikliğe uğradığı halde, mesaj akışında alıcı kişinin tutumu, iletişimin akışını belirleyen önemli bir etkendir.

III- ANLAMIN KODLANMASI
Anlamın kodlanmasında etkin olan üç temel faktör vardır. İlişkinin biçimi, ilişkinin bağlamı ve ilişkinin amaçları. Bunlar iletişimde yer alan kişilere ve iletişimin yapıldığı ortama bağlı olan faktörlerdir.
İlişkinin Biçimi: anlamı kodlama konusunda iletişim içindeki kişilerin temsil ettiği statü, roller ve durum önemli bir işleve sahiptir.
İlişkinin bağlamı: yer, zaman, yaş gibi faktörler de anlam kodunu etkileyen diğer özelliklerdir. Aynı şekilde iletişimin yeri ve zamanı, kodu her oluşturmamızda hem de açmamızda etkilidir.
İlişkinin Amaçları: olumlu iletişimde ve iletişimin etkin bir biçimde sürdürülmesinde ilişkinin amacı çok önemli bir rol oynar.

IV- MESAJ
Bir yaşantıya ait duygu ve düşüncenin kodlanarak sözlü, sözsüz veya yazılı bir anlatımla alıcı kişiye ulaşmasını sağlayan sembollere mesaj denir.
Mesaj alıcıya ait ne kadar çok duyu organına ulaşırsa, anlatım o ölçüde başarılı olur. Bu sebeple, görme, işitme, dokunma ve hatta koku ile ilgili faktörlerin iletişimde yer alması mesajın gücünü artırır.
Beden dilimiz, jestler, mimikler, oturuş, duruş gibi çeşitli tavırlarla kendini ortaya koyar, insanlararası iletişimde bireyin duruma ilişkin degerlendirmelerini taşıyan bu aracılara sözsüz mesajlarla taşınan bu anlatım biçimine de sözsüz iletişim denir.

Sözsüz Mesajlar
Sözsüz mesajlar insanın evrimsel gelşimindeki ilk anlatım biçimidir. Bunlarda insanın gelişim süreci içerisinde bazı degişikliklerlere ugramıştır. Beden dilinin bugünküişaretleri iki farklı kaynaktan gelir:
1- Bu kaynaklardan biri beden dilinde “birinci işaret sistemi” adı verilen gruptur. Birincil işaret sistemi,
Organizmanın en temel ihtiyaclarından kaynaklanan haz ve elem yaşantılarının ve bu yaşantılara bağlı olarak ortaya çıkan duygularının bedendeki sinyalleridir.
Beden diline ait birincil işaretleme sistemini oluşturan mesajlar insanlığın evrensel dilidir.
2- Beden dilini oluşturan diğer kaynagıda “ikincil işaret sistemi” denir. İnsanın evrensel gelşimiyle, beyinde yeni bir kabuk meydana gelmiş (neokorteks) ve bununla birlikte, dış dünyadaki objelerin, kelimelerle ifade edilen karşılıkları olmuştur. Bu kavramlar dış dünyaya yapıştırılmış ve yakıştırılmış olmaları nedeniyle de nesneden bağımsız ancak onu oluşturan kültüre bağımlıdırlar.
V- GÖNDERME BECERİLERİ
Mesajların sözlü, sözsüz veya yazılı olarak istenen ilişki biçimine uygun verilebilmesi, gönderme becerilerinin geliştirilmesi ile mümkündür. Bireyin mesaj gönderme becerisi yaşanılan sosyal ortam ve kişilik özellikleri ile şekillenir.
İletişimde, gönderme becerilerinin önemi, iletişimin yalnızca bazı bilgi ve mesajları söz ile ifade etmekten fazla, bir tutumlar bütünü olmasından kaynaklanır.
Bir iletişimin yapılandırılmasında ortalama olarak kelimeler % 10, ses tonu % 30 ve beden dili % 60 rol oynar.

Ses Tonu
Hatırladığımız sesler büyük çoğunlukla hoş olmayan seslerdir. Çünkü güzel bir ses ve doğru bir telaffuz, amacına ulaştığı için, fark edilmez. Ancak amacıyla uyuşmayan rahatsız edici bir ses, onu hemen fark etmemize sebep olur.

VI- GERİ BİLDİRİM
Çok yönlü bir süreç olan iletişim devamını etkileyen önemli bir başka özellik, alıcının mesajı çözüp değerlendirmesinden sonra yeni bir mesaj kodlaması ve geri bildirim (feed back) yapmasıdır.
Geri bildirimin kalitesi, iletişimin hem devamı hem de yönünü belirler.
En hızlı geri bildirim yüz yüze iletişimde olur. alıcı tarafından geri bildirim verilmemesi, iletişimi bozan ve engelleyen bir faktördür.

GENEL İLETİŞİM VE ODAK İLETŞİM
Mesajı veren kişi alan kişi arasındaki psikososyal ilişki, iletişim biçimini yapılandırır. Nicelige baglı olarak ortaya çıkan iletişim biçimleri genel iletişim ve odak iletişimdir. Niteliğe bağlı iletişim biçimleri ise açılımlı iletişim ve engelli iletişimdir.

Genel İletişim
Genel iletişim, merkez konumundaki kaynak kişinin (verici), duygu ve düşüncelerini yaygın ve geniş bir alıcı grubuna yöneltigi iletişim biçimidir.
Genel iletişim nesne aracılıgla olursa buna medyatik iletişim, doğrudan olursa yüz yüze iletişim denir.

Nesne Aracılığıyla Genel İletişim
Medyatik iletişim, Fransız reklâmcı j. Seguela tarafından, “toplum içinden çıkılması egemen bir paradoksu” olarak tanımlanmıştır. Gerçekten de iletişimde nesne aracılığı egemen oldukça toplumlardaki “bire bir iletişim” ler ve buna bağlı olarak iletişimler azalmaktadır.
Nesne aracılığıyla gerçekleştirilen iletişimlerde mesajlar, sözle, çizgiyle, yazıyla, bazen hepsi iç içe olmak üzere, çeşitli biçimlerde alıcılara sunulur. Mesajları televizyona, duvar panoların, gazete, dergi ve el ilanlarına farklı a4racılar taşır.

Yüz Yüze Genel İletişim
Genel iletişimlerin bir diğer şekli toplulukla yüz yüze kurulan iletişimdir. Bir miting, konferans veya toplantıda verici, inanç, düşünce ve duygularını, bulundukları ortak mekanda doğrudan dinleyicilere iletir.

Odak İletişim
Odak iletişim, duygu ve düşüncelerin, sözlü, sözsüz mesajlarla iki kişi arasında gidip gelmesidir.

Açılımlı İletişim
Açılımlı iletişim modelinde iletişim karşılıklı ilerler.

Engelli İletişim
Bazı durumlarda iletişimi başlatan kişi sadece “o durum “ a ilişkin duygu ve düşünceleri aktarmakla kalmayıp, bazı yan mesajları da ana mesajına eklemeye yönelebilir. Bu durumda alıcı kişi de mesajların bu engelleri ile ilgilene bilir veya o da ana konuya kendince bazı yan duygu ve düşüncelerini ekler.

Tıkanık İletişim
İletişimi başlatan kişinin verdiği mesajlar, karşıdaki kişi tarafından alınmak istendiğinde tıkanık iletişim başlar.

JEST VE MİMİKLER
Jestler ve mimikler diğer kişilere görsel sinyaller gönderen hareketlerdir. Bizim bir jestten söz edebilmemiz için yapılan hareketin bir başkası tarafından görülmesi ve yaşadığımız duygu ve düşünceyle ilgili bir bilginin karşımızdaki kişiye iletilmesi gereklidir. Aslında her bir jest, düşünce ve duygu ürünü olduğu için doğal olarak bu özellikleri barındırır.
Yüz kaslarının anlatım amaçlı kullanımı mimikleri; baş, el, kol, ayak,bacak ve bedenin kullanımı da jestleri oluşturur. Jest ve mimikler “esas” ve “ikincil” olarak ayrılır.
Esas jestlerle ikincil jestleri ayırt etmek için kendi kendimize şu soruyu sorabiliriz. “Eğer ben yalnız olsaydım bu hareketi yapacak mıydım?” Cevabınız “hayır” ise bu hareketimiz esas jesttir. Cevabımız evet ise hareketimiz kendiliğindendir ve ikincil jestler grubuna girer.

İKİNCİL JESTLER
İkincil jetlerin pek çoğu esas olarak sosyal değildir. Çünkü bunlar bedenin rahatı, kendiliğinden olan ihtiyaçları ile ilgili hareketlerdir.
Dikkat edilmesi gereken nokta dışa vurduğumuz duygularımızla ilgili işaretlerin gerçekten karşı tarafa iletmek istediklerimiz olup olmadığıdır. İkincil jestlerimizi bilinçli olarak anlamlandırıyor olsak da olmasak da, bu jestler bizle ilgili duyguların bir aktarımıdırlar.

ESAS JESTLER
Bu jestler yüzün, baş, el, kol, ayak, bacak ve bedenin, bir konuya açıklık kazandırmak için yaptığı hareketlerdir. Esas jestler; anlatım jestleri, sosyal jestler ve mimik jestleridir.

Anlatım Jestleri
Bu jestler insanın diğer hayvanlarla ortak olan biyolojik kökenli jestlerdir. Biyolojik kökenli jestlerimiz temel duyguların ifade edilmesine yarar ve esas olarak 6 tanedir. Kaslarımız altı temel duygunun ifadesinde, canlılığımızın başlang&# 305;cından bu yana bedenin yaşantı kurmak ve bedeni korumak için düzenlenmiştir.
Yapılan kültürlerarası çalışmalar bu temel anlatım jestlerinin bütün kültürlerde ortak olduğunu göstermiştir.

Sosyal Jestler ve Mimikler
Bunlar olması gereken ifadeyi yüze yerleştiren jestlerdir. Durum gereği, olduğumuzdan çok daha mutlu veya hissettiğimizden çok daha üzüntülü olan yüz ifademiz bir sosyal mimiktir.

Mimik Jestler
Bu jestler taklit ve tanımlama jestleridir. Bir objeyi veya bir hareketi mümkün olduğu kadar kusursuz olarak taklit etmek amacıyla yapılan jestlerdir. Bunlar olmakta olan bir olayın taklit edilerek aktarılması kadar, söz konusu yaşantıyı görmemiş bir kişinin anlayabilmesine de yardım eden jestlerdir. Mimik jestler, tiyatroya özgü jestler, şematik jestler, teknik ve kod jestlerdir.

Tiyatroya özgü jest ve mimikler: İzleyicileri hoşnut etmek için artistlerin kullandıkları jestlerdir.
Taklit jestler: Rüzgarın veya köpeğin sesinin taklidi gibi, bir insanın olmadığı veya olmayacağı bir şeyi taklit etmesidir.
Şematik jestler: kısaltma ve özetleme ile ilgili taklitler olup mimik jestlerinin bir başka türüdür. Bu jestle kişi bir durumun en göze çarpan özelliğini alıp sadece bununla o bütünü tanımlar. Bu jestler bir nesne veya bir durumu ifade etmek için kullanılır. Ateş etme hareketi, sigara olmadan sigara içme hareketi, olmayan bir bardakla su içen kişinin yaptığı hareket bu tür mimik jestlere örnektir.
Teknik ve Kod jestler: Belirli bir meslek grubunun kendi aralarında kullandıkları jestlerdir. Polisler, borsa memurları, krupiyeler gibi. Bu kişilerin anlatım için kullandıkları jestler birbirleri ve onlarla ilişkili olanların anladıkları teknik jestlerdir.



Yüz İfadeleri ve Baş Hareketleri
Yüz İfadeleri
İnsanlar genellikle duygu ve yüz ifadelerinin birbirleri ile doğrudan ilişkili olduğuna inanırlar. Ancak bilim adamları duygular ile bu duyguların yüzle ifadeleri arasındaki ilişkinin böylesine açık olmadığını düşünmüşler ve çeşitli araştırmalara yönelmişlerdir. Bu araştırmaların sonucunda kişiye ve sosyal yapıya ait bilinç ve bu bilincin oluşturduğu düşüncenin, insanın yüz ifadesini etkilediği ortaya konmuştur. İnsanın düşüncesi; duygu ve yüz ifadeleri arsındaki doğrudan bağlantıyı engeller, etkiler ve yönlendirir.

Temel Duygular
Çeşitli kültürlerde yapılan çok sayıda araştırmadan elde edilen sonuçlar, 6 tmel duygu ifadesini aktaran ortak yüz anlatımları olduğunu göstermektedir. Bunlar mutluluk, korku, öfke, üzüntü ve tiksintidir.

PSİKO-FİZYOLOJİK LABORATUAR ARAŞTIRMALARI
İnsanın yüzünde mimikleri gerçekleştiren çoğu çift olmak üzere yaklaşık 20 kas grubu bulunmaktadır. Teorik olarak bunların sadece gerilip gevşetilmeleri bile, yüzlerce durumu farklı biçimlere ifade etmeyi mümkün kılmaktadır.
Yüz kasları duygusal bir ifadeyi yansıtma açısından esas olarak üç grupta değerlendirilir.
Alın kasları,
Göz kapakları ve çevresi kasları,
Ağız bölgesi, dudaklar ve çene kasları.
Yüz ifadelerine en derin anlamı öz çevresinde bulunan kas grupları vermektedir.

Baş Hareketleri
Burada başın yukarıya, aşağıya ve yanlara olan hareketleri söz konusudur.
İnsan kendisine yakın bulduğu kişi veya görüşlere doğru başıyla hafif yakınlaşır, uzak bulduğu kişi veya görüşlerden de başıyla hafifçe uzaklaşır. Bu son derece küçük hareket, insanın gerçek duygularını ortaya koymak açısından büyük önem taşır.
Başın bu anlatım jestlerinin bedenin merkezinin duruşu ile birlikte değerlendirilmesi daha doğru bir fikir verir. İnsanın şematik baş jestleri oldukça çeşitlidir. Şematik jestler arasında en çok kullanılan “evet” ve “hayır” jestleridir.

Eller, Kollar ve Parmaklar
ELLER VE PARMAKLAR
Bir çocuğun parmağının ucunda bir santimetre karede 6.000 sinir hücresi sonlanmaktadır. Bu inanılmaz kapasite ile insan, parmakları arsındaki bir saç kılını veya bir toz tanesini algılayabilir.
İnsan beyninde başparmak ve işaret parmağını kontrol eden hücrelerin kapladığı alan, baş ve bütün duyu organlarının kapladığı alana eşit, ayağını kapladığı alandan da on kat fazladır.
Kolların hareketi özel bir anlam taşır. Bu hareket göğsü öne çıkartan, insanı harekete geçiren aktif bir duygusal enerjiyi yansıtır. Duygusal açıdan açık insanlar karşılarındaki kişilerden kendilerine yansıyan duygu ve düşünceleri kabul etmeye hazır olarak, doğal bir kendine güven içinde kollarını bedenlerinden açarak hareket ettirirler.

KÜLTÜREL VE SOSYAL FARKLAR
Güney ülkelerinde jestlerle yapılan vurgulamalar, kuzey ülkelerinden daha fazladır. Araştırma filmleri üzerinde yapılan incelemeler, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Akdeniz ülkelerinde jestlerin kuzey Avrupa ülkelerinde daha sık ve daha büyük hareketlerle kullanıldığını göstermiştir.
Yapılan araştırmalar bu farkın coğrafi bölge özelliklerinden değil, sıcaklık farklarından kaynaklandığını ortaya koymuştur. Ancak sıcaklık farklarının hangi sebeplerle jestlerde böyle bir farklılığa yol açtığı açıklanamamıştır.

TEMEL EL HAREKETLERİ
El hareketleri konuşmamıza ritim ve vurgu katarak, düşüncemizin duygusal tonunu ortaya koyar. Ellerin konuşma sırasında temel görevi konuşmanın bizce önemli olan noktalarını vurgulamaktır.

Uzaklaştırma Hareketleri
Kişi ellerini açık olarak kendisinden dışa doğru hareket ettiriyorsa herhangi bir şeyi bedeninden uzaklaştırmak istiyor demektir.

ÜSTÜNLÜK BELİRTEN HAREKETLER
Sıkılmış yumruğuyla işaret parmağını kâğıt üzerine uzatarak, yapılan bir hatayı sekreterine işaret eden bir yönetici hiçbir mazereti kabul etmeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır.

Elleri ve Bileğini Bedenin Arkasında Tutma ve Kavuşturma
Elleri bedenin arkasında kavuşturmak otoriteyi temsil eden polis, öğretmen ve subaylar arasında çok sık görülen bir jesttir.

İNSANIN KENDİNE TEMASI
İnsanın kendi bedenine teması, gerginliğin yaşandığı durumlarda kişiye rahatlık verir.
İnsanların kendilerine en çok temas ettikleri ve gerginliklerini hafiflettikleri yüzlerce davranış incelendiğinde en çok aşağıda sıralanan yedi jestin sıralandığı görülmüştür.
Çeneye yaslanmak
Saçı okşamak
Yanağa yaslanmak
Ağza temas etmek
Şakağa yaslanmak
Elleri cebe sokmak
Kollarla bedene sarılmak

DİNLENME, DEĞERLENDİRME, ELEŞTİRİ JESTLERİ
Bir dinleyicinin konuya duyduğu ilgiyi bedenin üst bölümünden, kolların, elin ve başın, kullanılışı ortaya koyar, dinledikleri konuya ilgi duyanların çoğunlukla bir ellerinin kapalı olarak yanakta durduğu ve işaret parmağının da şakak boyunca yukarı baktığı görülmüştür.

DİĞER KARAR JESTLERİ
Pipo, gözlük gibi aksesuarları olanlar, karar verme durumlarında bunları duygu ve düşüncelerini yansıtacak biçimde kullanırlar

EL SIKIŞMA
Beden dili konusunda hiçbir fikri olmayanlar bile, elini sıktıkları kişiyle ilgili bazı şeyler düşünürler. El sıkışma biçimi insanın kişiliğini ortaya koyma yollarının en başta gelenlerinden biridir.
İnsanların birbirleriyle el sıkışma biçimlerinde esas olarak üç mesaj hakimdir: Üstünlük, eşitlik ve boyun eğme
Yapılan bir araştırmada başarılı üst düzey yöneticilerin büyük çoğunluğunun hem el sıkışma işlemini başlatan kişiler olduklarını, hem de avuç içleri yere bakar şekilde el sıkıştıklarını ortaya koymuştur.

Avuç İçinin Yönü
Avuç içinin yere bakması, karşıdaki kişinin elini bütünüyle yatay olarak sıkmak anlamına gelmez. Üstünlük belirten el sıkışı karşıdaki kişiye göre avuç içinin hafif yere dönük olması demektir.

Özel Duyguların Yansıtılması
Karşımızdaki kişiye dürüstlüğümüz ve kendi duygularımızın sıcaklığı konusunda güven vermek istediğimizde, onun elini iki elimizle sıkarız.

Başlatma ve Zamanlama
El sıkışma işlemini kimin başlattığının da ayrı bir önemi vardır. Esas olarak elini önce ev sahibi durumunda olanın uzatması gerekir.

Süre
El sıkışma işleminin ne kadar devam ettiği de kişi arasındaki yakınlığın bir gösterir. Normal bir el sıkışma 2–3 saniyedir.

Kötü El Sıkışma Biçimleri
İnsanları en çok rahatsız eden iki el sıkışma biçiminden biri, karşısındakine sadece parmakların ucunu vererek yapılandır.
Bir başka tedirgin ve kusursuz el sıkışma biçimi de İngilizlerin “ölü balık” dedikleri el sıkışma biçimidir. Bu el sıkışma biçiminde karşınızda adeta kimse yok gibidir.
Herkeste rahatsızlık yaratan bir başka el sıkışma biçimi de, karşısındakinin eli üzerinde güç denemesi yapanların el sıkmalarıdır.

KOL KAVUŞTURMA ENGELİ
Bir canlının kendisini güvende hissetmediği zaman bir cismin arkasına saklanması doğal bir korunma davranışıdır. İnsan yavrusu da hayatın ilk yıllarından başlayarak masaların, sandalyelerin, dolapların altına ve arkasına saklanır. İnsan büyüdükçe kendisini tehdit eden durumları yaşadığında, saklanma davranışı biraz incelik kazanır ve altı yaş dolaylarında çocuk, cisimlerin arkasına saklanmak yerine kollarını kavuşturarak kendisini koruyucu bir engel koruyucu bir engel oluşturur ve bu engelin arkasına gizlenir. Bu davranışı yaşamın daha ileri yıllarında örneğin gençlik döneminde bacak bacak üstüne atmayla oluşturulan engel izlenir.

Diğer Saklanma Davranışları
Kapalı bir mekânda güneş gözlüğü ile oturmak kişinin kendisini ve duygularını gizleme yönünde bir davranış olarak değerlendirilir.
Benzer şekilde çanta ve dosyayı göğsünün üzerinde tutmak, kişinin güvensizliği ve iç gerginliğinin işaretidir. Kişi böylece kendisini dünyaya karşı bir zırhla kapatmış olur.

Bacakların Kullanılışı Ve Oturma Düzenleri
BACAK BACAK ÜSTÜNE ATMAK
Bacak bacak üstüne atma biçimi çok sayıda anlam taşır ve kişinin iç dünyasıyla ilgili çok değerli ipuçları yansıtır.

Keşfedilmiş bir davranış
Bacak bacak üstüne atmak modanın değiştirdiği keşfedilmiş davranışlardan biridir. Çocuk bacak bacak üstüne atarak oturmanın hoşuna giden rahat bir beden duruşu sağladığını düşünür. Kısa bir süre sonra çocuğun içinde yaşadığı çevrenin yazılı olmayan kuralları bu oturma biçimini köklü bir biçimde etkiler. Çocuklar büyüdükçe, hiçbir şekilde farkına varmadan, içinde bulundukları yaş grubu, sosyal sınıf ve aynı cinsiyetten olan arkadaşları gibi bacak bacak atmaya başlarlar.
Bacak bacak üstüne atmak olumsuz ve savunucu bir tutumun ve artmış olan iç gerginliğin işareti olabileceği gibi, karşılıklı ilişkideki incelik ve zarafeti de yansıtabilir.

Alışılmış Durum
Bu oturma biçimine kolların kavuşturulması eklendiği takdirde, kişinin hoşnutsuzluğunun bir ifadesi olarak değerlendirilir.

AYAKLARI KAVUŞTURMAK
Kolları kavuşturmak için geçerli olan özellikler büyük ölçüde ayakları kavuşturmak için de geçerlidir.
Bedenimizin dilini tanımamız, zihnimize ve duygumuza önem vermemize ve onunla ilgilenmemize yardımcı olur.

OTURMA BİÇİMLERİ
İnsanın oturma biçimi, kişilik özellikleri ve iç dünyasıyla ilgili olarak önemli bilgiler taşır. Oturma biçimi doğru olarak değerlendirebilmek için bu bilgileri dört açıdan incelemek gerekir. bunlar sandalye veya koltuk üzerinde kapladığımız alan, beden duruşumuz, bacaklarımızın kullanılış biçimi ve oturmak için seçtiğimiz yerdir.

KAPLANAN ALAN
Bazı insanlar arkalarına yaslanır, oturdukları alanın bütününü kaplarlar ve durumdan memnun oldukları ve bulundukları yerden uzun süre kalkmayacakları izlenimini verirler. Buna karşılık bazı kimseler ise bulundukları sandalye ve koltuğun ucuna ilişirler, bütün ağırlıklarını bacaklarına veririler ve adete diken üzerinde otururlar.

BEDEN DURUŞU
Ayakta duruş şeklinde olduğu gibi, bir insanın oturma biçimi sırasında bedenin üst bölümünü kullanma biçimi, onun iç dünyası konusunda fikir verir. Dik bir oturuş, dik bir duruşta olduğu gibi, canlılık ve hayat enerjisi ifadesidir. Buna karşılık çökük bir oturuş çekingenliği ve kişinin azalmış hayat enerjisini gösterir.

Bacak Ve Ayakların Kullanılışı
Bacaklar diz kapağından kırılarak geri çekilir ve ayaklar sandalyenin altında tutulursa, bu kişinin bulunduğu ortamdan çok hoşnut olmadığını; söylenmesi gereken bazı şeyleri henüz söyleyemediğini veya söylemek istemediğini gösterir.
Ayağın sandalyenin kenarına takılarak veya bazen dolanarak oturulması daha yüksek bir iç gerginliğin yansımasıdır.
Ayakların sandalyeden ileri uzatılması, bacakları açarak oturma kişinin kendisine olan güveninin, durumundan memnuniyetinin ve saklayacak bir şeyi olmadığının işaretidir.
Ancak ayakların çok fazla ileri uzatılması ve kimi zaman öndeki sandalyeye veya tabure altlığına yaslanması kişinin kendi alanının sınırlarını genişletme, çevreye yayılma isteğini yansıtır ve saldırganca bir davranış olarak yorumlanır.

SEÇİLEN YER
Bir odaya girdiğimiz zaman seçtiğimiz yer kendimize olan güvenimiz ve o mekan içinde bulunanlar arasında kendimizi nerede gördüğümüz konusunda fikir verir.
Yapılan araştırmalar, odaya girdiklerinde kapıya yakın koltuk veya sandalyeye oturanların özgüvenleri düşük kimseler olduğunu ortaya koymuştur. Kapıya yakın bir koltuğa oturmak aynı zamanda kişinin kendisini diğer kişilerden daha az değerli ve önemli gördüğünün işaretidir.
Buna karşılık girdikleri odada ev sahibine ve merkeze yakın yer seçenlerin özgüvenleri yüksek ve kendilerinden hoşnut kimseler oldukları ve bu kimselerin aynı zamanda koltuklarını ve sandalyelerini dolduracak biçimde oturdukları görülmüştür.

OTURMA DÜZENİ
Oturmak için seçilen yer ve oturan kişiler arasındaki mesafe sözsüz bilgilerle dolu olan çok değerli işaretler verir. Hemen herkes bir restorana girdiği zaman sırtını duvara verebileceği bir masaya oturmak ister. Bunun sebebi, insanın mağara devrinde yaşayan atalarından aldığı mirastır. Kendini güven içine alma ihtiyacı, savunmasız olan sırtını tehlikeye dönmeyerek, ortaya çıkar.
Yapılan araştırmalar, restoran, bar, cafe gibi yerlerde sırtını hareket eden bir topluluğa dönerek oturanların solunumlarının sıklaştığını, kalp vurum sayılarının arttığını, kan basıncının yükseldiğini ortaya koymuştur.

Karşı Karşıya Oturmak
Karşı karşıya oturmak genellikle rekabeti ifade eder. İster bir fikir çerçevesinde, ister bir iş ilişkisinde olsun, karşı karşıya oturmak, tıpkı bir satranç maçında ya da iskambil oyununda olduğu gibi masadan bir galip bir de mağlup çıkacağını düşündürür.

90° lik Açıyla Oturmak
İşbirliğini sağlamak amacıyla kurulan bir ilişki içinde uygun olan, oturan kişiler arasında 90° lik bir açı oluşturacak biçimde yanlamasına oturmaktır. Böylece kişinin karşısındakini, çıkarları kendisiyle çelişen biri olarak değil, bir problemi birlikte çözecek kişi olarak algılaması mümkün olur.

Yan yana oturmak
Yan yana oturan ve hafif birbirlerine dönük olan iki kişi, büyük bir ihtimalle bir probleme karşı ortak bir yaklaşım içindedirler.
İnsanlar ilgi duymadıkları ve ilişki kurmak istemedikleri kişililerle çapraz ve mümkün olduğu kadar uzak oturur ve böylece aynı zamanda göz teması imkânını da azaltmış olur.

İNSANLARARASI İLİŞKİLERDE MESAFE VE BEDENSEL TEMAS
GÜVENLİK ALANLARI
Mesafe, insanlararası ilişkilerde kişilerin birbirlerine verdikleri değeri, önemi gösteren ve kendilerini ilişki içinde koydukları yer konusunda bize bilgi veren en temel belirleyicidir.
Kişinin diğer insanlarla arasına koyduğu uzaklık, onlara karşı olan duyguları ile ilgilidir.

Mahrem alan
Her insanın bir psikolojik korunma sınırı vardır. Buna mahrem alan denir. 0-25 cm’lik mahrem alan içine sadece özel duygusal ilişkimiz olan insanları alırız. Bunlar aile bireyleri, eşimiz-sevgilimiz ve çok az sayıdaki yakın arkadaşlarımızdır.
Kişisel alanın istenmeyen kişiler tarafından aşılması iki türlü duygusal değişikliğin yaşanmasına sebep olur.
Sıkıntı, gerginlik ve huzursuzluk
Saldırganlık eğiliminde artış

Kişisel alan
Kişisel alan iki arkadaşın konuşurken korudukları 25 cm ile 1 metre arasındaki değişen uzaklıktır. İşyerinde, davetlerde birbirlerini tanıyan ve arkadaş kabul eden kimseler birbirlerinden bu uzaklıkta dururlar. Kendimizi yakın hissetmediğimiz insanların girmesine izin vereceğimiz en yakın alan kişisel alandır.

Sosyal alan
Tanıdıklarımızla, iş yerindeki arkadaşlarımızla, evimize gelen tamirci, kapıcı gibi kimselerle kurduğumuz ilişkilerde, 1 metre ile 2,5 metre arasında bir mesafede durmaya çalışırız. Bu mesafe toplantılarda, davetlerde, birbirlerini az tanıyanlar arasında korunur.

Genel alan
Otobüs durakları, tren istasyonları, büyük otellerin lobileri gibi topluma açık yerlerde birbirlerini hiç tanımayan insanların – imkân olduğu takdirde – korumaya özen gösterdikleri mesafe en az 2,5 metredir. Örneğin, boş bir sinema veya konferans salonunda yanımızdaki koltuğa birisi oturursa rahatsız oluruz ve yer değiştirme ihtiyacı duyarız.

BEDENSEL TEMAS VE BEDENİN YÖNÜ
DOKUNMANIN VERDİĞİ RAHATLIK
Son zamanlarda yapılan araştırmalar, yalnız yaşayan kalp hastalarının, evlerinde köpek besledikleri takdirde yeni bir kalp krizi riskinin azaldığını ortaya koymuştur. Yalnız yaşayan kalp hastasının köpekle kurduğu ve dokunmanın verdiği rahatlıktan kaynaklanan sevgi ilişkisi hayat süresini uzatmaktadır.

İnsanlararası ilişkilerde temas
Bütün araştırmalar bedensel temasın canlıların hayatında önemli bir rolü olduğunu ortaya koymaktadır. Türkler, duygularını aktarmak için temas öğesinden Batı toplumlarına kıyasla daha fazla yararlanan milletlerdendir. Birini öpme, kollarını ya da sırtını tutma bizdeki insan ilişkilerinde sık ve bol olarak kullanılır. Aile bireyleri arasındaki ilişkilerde sarılma, öpme, kucaklama ve okşamanın yaşanması, ilişkileri geliştirir. Temas öğesinin varlığı büyüklere de, çocuklara da güven verir.

Temas ve mahrem alan
Aile üyeleri dışındaki insanlarla kurulan temas ilişkisinde dikkat edilmesi gerekenler doğallık, kendiliğindenlik, durumun veya şartların bu teması uygun kılmasıdır.
Aile üyeleri dışındaki kişilerle kurulan temas ilişkisinde en önemli faktör, karşıdaki insanın bu temasa karşı olan tutumudur.

YÖN BELİRLEYİCİLER
Otururken veya ayakta mesafe, insanların birbirlerine duydukları yakınlığın bir işaretidir.
Bir grup içinde diğerlerinden nispeten uzak oturan kişi, çeşitli sebeplerden ötürü kendini tam olarak grubun içinde hissediyor demektir. Grup içinde bulunan ama diğerlerine kıyasla çok yüksek statüde ve saygı uyandıran birinin varlığı da insanların o kişiye dönük ancak, bazen ondan uzak oturmalarına sebep olabilir.

AYAKUÇLARININ YÖNÜ
İnsan ilişkilerinde bedenin üst yarısının ve ayakuçlarının dönük durduğu yön, kişinin ağzından dökülen kelimeler ne olursa olsun, gerçekte zihinsel ve duygusal enerjisinin dönük olduğu yöndür.
Beden dilinin insanın iç dünyasıyla ilgili verdiği önemli ipuçlarından bir tanesi, göğüs ve ayakuçlarıyla işaret edilen yönün, insanın bulunmak istediği yerle ilgili gerçek niyetini ortaya koymasıdır

CİNSEL SİNYALLER VE İLGİ İŞARETLERİ
KUR DAVRANIŞLARI
İlgi aşamaları
Cinsel açıdan ilgi duyduğu birisiyle karşılaşan kişinin davranışları üç aşamadan geçer. İlk tepki uzun süreli göz temasıdır. Karşıdaki kişinin bakışlara karşılık verdiği düşünülürse, bunun bedensel olarak daha yakına gelme davranışı izler, bundan sonra üçüncü aşamada kişi hoşlandığı kimseye dokunmaya teşebbüs eder. Bu davranış çok kısa süreli, tesadüf görünüşlü, masum temaslardan cinsel birleşmeye kadar uzanan geniş yelpazeye yayılır.

İlk dakikaların önemi
Bir kadın ve bir erkek büyük çoğunlukla birlikte olup olmayacaklarına Tramitz’e göre ilk 30 saniyede Grammer’e 10 dakika kadar karar vermektedir

Sahiplenme
Bir topluluk içine beraberce giren kadın ve erkek, topluluktaki diğer kişilerin ilgisiyle karşılaşır. Partnerine gösterilen ilginin sosyal ilgi sınırlarını zorlaması, kişide bir rahatsızlık yaratır ve çevredekilerle “onun sahibi benim” imajı yaratacak bazı hareketler yapmasına sebep olur. Erkek başkaları ile konuşurken onun yanına giderek kravatını düzelten, ceketinin üzerinden hayali bir iplik alan veya tozları silken kadın çevredekilere böyle bir işaret vermek amacını taşımaktadır.

YALAN, SAMİMİYETSİZLİK, ŞÜPHE VE TEREDDÜT
GERÇEK DUYGULARIN GİZLENMESİ
İnsanlar yalan söyledikleri zaman en başarılı şekilde kontrol ettikleri, yüz ifadeleridir.

Yalan çeşitleri
İnsanların birbirlerine söyledikleri yalanları dört grupta değerlendirmek mümkündür. Birinci grupta kişinin söylediği yalanın, karşısındaki tarafından bilindiği fakat karşı çıkılmadığı “ortak-yalan”lar vardır.
İkinci grupta yer alan yalanlar, doğrusu ortaya konamayacağı için karşı çıkılmayan yalanlardır. Buna örnek eşi kendisini terk eden birinin bir kokteyl partide mutlu bir görüntü sergilemesidir.
Üçüncü grupta profesyonel yalancıların söyledikleri yalanlar bulunur. Burada “profesyonel yalancı” tanımı “mesleği gereği yalan söylemek zorunda olan” anlamında kullanılmaktadır. Örneğin, diplomatlar, politikacılar, avukatlar, reklâmcılar...
Dördüncü grupta ise, işi yalan söylemek olmayan sıradan insanların söyledikleri ve kendilerine yarar sağlayan küçük veya büyük yalanlar gelir. Bunlar fark edildiği zaman “yalan” diye adlandırılan “adi yalan”lardır.

YALAN İŞARETLERİ
Yalan söyleyen kişilerin elleriyle yaptıkları jestler azalmaktadır.
Yalan söyleyen kişinin elini yüzüne götürme ve yüz çevresine değdirme sayısı artmaktadır.
Yalan söyleyen bir insanın konuşurken beden hareketlerinde bir artış olmaktadır.
Yalan söyleyen bir kişinin el jestleri azalırken, el sallama hareketi artmaktadır.
Yüz ifadesinde yalanı ele veren en önemli ipucu, kişinin gözlerini sık sık konuştuğu kişiden kaçırmasıdır.

STATÜ SEMBOLLERİ
VARLIK GÖSTERGELERİ
Statü göstergesi, üstünlük düzeyinin yansımasıdır. Sosyokültürel olarak alt basamaklara indikçe kas gücü, üstünlüğü ortaya koymanın tek aracı olur. Statü, saygınlık ve yaşanan çevrede daha fazla hak sahibi olmak demektir.
Statüyü sağlayan faktörler olarak şunlar kabul edilmeye başlanmıştır.
Her türlü unvan
Politik güç ve iş hayatının sağladığı pozisyonlar
Varlıklı olmak
Gerçekte statü sembolleri, insanın değerler sistemindeki yönelişini diğer insanlara gösterme isteğidir. Statü sembolleri aracılığıyla kişi içinde bulunduğu çevredeki insanlara tercihlerini ve bunları elde etme derecesini gösterir.

DAHA İYİ İNSAN İLİŞKİLERİ KURABİLMEK İÇİN...
ÇEVREDE OLUMLU İZLENİM YARATACAK BEDEN DİLİ ÖZELLİKLERİ
Göz ilişkisi: insanların yüzüne bakanlar, bakmayanlardan daha çok hoşa gider.
Yüz ifadesi: Canlı olun. Mümkün olduğu kadar sıcak ve dostça tebessüm edin ve gülün.
Baş hareketleri: Karşınızdaki konuşurken sık sık başınızı hafifçe aşağı yukarı hareket ettirerek onu dinlediğinizi ve anladığınızı hissettirin.
Jestler: Çok aşırıya kaçmadan, jestlerinizi kullanın,
Postür (beden duruşu): Ayaktaysanız dik durun.
Yakınlık: İnsanlara daima, onları rahatsız hissetmeyecek, mümkün olan en yakın mesafede durmaya gayret edin.
Yöneliş: Daima konuştuğunuz veya sizinle konuşan insana dönük durun.
Bedensel temas: İnsanları tedirgin etmeden, mümkün olan her durumda bedensel teması kullanın.
Dış görünüş: Grup normlarına, toplumsal rol ve statünüze uygun giyinin. Giyiminize mümkün olduğunca renk katın.
Konuşmanın sözel özellikleri: Çok fazla ve çok hızlı konuşmaktan kaçının.

DUYGUSAL OLGUNLUK
“Duygusal olgunluk” kavramı Yale üniversitesinden psikolog Peter Salovey tarafından 1990 yılında “Duygusal Zekâ” olarak ortaya atılmış yine aynı yıllarda New Hampshire Üniversitesi psikologu John Mayer, bu konuyu ele almış ve insanın başarısında duygunun önemli bir yeri olduğunu vurgulamıştır. Bu kavram John Mayer tarafından “Kişinin kendi duygularını anlaması ve yaşam düzeyini yükseltebilecek yönde düzenlemesi, başkalarının duyguları için empati göstermesi” gibi özellikleri tanımlamak için kullanılmıştır.

İNSAN KARŞISINDAKİNDEN NELER BEKLER?
İnsanlararası sağlıklı ilişkilerin kurulması için atalarımızdan aldığımız reçete “karşılıklı saygı ve sevgi”dir.
Unutmayın ki insanların sizden beklediği, gerçekte sizin diğer insanlardan beklediklerinizdir.
Karşınızdakinin yansıttığ‑ 5; kişiliği kabul edin
Karşınızdakine seçim hakkı tanıyın
Karşınızdakini asla utandırmayın
Karşınızdaki kişiler övgü ve onay beklerler
Karşınızdakine size yardım etme fırsatı verin
Karşınızdakine doğru bilgi verin
Karşınızdakini iyi dinleyin
Giyimimize ve dış görünümünüze özen gösterin

İNSANLARLA İLİŞKİLERİ ENGELLEYEN VE KOLAYLAŞTIRAN DAVRANIŞLAR
Ellerin kenetlenmesi, kolların kavuşturulması, bacak bacak üstüne atılması ve geriye doğru yaslanarak oturulması ilişkiyi olumsuz yönde etkiler.
Karşıdaki kişinin yüzüne bakmadan ve gözleri kaçırarak konuşmak o kişide kendisine değer verilmediği duygusunu doğuracağı için ilişkiyi zorlaştırır.
Konuştuğumuz kişinin adını öğrenmemek, ondan adı yerine, sık sık “siz”, “hanımefendi” veya “beyefendi” gibi kişisel olmayan bir ifadeyle söz etmek ilişkiyi olumsuz yönde etkiler.
İnsanların en başta gelen ihtiyaçlarından biri “anlaşılmak”tır. Bu sebeple karşımızdaki kişiyi hiç ses çıkarmadan ifadesiz bir şekilde dinlersek onu dinleyip dinlemediğimizi, anlayıp anlamadığımızı ve fikirlerine katılıp katılmadığımızı bilemez ve bu durumdan büyük rahatsızlık duyar.
Bir konuşma sırasında aynı fikirde olmadığımız durumlarda söze “hayır”, “yanılıyorsunuz&# 8221;, “bu çok saçma” diye başlarsanız, karşınızdaki kişiyle uzlaşma şansınızı kaybedersiniz.
İnsanlararası ilişkileri bozmanın hiç şaşmaz bir kuralı vardır. Bu hem yakın ilişkide olduğumuz kişiler, hem de yeni tanıdıklarımız için geçerlidir: ilişkinizi bozmak istiyorsanız onları eleştirin ve yargılayın. “Açık sözlülük” sloganı altında “hatalarını yüzlerine söyleyin” ve “değişmelerini” isteyin.

Batlaş acar, “Bedenin Dili”, Remzi kitapevi
http://www.felsefeekibi.com/forum/forum_posts.asp?TID=40198&PN=2
burada yazanlar seneler öncesinde benim elime geçmişti ancak tekrar taramAk istemediğim için kopyaladım...

YAŞAM O KADAR CÖMERT DEĞİL

Birlikte olduğumuz, tanıdığımız insanların, dostların, arkadaşların değerini ne kadar biliyoruz, ne kadar farkındayız..
" ya biz, binde bir karşımıza çıkan, dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatını ne yapıyoruz?.Akşamüstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omuzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omuzun , belimizi kavrayan bir elin , uzun yıllara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyormuyuız onu? Değerini biliyor, biricikliğini , benzersizliğini anlayabiliyormuyuz?
Yoksa hayatı sonsuz , fırsatları sayısız sanıp kendimizi hep ileride bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyormu?

Karşımıza zamansız çıkmış insanları , yolumuzun dışına sürerken, bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyormuıyuz.Hayat her zaman cömert davranmaz bize , tersine çoğu zaman zalimdir .Her zaman aynı fırsatları sunmaz .Toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların , eskitmeden yıprattığımız dostlukların , savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayanlız kalırız bir gün..
Bir alşamüstü yanımızda " kimse olmaz, yada onlar olması gerekenler değillerdir."
Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anlar ve olağanüstü kişileri yakalamak .Bazılarının gelecekte sandıkları " birgün" geçmişte kalmıştır oysa ; hani şu karşıdan karşıya geçerken , trafik ışıklarında rastladığımız , omuzumuzun üzerinden şöyle bir baktığımız sonra boşverip " nasıl olsa ileride bir gün tekrar karşımıza çıkar" dediğimizdir.Oysa tamda o gün bu zalim şehri terk etmiştir o, boş yere bu sokaklarda ararsınız...

DÖNMEDİN

Anımsıyormusun yeni arabanı ödünç alıp
Çarptığım günü?
Öldüreceğini sanmıştım beni
Öldürmedin oysa...

Anımsıyormusun seni zorla sahile götürdüğüm
Yağmur yağacağını söylediğin ve yağmurun yağdığı günü?
''Sana söylemiştim''demeni bekledim
Demedin oysa...

Anımsıyormusun seni kıskandırmak için başka oğlanlarla gezdiğim
Ve senin kıskandığın günü?
Terkedeceğini sanmıştım beni
Terketmedin oysa...

Anımsıyormusun çilekli pasta düşürüp
Arabanın paspasını kirlettiğim günü?
Tokatlayacağını sanmıştım beni
Tokatlamadın oysa...

Anımsıyormusun dansın resmi giysili olduğunu söylemeyi unuttuğum
Ve senin kot pantolonla geldiğin günü?
Bırakacağını sanmıştım beni
Bırakmadın oysa...

Evet yapmadığın çok şey vardı
Ama dayandın bana,sevdin beni
Çok şey vardı benimde senin için yapmak istediğim
Vietnamdan döndüğünde
Dönmedin oysa...


LEON BUSCAGLİA'nın Yaşamak, Sevmek ve Öğrenmek isimli kitabından ...

ANLAR

eğer hayatımı yeni baştan yaşayabilseydim
o yaşamda
daha çok hata yapardım.
o kadar mükemmel olmaya çalışmazdım... daha çok dinlenirdim.
bu yaşamda, onca ciddiyetin arasında yapamadığım kadar eğlenirdim.
o kadar temiz kalmazdım.
daha fazla riskler göze alır, daha çok gezer, daha çok günbatımı seyrederdim,
daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim
gitmediğim daha çok yere giderdim.
daha çok dondurma, daha az bezelye yerdim.
daha çok gerçek sorunlarım, daha az sanal sorunlarım olurdu.
ben yaşamın her dakikasını gerçekçi ve kitabına uygun yaşayan insanlardan biriydim.
elbette mutluluk anlarım da oldu.
ama geriye dönüp, baştan başlayabilseydim çok daha fazla iyi anlarım olurdu.
çünkü, eğer bilmiyorsanız, yaşam bundan ibarettir, anlar, yalnızca anlar...
"şimdi"yi sakın kaçırma.
ben, yanında, termometre, bir şişe su ve paraşüt olmaksızın asla bir yere gidemeyen insanlardan biriydim.
eğer hayatımı yeniden yaşayabilseydim, çok daha hafif gezerdim.
eğer hayatımı yeniden yaşayabilseydim, baharın başlamasıyla birlikte ayakkabısız yürümeye başlar, sonbahar bitimine değin çıplak ayakla devam ederdim.
bilinmeyen daha çok yola sapar,
güneşin doğuşunu daha çok seyreder,
daha çok çocukla oynardım
yalnızca bu yaşamda bir şansım daha olsaydı.
gel gör ki, işte 85 yaşındayım
ve biliyorum ki,
artık ölmekteyim....
jorge luis borges

(35 yashından sonra kalıtımsal bır sorun yuzunden kor oldu)

"SENİ SEVİYORUM"

"SENİ SEVİYORUM"

Sadece kim olduğun için değil, sen olduğun için ve seninle beraberken kim olduğumu, benliğimi anladığım için, beni değiştirmeye çalışmadan olduğum gibi sevdiğin için, ayrıca, bir şey söylemeden, bakışlarınla bile sevgini hissettirdiğin için ve bana kendimi önemliymişim gibi hissettirdiğin için

SENİ SEVİYORUM!
Sadece kendine yaptıkların için değil, bana kattığın güzellikler için, beni hep tamamladığın ve biz bilincini bana aşıladığın için

SENİ SEVİYORUM!
İçimdeki çocuğu, saklı kalmış beni ortaya çıkardığın için, ayrıca, sana ihtiyacım olduğu her an beni yalnız bırakmayıp gücüme sevginle güç kattığın ve tüm duyarlılığınla yanı başımda olduğun için

SENİ SEVİYORUM!
Elini kalbimin üzerinde hissettiğim zaman üzüntülerimi alıp onların yerine şimdiye kadar kimsenin başaramadığı o güzellikleri, o sıcaklığı, o içtenliği bana hissettirdiğin için ve bütün bunları benden kilometrelerce uzaklıkta bulunan bedenin ama beni bir an olsun yalnız bırakmayan mucizevi sevginle, o güzel ruhunla başardığın için

SENİ SEVİYORUM!
Hayatımı bir aşk ve sevgi tapınağına dönüştürdüğün ve her günümü özel bir güne, yaşam şenliğine, unutulmayan şiirlere dönüştürdüğün için ve hayatımda beklediğim iki şeyi "huzur ve sağlığı" bana sağlamaya çalıştığın için ki beni zararlı şeylerden uzak tutarak sağlığımı,varlığın ve sevginle de huzurumu sağladığın için

SENİ SEVİYORUM!
Sadece sesimi duymak için aradığın için, hayatın monotonluğunu ortadan kaldırdığın için, kendimi keşfetmeme yardımcı olduğun için, en iyi dostum, arkadaşım, sırdaşım, bir tanem olduğun için, yanımdayken bile seni çok özlediğim için, en önemlisi sadece ve sadece "BENİM SEVGİLİM" olduğun için

SENİ SEVİYORUM!
Çünkü sen kimsenin ve benim başaramadığım şeyleri, kendimi iyi hissetmemi, kendimle dost ve barışık olmayı,hiçbir zaman olmadığım ve tadamadığım kadar mutlu olmamı sağlıyorsun. Böylece bana mükemmel bir ilişki sunuyorsun. Ve sen bunları yalnızca konuşmayla, sözlerinle, dokunuşunla veya işaretle değil, sadece kendin olmakla yapıyorsun. Hiç kuşkusuz, sağlıklı sevgi ve gerçek dostluk, ölümsüz arkadaşlık budur...

Ve buna ekleyecek daha bir çok şey olduğu için ben seni çok, hem de çok seviyorum.

2900 yıl öncesi Xsentos'den...

Gürültü patırtının ortasında sessizce, sükunetle dolaş; sessizliğin içinde huzur var. Sakın bunu unutma...

Herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun. Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma...

İçten ol, telaşsız anlat... Kısa, açık ve net konuş... Başkalarına kulak ver...Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü dünyada herkesin bir öyküsü vardır.

Yalnız yaptığın planların değil, başardıklarının da tadını çıkar...

Ne kadar küçük olursa olsun işinle ilgilen. Hayattaki dayanağın işindir, unutma. Sevebileceğin bir iş seçersen, yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın. İşini öyle seveceksin ki, başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken, verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın.

Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol... Sevmiyorsan eğer, sever gibi yapma... Çevrene ve tanıdıklarına önerilerde bulun, fakat asla hükmetmeye kalkma...İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki, insanlığın sevgi konusunda yüzyıllardır öğrenebildiği, bir kumsaldaki kum taneciği bile değildir.

Aşka sakın burun kıvırma...Aşk nedir? Çöl ortasında yemyeşil bahçedir. O bahçeye bakmayı hak etmiş bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli ilgiye, yardıma, bakıma, sevgiye ihtiyacı olduğunu unutma.

Hayatta kaybedebilirsin. Kaybetmeyi ahlaksızca bir kazanca tercih et. Birincisinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki; o yolda mağlup olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür.

Yıllar geçiyor, geçecek... Yılların geçmesine öfkelenme...Gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme. Rüzgarın yönünü değiştiremiyorsan, yelkenlerini rüzgara göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenir. Ara sıra kendini tutamayabilirsin. Yüreğini isyana kaptırabilirsin... Fakat unutma, evreni yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendinle barış içinde ol...

Annenin seni doğurduğu saatleri hatırlıyor musun?

Sen ağlarken herkes sevinçle gülüyordu.

Öyle bir ömür geçir ki, sen öldüğünde herkes ağlasın...

Sabırlı, sevecen ol, erdemini yitirme...

Önünde sonunda sahip olduğun tek servet yine kendinsin.

Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekanıdır...

10 Ekim 2007 Çarşamba

Kankam... :)))

Şaşkın kankam, güzel kankam, saf kankam…
Hayatımda gördüğüm en saf, en temiz, en karşılıksız kişilerden biri esaslı bir insan…
Ne desen inanır. Oruçtan bahsetsen mesela; dinler seni her zamanki –cocuk- gibi inanır ne desen. Örneğin, zor olmaz oruç, bütün iş öğleni geçirmek gerisini anlamazsın bile ama başkadır onun huzuru inanana çok veririr desen bir bakmışsın ertesi gün oruç tutmuş ;)) ama ben tutmamıştım o zaman. Şaşırdım görünce oruçlu onu, mahcup etti beni…
Disiplinlidir ne dese yapar, kendisi içinde yapılmasını bekler. Mazeret bilmez. Yalanı da sevmez.
Aslında söyleyecek çok şey var hakkında iyiye dair ama ben beceremem, hata bende. Homeros olsa kitap yazardı sadece hakkınya giriş olarak…

9 Ekim 2007 Salı

Herkesin oyu eşit... - Cem yilmaz'dan...



Herkesin oyu eşit
Avrupa ile olan en büyük farkımız, "eğitimsiz nüfusla yürütülen demokrasi" ile "eğitimli nüfusla yürütülen demokrasi" farkı. Demokrasilerde, eğitimli olsun, eğitimsiz olsun herkesin oyu eşit sayılıyor. Ama, eğitimsiz ve fakir nüfusun oyu rahatlıkla küçük menfaatler karşılığında satın alınabiliyor. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere dahil bir çok ülkede, "Senato", "Lordlar Kamarası" veya benzeri oluşumlar var. Buralara, daha eğitimli ve tecrübeli kişilerin daha değişik bir seçim sistemiyle seçilmesi olanağı var ve sistemin kalitesi bu şekilde yükseltiliyor.
Bizde de, anayasa değişikliği gündemde iken, mutlaka benzer bir yapıya gidilmesi gerekli. Geç olmadan!

Cem yilmaz'dan...

Demokrasinin en tuhaf tarafi oylama sistemidir. Yani her
secmenin bir oy hakki vardir ama hicbir ise yaramamaktadir. Cunku her
insanin bir oy hakkiolmasi adaletsizlik. Adini yazmayi bilmeyenle yaziyi
icat edenin esit oy hakki olmasi butun duzensizligin kaynagidir.

Bence
saglam bir bilgisayar agiyla vatandaslarin uretime katkisi, odedigi vergi tutari,yaptigi hayirli ve hayirsiz is sayisi ogrenilip belli bir katsayiyla carpildiktan sonra (Bukatsayiyla carpma hikayesini niye istedigimi bilmiyorum, devlet hep oyle yapar diye yazdim.) kisinin verebilecegi oy sayisi hesaplanabilir.Dusunsenize ikiyuz milyar vergi verenin de bir oy hakki var o tutardan fazla vergiyikaciranin da.Orman yakanin da bir oy hakki var agac dikenin de... Secme durumu bu. Secilenlerde de durum farkli degil. En fazlasindan ilkokul bitirmis olmasarti araniyor o kadar. Yani heykel yapan da secilebiliyor, icine tukuren de! Memlekete katki nekadar fazlaysa oy hakkinin da o kadar fazla olmasi gerekir. Varolan durum bence hukuka aykiridir. Hatta anayasanin bir maddesine de aykiridir ama su anda kacinci madde oldugunu hatirlamiyorum.Oylamada bu haksizlik yapilirken sonuclari degerlendirmede de yanlis yapilmaktadir. En cok oy alan parti kazaniyor simdi. Bu yanlis! Butun yarismalarda en yuksek puan veren
juri ile en dusuk puan veren jurinin verdigi oylardegerlendirmeye alinmaz.
Geri kalanin ortalamasi alinir. Evet bu sacma bir fikirdir. Ama yine de bu
konuya kafa yordugunu gosterir. Enflasyon devletin alenen suc islediginin
kanitidir. Cunku devlet besbelli ki kalpazanlik yapmaktadir. Yani
devletacik acik sahte para basmaktadir ve bunlari aslindanayirmak
imkansizdir. Ekonomi neden batti soyleyeyim: Bir kere ekonomi ureticiler
arasindaki bir tuketici iliskisine donmedikce refah gelmez. Her uretici
aynizamanda bir tuketicidir ama pek cok tuketici sadecetuketicidir. Hicbir
sey uretmez, hicbir ise yaramazlar. Hicbir meslek erbabi degildirler.
Hicbir konuda yetenekleri yoktur. Ya da o boyle olduguna inanmistir.
Mukemmele yakin okey oynar ama bu sporhenuz olimpiyat kapsamina
alinmamistir maalesef. Bir ekonomide bu kadar TUKETICI olursa batar
tabii.Dunyanin en az icat yapilan ulkesi Turkiye'dir. Zaten "basimiza icat
cikarma simdi!" diye birdeyimin uretildigi bir ulkede sonuc baska turlu
olamazdi. Ama su acik ki pek cokseye ihtiyacimizvar, bunlarin bazilarini
kendimiz bulsaydik fena mi olurdu? Cunku bunun gelismeyle ilgisi yok. En
buyukbuluslar mum isiginda yapildigina gore?Biliyorsunuz mesela Edison
ampulu bulana kadar henuz ampulu bulamadigi icin mum isigindacalismistir.
Yani ampulu mumla aramistir. Ve hep ironi ironi dedikleri iste budur. Cunku
icat dediginpatent hakki demektir ve kayda deger bir bulusinsanin yedi
ceddini zengin eder. Ama ulkende saglam bir telif haklari yasasi yoksa
insanin icinden icatyapasi da gelmez herhalde. Yani demem o ki enazindan
bir vantilator filan icat edebilirdik. Ya datost makinesi. Bunlar atla deve
degil diyesoyluyorum. Yani MR cihazi demiyorum mesela. O zor tamam ama
herhalde bir teflon tava yapabilirdik. Ama kendi icatcilarimiza deli
muamelesi yapincauygarliga katki saglanamiyor tabii. Her mahalledevardir
kendisi hakkinda "Bu mu? Manyagin teki mucito! Kendi kendine acayip seyler
icat eder.." diyebahsedilen biri.Dunyadaki icatlar doneminin kapandigi
soylenir amabu dogru degildir. Hala insan pek cok seyiyapamamaktadir.
Mesela ucamamak, isinlanamamak, yeteri kadar sik sevisememek, aya
gidebilmek ama orada henuz para aklayamamak, zaman tunelinin sadecefilmini
yapabilmis olmak, hicbir zaman dogru partiyeoy verememek gibi daha
cogaltabilecegimiz pek cokeksigi vardir. Dusunsenize dunyanin
yuvarlakoldugunu ogreneli kac sene oldu ki sunun surasinda. Yani insanoglu
binlerce yil ustunde yasadigigezegenin birak detaylarini seklini bile
>bilmedenyasadi. Bati bile bu iste iyi degilken bizim durumumuzu dusunmek
bile istemiyorum.
Bir tek uluslararasi ismimiz Behcet Bey'dir. Kendisini
tanimiyorum ama Behcet Hastaligi dunya tipliteraturune girmistir. Tabii
gonul isterdi kihastaligi degil ilacini bulsaydi ama zamanla o da
olacaktir. Yani koca tarihe baktiginizda bula bulabir hastalik bulmusuz. O
da tam bir icat sayilmaz aslinda. Hastaligi Behcet Bey uretmedigine
gore.Mesela matbaayi biz bulmadigimiz gibi bulani daciddiye almamisiz. O
yuzden hala buyuk harfleri ya da kucuk harfleri ya da hicbirini tanimayan
insanlaryasiyor aramizda. Soylememe gerek yok ama onun da sizin gibi bir oy
kullanma hakki var.Tarih boyunca bilime hic katkida bulunmamis birtopluma
bir cok icattan yararlanma imkani verdigi icin dunyaya sukran borcluyuz.
Adamlar telefonubuldu, biz de bari en azindan jetonu bulaydik be agbi, ayip
yani? Cunku bizim orta ogretimimizdeakilda kalan cumle sudur Yahu bu
matematigin gunlukhayatimizda bize ne faydasi olacak?.... Hemen herkes
matematikten nefret eder ve faydasiz bir seyoldugunu dusunurler. E bir
toplum ya dayak yememis ya da hesap bilmiyor durumundaysa batar
tabii.Matematik insanoglunun buldugu (ki herhangi birrakkami dahi biz icat
etmis degiliz. En azindan sifiri bul bari degil mi? Hayir onu da bulan
birarap alimidir ama simdi isim ver deseniz verecek durumda degilim.) en
yararli derstir.Matematikten anlamamak bir kusurdur. Ama bununlaovunmek
esekliktir. Cunku bu basarisiz ogrenciler arasinda yaygindir. Onlar
akillari sira matematiktenanlayani ve basarili notlar alani marjinal yapmak
isterler... Yani onlara gore matematikten kalmakdegil ondan gecmek
tuhaftir. Caliskan ogrenciye inekderler ama tembel ve sorumsuz ogrenciye
takilmisherhangi bir hayvan ismi yoktur.Matematik butun bir hayati, bir
hayatta basa gelebilecek tum ihtimalleri, sadelestirmeleri,basitlestirme ya
da karmasiklastirma eylemlerini, ozetle tum detaylariyla insan hayatini
anlatan birsifredir. Sifir hicbir sey degil aslinda herseydir.Bir, bir tek
tanrinin ailedir. Sonra cokluk vardir azlik vardir. Bir rakam digerinden
buyuktur amasifiri neyle carparsan carp sonuc yine sifir olur. Sizin
zekaniz karsinizdakinin zekasiyla sinirlidir.Yani hic kimsenin
karsisindakinin kendinden dahazeki oldugunu anlamasina imkan yoktur.
Herhalde o yuzden herkes kendini zeki zannediyor, hicbir salak,salak
oldugunun farkinda degil.Matematik felsefenin de temelini olusturur.
Herhangibir sayfada gordugunuz iksler yeler, abuk sabukisaretler filan size
hayattaki cok karmasik bir durumu formule eder ve size bilinmeyeni yani X'i
sorarlar. Anlasana be sapsal o X dedigi sensin.Ileride yolunu kaybettiginde
nasil bulacagini bilmenicin bu formul.Matematikteki problemler hayattaki
problemlerin aynisidir. Yani iki kere iki her zaman dort eder. Matematik
bunu bize garanti ediyor. Ya her zaman ikikere iki dort etmeseydi? Ticaret
cok riskli bir halegelmez miydi? Sen hala de ki "Ulan bu karekok alma da
neyin nesi?" Ya da "Integral mi? delirdi bu herhalde.!"Matematikten
hoslanmayan ogrenciler sonrakihayatlarinda genellikle tercihlerini hep yanlis yapan insanlar olurlar. Sanirim ulkemizdeki secim sonuclari buna
kanit olusturmaya yeter.Evet matematik zordur ama hayat da
oyledir.Matematigi seviniz cunku fazla seceneginiz kalmadi.Siz matematigi
gereksiz buldukca enflasyonyukseliyor. Birbiriyle satranc oynayan kari koca
sayisi artmadikca bu isler duzelmez. Herkesin oturup ya da daha iyisi
oturdugu yetisir kalkip "acaba neicat edebilirim" diye dusunmesi gerekir.
Ama ondanonce sahip olduklarimizin degerini bilmeliyiz. Kendi yerel
zenginliklerimizin de farkinda degiliz. Sozgelimi Bodrum'daki otellerin
neredeyse hicbirindeBodrum zeytini yoktur. Koylerinde bin cesit
peyniryapilan turistik bir beldede oraya uc yuz kilometre öteden gelmis ve
otelin satin alma mudurununzimmetine gecirdiginden artanla alinmis bir
beyazpeynir sunulur. Yani otelin hemen arkasindakitepenin yamacindaki koyde
yapilan muhtesem kecipeynirinden otelde kalan Italyanin haberi olsa sirf o
peynir icin seneye bir daha gelecek ama maalesef bu olmamaktadir. Ustelik
getirilen peynirin yaninabir parca hiyar, biraz da maydanoz konarak
turiste"bizim yalnizca peynirimiz degil sebzelerimiz deigrenctir" mesaji
verilmektedir.Turizm deyince bu arada turistik sapiklar icin bir ikazim
olacak. Evet belki bazi kadin turistlerinbeldemize geldiklerinde bir iki
hemsehrimizlesevistigi olmustur ama emin olunuz ki hicbirinin buraya gelis
maksadi bu degildir. Cunku seks turizmiyapanlar genellikle uzakdoguya falan
giderler bize gelmezler. O yuzden kendilerine tecavuz etmesek iyiolur.
Onlar senin ustune alindigini bilseler o minietegi giymezlerdi ama seni
bilmiyorlar tabii...

Cem YILMAZ..

2 Ekim 2007 Salı

uzaktasın çok uzakta...



Bi bilsen seni ne kadar cok özledim kardeşim. Keske olsan şimdi yanımda didişsek, bir yemek yapsak, mesela makarna, yesek 3 kardeş sora sen bir çay demlesen en acısından. Doymasak ne yemeğe ne içmeye ne birbirimize...

seni çok özlüyorum...

DEMOKRASİ sihirli bir değnek midir?

Prof. Dr. Sebahattin Bektaş hem demokrasinin sihirli bir değnek olmadığı hem de sanıldığı gibi her zaman iyi sonuç vermediği kanısında:

"Demokrasinin iyi sonuçlar vereb3ilmesi seçmenlerin çoğunluğunun özgür iradeli, bilgili bireylerden olmasına bağlıdır. Karnı aç insanlardan sağlıklı tercih yapmaları beklenemez. Bu nedenle demokrasinin genelde eğitim, kültür ve refah düzeyi yüksek toplumlarda iyi sonuçlar verdiği gözlenmiştir. Kaldı ki demokrasi de sınırsız değildir. O halde sınırlarının nereye kadar olduğunu da saptamak gerekir ki o nokta, bilimle çatışana kadardır. Bilimsel gerçeklerin demokrasiyle test edilmesi diye saçma bir şey olamaz."

Bizdeki demokrasi, başkalarınınkilere benzemiyor ve saçmalıklar birbiri peşine sıralanıp gidiyor.

Prof. Dr. Özer Ozankaya bu noktada bakın ne diyor: " Atatürk , başta laiklik olmak üzere Türk demokrasi devrimini ulusal egemenlik ilkesine dayandırmakla birlikte, bir yandan da din adına ona karşı çıkanları etkisiz kılmaya özen göstermişti. ABD ve AB sömürgeciliği, resmi olarak da güdümleri altına aldıkları kitle iletişim araçlarıyla, Atatürk'ün böylece İslam dünyasına hem iç hem de dış sömürüden kurtuluş yolunu açan bir devrimin mimarı olduğunu unutturmak için şeytanlıklarını günümüzde 'Ilımlı İslam' propagandasıyla sürdürüyor. Çünkü din ve sermaye sömürgenleri, kitlelere sunulan dinin, bilim ve tekniğin ışıklarıyla arı ve duru olup yücelmesine razı değiller. Sömürgeci maşası medya da işin bu özünü özenle saklamaktadır. Verdikleri zarar tüm İslam dünyasına, dolayısıyla tüm insanlığadır!

ABD ve AB İslam dünyasına 'İslam'ı benim istediğim gibi anlayacaksın' anlamına gelen 'Ilımlı İslamı dayatıyor. Oysa bugün 'radikal' dedikleri sözde İslam'ı da düne kadar İslam dünyasının başına bela eden yine bu sömürgeci Batı'nın kendisiydi.

Hangi tarikat şeyhi, hele Washington'a postu sermişi, bu 'Ilımlı İslam' oyununa karşı sesini yükseltiyor? Hiçbiri!

ABD ve AB sömürgeciliğinin İslamı da Türklüğü de perişan etmeğe yönelik 'Ilımlı İslam' şeytanlıkları işbirlikçi medya ve Ortaçağ artığı tarikatçılar ve siyasetçiler tarafından halkımıza demokrasi gereği imiş gibi yutturulmaya çalışılıyor."

Özetle, şeytani bir demokrasi içinde sürükleniyoruz.

Bayanlara ofsaytı anlatmanın örnekli yolu...

Ucuzluktaki super cantayı almak icin
Mango'ya girdiniz.

Sadece bir tane kalmıs, o da kasanın(kale) hemen yanında.

Ama bu cantanın tek taliplisi siz
degilsiniz

Çantayı gözune kestiren diger bir
musteri(rakip oyuncu)de sizin hemen yanınızda bitiveriyor.

ikiniz de durumun farkındasınız ve hızla kasaya (kaleye) yöneliyorsunuz.

Tam o esnada; biraz önce bluz aldıgınız Zara'da ödemeyi yaptıktan hemen sonra calan cebinizi cevaplamak icin cuzdanınızı cantanıza koymadan arkadasınıza verdiginizi ve onda unuttugunuzu fark ediyorsunuz.

Bir yandan kasaya dogru kosarken diger
yandan da elinizi havaya kaldırarak arkanızda kalan arkadasınızdan
cuzdanı(topu) istiyorsunuz.

öyle bir durumdasınız ki, rakibinizin
gerisinde kalırsanız kasaya daha uzak kalacagınız icin avantajınızı kaybedeceksiniz ama eger arkaya gecmezsiniz arkadasınızdan uzak kalıyorsunuz ve arkadasınız da o kalabalıkta size cuzdanınızı fırlatamıyor, hersey bir an meselesi.

Bu durumda yapmanız gereken rakibinizin arkasına gecip cuzdanı (topu) almanız ve cuzdanı ele gecirdikten sonra rakibinizi gecmeye calısmanız.

Top sana atıldıgı anda kaleye rakibinden daha yakın olamazsın.
iste ofsayt bu.

Anlamayan varsa bunun Versace'li
versiyonu var :)

BABAM SAĞOLSUN !!!


İNSANLARIMIZ OY VERİRKEN NELERE DİKKAT EDİYOR?

Develi, Manisa'nın Saruhanlı ilçesine bağlı bir köy. Bundan iki yıl önce
Develi köylüleri parti parti, dernek dernek, sendika sendika gezdiler. "Köyümüze çöplük yapacaklar, bizi kurtarın" diye yardım istediler. Kapılar
yüzlerine kapandı.

TKP'ye geldiler. TKP yöneticileri, hukukçularla, tarım uzmanlarıyla,
çevrecilerle birlikte harekete geçti, "Develi çöplük olmasın" kampanyası
başlattı. TKP'liler Develi halkına hukuksal, siyasal, örgütsel, eylemsel
destek verdi. Çevre dostu avukat Şehrazat Mercan, titiz bir hukuk
mücadelesi yürüttü.

Sonunda idare mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi, çöplük projesi
durduruldu. Bu arada Develi halkı ile TKP kaynaştı, akraba gibi oldu. Develililer de TKP kimliğini benimsedi, sevdi, sahiplendi. Öyle ki, köyde
düzenlenen şenliklerin, keşkek günlerinin onur konukları TKP'lilerdi .

Seçim günü geldi çattı. Sandıklar açıldı. Sonuçları veriyorum. Çöplük
projesinin sahibi AKP, 194 oy alarak birinci parti oldu.
DP 164 oy, MHP 72 oy, CHP 55 oy, GP 7 oy, SP 2 oy, LDP 2 oy, HYP 1 oy
aldı.

Develi halkıyla gece gündüz çalışan, çöplük projesinin durdurulmasına
önayak olan TKP ise rakamla "0", yazıyla "sıfır" oy aldı.

22 Temmuz 2007 seçimlerinin sonucunu "siyaset sosyolojisi" ve "sosyal
psikoloji" alanındaki akademisyenlerin enine boyuna incelemesi gerekiyor.

Cevabı Nazım yıllar önce vermiş...

DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
demeğe de dilim varmıyor ama
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

Trabzon ziraat bankasıymışşşş...


:))


Mısır piramitleri Türkiye'den kaçırılmış bu konuda ne düşünüyorsunuz?

http://www.youtube.com/watch?v=_NkXoZRwoNc&eurl=http://www.tiyatrom%25

Bu linklere bakmadan geçemeyelim ey millet. Çok eğlenceli...













90ların akla zarar şarkıları;


Bu şarkılarla büyümüşüm ben.. yazık olmuş bana valla, hepsini de ezbere biliyorum :)))

yasam özeti...


1 Ekim 2007 Pazartesi

Bunu çözebilirmisin? -anaokulunda ki çocuklara yapılmış bir test !-

Bunu çözebilirmisin?

ANAOKULUNDA Kİ ÇOCUKLARA YAPILMIŞ BİR TEST !



Sorulan soru şu:



"Resimde gösterilen otobüs hangi yöne doğru hareket ediyor?

Resimi iyice incele ve cevap vermeye çalış.

(cevabın "sağ" yada "sol" olabilir).

Cevabını vermeden önce iyice düşün.
Hala bir fikir üretemedin mi? İyice düşün.
Peki, o zaman ben söyleyeceğim!

Anaokulunda ki tüm çocukların cevabı “SOL” olmuştu.


“Neden sol” sorulduklarında, yani “nasıl anladın ki otobüs sol tarafına hareket ediyor?


Çocukların cevabı şu olmuş: “ÇÜNKÜ OTOBÜSÜN KAPILARI GÖRÜLMÜYOR”!


Şimdi kendini nasıl hissediyorsun??????


:))))

Sarılmak Bedeva...

Avustralya'lı Juan Mann için işler Londra'da yolunda gitmedi. Her şeyi geride bırakıp Sydney'e geri dönen Mann'ı havaalanında tatsız bir sürpriz bekliyordu. Kendisini karşılamaya gelen tek bir kişi bile yoktu, evim diye adlandırabileceği bir yer de. Artık kendi şehrinde bir turistten farksızdı.

Uçaktan inip sevdikleriyle kucaklaşan, gülen insanları izleyen Mann kendisi için orada birinin bekliyor olmasını çok istedi. Kendisini gördüğü için mutlu olan birinin, kucaklayacak birinin olmasını.

Bu yüzden, bir karton kutu buldu, iki tarafına da "sarılmak bedava" yazdı.

15 dakika insanlar Juan'a sadece baktı, ardından biri omzuna dokundu ve köpeği o sabah öldüğü için ne kadar üzgün olduğunu söyledi. O sabah aynı zamanda o kişinin tek kızını trafik kazasında kaybedişinin ilk yıldönümüydü. Juan kadına sarılıp yolcu ettiğinde kadın gülümsüyordu.

Free hug campaign bu şekilde başladı. Aşağıda bu konuyla ilgili şahane bir video var, bir yerden sonra gözyaşlarınızı tutamıyorsunuz.




ZAVALLI DOLAR :)))

Yılmaz ÖZDİL
Zavallı dolar...


SON günlerde hep aynı terane...

Dolar çakıldı.

Dolar çöktü.

Dolar mahvoldu.

Dolar tepetaklak.

Dolar yerlerde.

Dolar sürünüyor.

Üşenmedim, gazete arşivlerini araştırdım, "zavallı dolar" diyen var mı acaba?

Var.

*

Zavallı ABD...

*

Dünya ekonomisinin 3’te 1’i onun.

Sadece 1 şirketi, Türkiye kadar.

IMF başkanını, o atıyor.

Dünya Bankası başkanını, o atıyor.

FED ne derse, o oluyor.

Çin ekonomisini o yönetiyor.

Hindistan’ı da.

Sadece Irak’ta, 10 Türkiye harcadı!

Girerim diyor, giriyor.

Giremezsin diyor, giremiyorsun.

Kafamıza çuval geçirdi...

Zavallı!

Kişi başına gelir, 39 bin dolar.

(Bill Gates’in cebindeki para, bizim Merkez Bankası’nın kasasındaki kadar... Saniyede 250 dolar kazanıyor adam... Farzedelim, yere bin dolar düşürdü... Zahmet edip, eğilip alıncaya kadar, bin dolar daha kazanıyor!)

*

Bizde...

*

20 milyon yoksul.

10 milyon aç.

13 milyon kişi, günde, 2 zavallı dolarla geçiniyor... 2 milyon kişi, 1 zavallı dolarla.

Resmi işsiz, 3 milyon.

Gayri resmi, 9.

İhracat 1.

İthalat 2.

Ne varsa sattık, borç katlandı.

Kainatın en büyük faizini veriyoruz. Her 24 saatte, 90 milyon dolar borç ve faiz ödüyoruz.

Ekonomi bakanımızın meslek hayatına başladığı yer, zavallı ABD Büyükelçiliği... Bundan önceki ekonomi bakanımızın okuduğu yer, zavallı ABD... Ondan önceki de, direkt zavallı ABD’den gelmişti zaten.

Başbakan’ın çocukları, zavallı ABD’de okudu. Oğlu, zavallı ABD’de çalışıyor. Torunu, zavallı ABD’de dünyaya geldi.

Zavallı ABD’nin vatandaşı olabilmek için green card’a hücum var... "Ben illa, o zavallı ülkeye gitmek istiyorum" diyenlerin oranı, 5 yılda yüzde 500 arttı.

En son Orhan Pamuk gitti.

Ev almış New York’ta.

Zavallı mortgage’ları battı ya... 2 oda, 1 salon, 1.8 milyon zavallı dolara!

Biz onun 1.5 milyon zavallı dolarlık ödülünden vergi almadık; onun evinden çatır çatır vergi alıyor zavallı ABD.

*

Bakın vergi dedim, aklıma geldi.

100 lirada Atatürk’ün resmi var...

Vergi alıyorsun.

100 dolarda Benjamin’in resmi var...

Vergi almıyorsun.

Niye?

Benjamin zavallı çünkü.

*
Üstelik.

Atatürk’ü boşver de...

Benjamin gelmezse, bittik!

*

Hakikaten zavallılıktır bu... Allah kimseyi ABD’nin durumuna düşürmesin.

gecenlerde altın topum tv seyrederken agladı "ne olacak bu memleket hali" diye; içim parcalandi...

İsa'dan Önce 502 yılında Roma, Kral II. Porsenna'nın komutasındaki Etrüsk orduları tarafından ablukaya alındı. Kentin bütün yolları tutuldu, buğday bulunmaz oldu. Roma halkı açtı. Gaius Mucius adlı genç Patrisyen, (toprak sahibi) tarihte böyle kuşatma görmeyen kentin Etrüskler tarafından aşağılanmasını onuruna yediremiyordu. Duyduğu utancı kendisini feda ederek temizlemeye karar verdi. Senato'ya gitti ve: "Tiber nehrini geçip tanrıların yardımıyla soylu bir amaca hizmet edeceğim, kentten çıkıyorum, ancak firar ediyorum sanmayın!" dedi. Senatörler izin verdi. Gaius Mucius, pelerininin altına bir hançer gizledi ve düşman saflarına sızdı. Etrüsk karargâhına vardığında, asker aylıkları dağıtılıyordu, komutan ve Başyaveri yan yana oturmuşlardı. Hangisinin Porsenna olduğunu bilemeyen Gaius Mucius, hançerini rastgele salladı ve Kral yerine Başyaveri öldürdü. Kıskıvrak yakalanıp Porsenna'nın önüne çıkartıldığında bile korkmuştan çok ürkütücü bir görünümü vardı. "Ben Romalıyım!" dedi Porsenna'ya. "Seni öldürmek istiyordum, öldürmek için gösterdiğim cesareti, ölmek için göstermeye hazırım. Acıda ve savaşta cesaret, bir Roma erdemidir. Sana kin besleyen bir ben değilim. Ardımda aynı yolu izleyecek pek çok onurlu Romalı var. Her an bir hançer, karargâhının ortasında göğsüne inebilir. Roma gençliği sana savaş açtı Porsenna! Ardına ordularını alamayacağın bir savaş. Teke tek. Sen ve bir Romalı arasında geçecek bir dövüş olacak bu!"


***

Kral, genç Romalı'nın cesaretinden hem ürkmüş, hem de müthiş öfkelenmişti. Eğer hazırlanan komployu tüm ayrıntılarıyla anlatmazsa, bir ateş çemberinin ortasında yavaş yavaş yakmakla tehdit etti, Gaius Mucius'u. Savaş divanının ortasında, tanrılara tütsü yakmak için kullanılan kutsal bir ocak yanıyordu. Gaius Mucius sağ elini ateşin içine daldırdı ve öylece tutarak: "İyi bak Porsenna! Yücelik istendiği zaman gövde nelere dayanır, öğren!" dedi. Etini kılını kıpırdatmadan çatır çatır yakan Romalının irade gücü, Etrüsk Kralı'nı sarsmıştı. Gaius Mucius'u ateşten uzaklaştırdı ve: "Seni özgür bırakıyorum" dedi. "Benden çok, kendi canını yaktın. Eğer hizmetimde olsaydın, cesaretini överdim. Seni savaş yasalarıyla cezalandırmayacağım. İşkence görmeyeceksin. Seni bağışlıyorum, Roma'ya dönebilirsin." Genç Romalı, Kralın bu cömertliğine karşın: "Madem ki cesarete saygın var, benden tehditle alamadığını, iyilikle öğreneceksin" dedi. "Roma gençliğinin seçkin neferleri, üç yüz Patrisyeniz biz. İlk ben geldim. Ardımdan tek tek ötekiler, seni öldürmekte başarılı oluncaya kadar şanslarını deneyecek ve hiçbirisini, öncekinin kaderi etkilemeyecek!" Gaius Mucius, Roma'ya döndükten sonra sağ elini yitirdiği için Scaevola, yani "solak" diye anıldı. Ama gösterdiği cesaret, Porsenna'yı düşündürdü. Roma'ya elçiler gönderdi ve barış önerdi.

***

16 Mayıs 1919 günü, İsmail Hakkı Efendi'nin kaptanlığında İstanbul'dan Karadeniz'e açılan Bandırma vapurunda 76 kişi vardı. 22 kurmay subay, 25 er ve erbaş, 8 müşavir ve katip, 21 mürettebatla 76 genç adamdılar. Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıktığında, ardından 54 genç yürek geliyordu. Önden gelenlerle birlikte, 300 etmiyorlardı, henüz! Ama yüz binler olacaklardı 4 yılda...Bu toprakların sonuncu evrensel kahramanı, son dehası, idam fermanıyla birlikte bu ülkenin kulluk talihini de yırttı ve tarihin matematik akışını değiştirdi. 57 yılda yaktığı ömrünün eserini, kendisi gibi cesur olacağını umduğu gençlere emanet etti. Gençliğe Hitabe'si, Atatürk'ün gerçek vasiyetidir. Bu vasiyet az sayıda yüceye, çok sayıda cüceyi yenebileceği cesareti aşılamaktadır. Yücelik cesaret ister, cücelik esaret. Kafaları esir alabilmek için, önce cesareti unutturmak gerekir.Gençliğe Hitabe'nin ders kitaplarından niçin çıkarıldığı, açık değil mi?

Goran toz duman eylem

Bu Goran yok mu, Goran. süper bir adam yaa… adam tam anlamıyla bir karizma abidesi sanırım ondan sonrada karizma sıralamasında davulcusu geliyor. Kızların çoğu davulcudan bahsediyordu çünkü… Gerçi Goran varken neden davulcusuna hasta olmak nedir onu da anlayamadım/bilemedim ama işte bir şekilde sınırlandırıyor insancık kendini…
Neyse konser çok eğlenceliydi ama esas eğlenceli kısmı pek muhterem ODTÜ’lü öğrencilerin stadı basmak suretiyle; öncelikle stadın tellerini kırmaları sonradan stat’tan sahaya geçiş kilidini kırmalarında geçiyordu. Halılıydılar bence de hem kendi okulları hem de böyle… onlarda hazırlıklıydılar bu tavra karşı yamuk yumukta olsa ve kenarlarında cıtası eksikte olsa görüntüsü ve okunuşunda zorda olsa MÜŞTERİ DEĞİLİZ ÖĞRENCİYİZdiler ve gayette haklıydılar…
Goran hala Goran. bundan 7-8 yıl önceleri Vivatv ilk yayın hayatına başladığında günaşırı konserleri verilirdi Goranın değişmeyen orkestrasıyla ve bu genelde benim kahvaltı vaktime denk gelirdi. Sayesinde ne güzel kahvaltılar yaptım hala tadı damağımdadır ve o zamanın kahvaltıları o zamandan beri uğramamıştır yakınlarıma… zaten sonradan Tuna ile ilişkimizde bir takım sorunlar nedeniyle sekteye uğradı ve o kahvaltıların esaslarında biride Tunaydı, artık geç gibi eski günlere…
Neyse konser çok güzeldi çok eğlenceliydi. Ama ilerledikçe Figaro’nun istekleri kote koydu eğlen-meme/mize ancak sallamayı becerebildim güzel parçalarına eşlik olarak…
Birdaha konsere ki büyük birileri gelirse bilet almayacağım ama bu sözümü unuturda bilet alırsam önce figora’yla anlaşacağım ya peşinen 50 lira vereceğim eline yada ondan ayrı olarak iştirak edeceğim eğlenceye…

neye niyet kime kısmet...

Ben evlendim. fakat; herkesin işleri yolunda gitmiyor. brinin işi yolunda gitmeyince diğerinin işi yoluna giriyor kötü herkes için kötü değil birde kötü ile iyi birbirinin içinde gibi...

Düğüne niyet kimsesizlere kısmet
Gelinle damat son anda kavga edince Sait Halim Paşa Yalısı'ndaki 80 bin YTL'lik düğüne kimsesizler katıldı.
Evlenmekten vazgeçen damat Boğaz'daki 80 bin YTL'lik davete kimsesizleri çağırdı. Çeşitli yurtlardan 350 yaşlı, genç ve çocuk o gece gönüllerince eğlendi. 10 bin YTL'ye diktirilen gelinlik hayır kurumuna bağışlandı.. Günlerden cumartesi... Yer; İstanbul'un Boğaz'daki en gözde ve en pahalı düğün mekanlarından biri... Saat 19.00'dan itibaren mekana tek tek davetliler gelmeye başlıyor. Kimi yaşlı amcalar koluna girdiği kişiden destek alıyor, kimi çocuklar sağa sola koşturuyor. Görüntü sıradan bir düğünü andırıyor ama ortada ne düğün sahipleri, ne de gelinle damat var. Aslına bakarsanız düğüne gelen konukların da gelinle damadı tanıdığı yok... Davetliler otobüslerle, grup halinde, bir gün önce apar topar davet edildikleri bu mekanın eşsiz manzarasında yemek yiyip eğlenmenin hevesinde. Konukların profilleri de ilginç: yaşlı amcalar, teyzeler, delikanlılar, küçük çocuklar... NİYE TOPLANDIK? Konuklar mekana gelmişler ama neden burada olduklarının farkında değiller. Son derece şık hazırlanmış masalara yerleştikten sonra yaşlı teyzelerden biri bana eğilip soruyor: "Kızım bizi burada niye topladılar?" Ben de zeytinyağlı ve somondan oluşan başlangıç tabağını beklediğimiz esnada Semiha Şakir Huzurevi'nde kalan bu teyzeye durumu izah ediyorum: Cumartesi gecesi düğünü olması planlanan gelinle damat düğüne beş gün kala kavga edip ayrılınca düğün iptal oluyor. Yaklaşık 80 bin YTL tutan ve 400 davetlinin konuk olacağı düğünün iptal olması mekan sahiplerinin düğüne harcanacak paranın 50 bin YTL'sini talep etmesine engel olmuyor. Damadın ailesi düşünüp taşınıyor, "Ha 50 bin YTL vermişim ha 80 bin" diyerek düğün yemeğini iptal etmiyor. Daha orijinal bir fikirle söz konusu yemekle bir hayır işlemeye karar veriyorlar. ÇOK İYİ OLMUŞ İptal edilen düğün yemeğine, İstanbul'un dört bir yanındaki devlete bağlı Darülaceze'deki yaşlılar, kimsesizler yurdu ve yetiştirme yurdundaki gençler, çocuklar davet ediliyor. Tüm bu organizasyon projenin orijinalliğine hayran olan Vali Yardımcısı sayesinde bir günde tamamlanıyor. Darülaceze 350 kişilik grubu bir günde hazır ediyor, otobüsler ayarlanıyor ve gelin ve damatsız düğün tam bir eğlenceye dönüşüyor. Masadaki teyze hikayeyi şaşırarak dinliyor ama aklına geleni de hemen söyleyiveriyor: "Aman iyi olmuş bizde bu vesileyle eğleniyoruz" diyor ve kahkahayı patlatıyor. Düğünü iptal etmeyerek böylesine hayırlı bir işe imza atan damadın ailesinden bir temsilci yemekteydi. Ve davranışının bu tür durumlar başından geçenlere örnek olmasını diledi. Üstelik iptal edilmeyen sadece düğün yemeği değildi, 12 bin YTL verilerek kiralanan orkestrada tam kadro gelinle damat yerine, yeni konuklara hoş vakit geçirtmeye gelmişti, öyle de oldu. HERKES DANS ETTİ Başlangıç tabağının ardından, ıspanaklı krep yendi, üstüne mantarlı dana bonfileyle yemek faslı bitince herkes kendini müziğin ritmine kaptırdı. Hayatında böyle bir mekanda yemek yeme, eğlenme şansı olmayan teyzeler, amcalar, delikanlılar, genç kızlar ve çocuklar hayatlarının en güzel gecelerinden birini yaşadı. KAYIK İPTAL Damat tarafının iptal olan düğüne dair orijinal fikirleri bununla sınırlı değildi. Türkiye'nin en ünlü modacılarından birine 10 bin Euro'ya diktirilen gelinlik de bir hayır kurumuna bağışlandı. Gelinlik ihtiyacı olan bir geline verilecek, kullanıldıktan sonra geri alınacak, kuru temizleme yapıldıktan sonra tekrar bir başka ihtiyacı olan geline verilecek. Gecenin sonunda öğrendim ki düğüne dair iptal edilen tek şey: Gelinle damadı mekana taşıyacak Sadabad kayığı olmuş...

Sanırım yazı sabah gazetesinden alınmış...



 
eXTReMe Tracker
Directory of General Blogs