9 Ekim 2007 Salı

Herkesin oyu eşit... - Cem yilmaz'dan...



Herkesin oyu eşit
Avrupa ile olan en büyük farkımız, "eğitimsiz nüfusla yürütülen demokrasi" ile "eğitimli nüfusla yürütülen demokrasi" farkı. Demokrasilerde, eğitimli olsun, eğitimsiz olsun herkesin oyu eşit sayılıyor. Ama, eğitimsiz ve fakir nüfusun oyu rahatlıkla küçük menfaatler karşılığında satın alınabiliyor. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere dahil bir çok ülkede, "Senato", "Lordlar Kamarası" veya benzeri oluşumlar var. Buralara, daha eğitimli ve tecrübeli kişilerin daha değişik bir seçim sistemiyle seçilmesi olanağı var ve sistemin kalitesi bu şekilde yükseltiliyor.
Bizde de, anayasa değişikliği gündemde iken, mutlaka benzer bir yapıya gidilmesi gerekli. Geç olmadan!

Cem yilmaz'dan...

Demokrasinin en tuhaf tarafi oylama sistemidir. Yani her
secmenin bir oy hakki vardir ama hicbir ise yaramamaktadir. Cunku her
insanin bir oy hakkiolmasi adaletsizlik. Adini yazmayi bilmeyenle yaziyi
icat edenin esit oy hakki olmasi butun duzensizligin kaynagidir.

Bence
saglam bir bilgisayar agiyla vatandaslarin uretime katkisi, odedigi vergi tutari,yaptigi hayirli ve hayirsiz is sayisi ogrenilip belli bir katsayiyla carpildiktan sonra (Bukatsayiyla carpma hikayesini niye istedigimi bilmiyorum, devlet hep oyle yapar diye yazdim.) kisinin verebilecegi oy sayisi hesaplanabilir.Dusunsenize ikiyuz milyar vergi verenin de bir oy hakki var o tutardan fazla vergiyikaciranin da.Orman yakanin da bir oy hakki var agac dikenin de... Secme durumu bu. Secilenlerde de durum farkli degil. En fazlasindan ilkokul bitirmis olmasarti araniyor o kadar. Yani heykel yapan da secilebiliyor, icine tukuren de! Memlekete katki nekadar fazlaysa oy hakkinin da o kadar fazla olmasi gerekir. Varolan durum bence hukuka aykiridir. Hatta anayasanin bir maddesine de aykiridir ama su anda kacinci madde oldugunu hatirlamiyorum.Oylamada bu haksizlik yapilirken sonuclari degerlendirmede de yanlis yapilmaktadir. En cok oy alan parti kazaniyor simdi. Bu yanlis! Butun yarismalarda en yuksek puan veren
juri ile en dusuk puan veren jurinin verdigi oylardegerlendirmeye alinmaz.
Geri kalanin ortalamasi alinir. Evet bu sacma bir fikirdir. Ama yine de bu
konuya kafa yordugunu gosterir. Enflasyon devletin alenen suc islediginin
kanitidir. Cunku devlet besbelli ki kalpazanlik yapmaktadir. Yani
devletacik acik sahte para basmaktadir ve bunlari aslindanayirmak
imkansizdir. Ekonomi neden batti soyleyeyim: Bir kere ekonomi ureticiler
arasindaki bir tuketici iliskisine donmedikce refah gelmez. Her uretici
aynizamanda bir tuketicidir ama pek cok tuketici sadecetuketicidir. Hicbir
sey uretmez, hicbir ise yaramazlar. Hicbir meslek erbabi degildirler.
Hicbir konuda yetenekleri yoktur. Ya da o boyle olduguna inanmistir.
Mukemmele yakin okey oynar ama bu sporhenuz olimpiyat kapsamina
alinmamistir maalesef. Bir ekonomide bu kadar TUKETICI olursa batar
tabii.Dunyanin en az icat yapilan ulkesi Turkiye'dir. Zaten "basimiza icat
cikarma simdi!" diye birdeyimin uretildigi bir ulkede sonuc baska turlu
olamazdi. Ama su acik ki pek cokseye ihtiyacimizvar, bunlarin bazilarini
kendimiz bulsaydik fena mi olurdu? Cunku bunun gelismeyle ilgisi yok. En
buyukbuluslar mum isiginda yapildigina gore?Biliyorsunuz mesela Edison
ampulu bulana kadar henuz ampulu bulamadigi icin mum isigindacalismistir.
Yani ampulu mumla aramistir. Ve hep ironi ironi dedikleri iste budur. Cunku
icat dediginpatent hakki demektir ve kayda deger bir bulusinsanin yedi
ceddini zengin eder. Ama ulkende saglam bir telif haklari yasasi yoksa
insanin icinden icatyapasi da gelmez herhalde. Yani demem o ki enazindan
bir vantilator filan icat edebilirdik. Ya datost makinesi. Bunlar atla deve
degil diyesoyluyorum. Yani MR cihazi demiyorum mesela. O zor tamam ama
herhalde bir teflon tava yapabilirdik. Ama kendi icatcilarimiza deli
muamelesi yapincauygarliga katki saglanamiyor tabii. Her mahalledevardir
kendisi hakkinda "Bu mu? Manyagin teki mucito! Kendi kendine acayip seyler
icat eder.." diyebahsedilen biri.Dunyadaki icatlar doneminin kapandigi
soylenir amabu dogru degildir. Hala insan pek cok seyiyapamamaktadir.
Mesela ucamamak, isinlanamamak, yeteri kadar sik sevisememek, aya
gidebilmek ama orada henuz para aklayamamak, zaman tunelinin sadecefilmini
yapabilmis olmak, hicbir zaman dogru partiyeoy verememek gibi daha
cogaltabilecegimiz pek cokeksigi vardir. Dusunsenize dunyanin
yuvarlakoldugunu ogreneli kac sene oldu ki sunun surasinda. Yani insanoglu
binlerce yil ustunde yasadigigezegenin birak detaylarini seklini bile
>bilmedenyasadi. Bati bile bu iste iyi degilken bizim durumumuzu dusunmek
bile istemiyorum.
Bir tek uluslararasi ismimiz Behcet Bey'dir. Kendisini
tanimiyorum ama Behcet Hastaligi dunya tipliteraturune girmistir. Tabii
gonul isterdi kihastaligi degil ilacini bulsaydi ama zamanla o da
olacaktir. Yani koca tarihe baktiginizda bula bulabir hastalik bulmusuz. O
da tam bir icat sayilmaz aslinda. Hastaligi Behcet Bey uretmedigine
gore.Mesela matbaayi biz bulmadigimiz gibi bulani daciddiye almamisiz. O
yuzden hala buyuk harfleri ya da kucuk harfleri ya da hicbirini tanimayan
insanlaryasiyor aramizda. Soylememe gerek yok ama onun da sizin gibi bir oy
kullanma hakki var.Tarih boyunca bilime hic katkida bulunmamis birtopluma
bir cok icattan yararlanma imkani verdigi icin dunyaya sukran borcluyuz.
Adamlar telefonubuldu, biz de bari en azindan jetonu bulaydik be agbi, ayip
yani? Cunku bizim orta ogretimimizdeakilda kalan cumle sudur Yahu bu
matematigin gunlukhayatimizda bize ne faydasi olacak?.... Hemen herkes
matematikten nefret eder ve faydasiz bir seyoldugunu dusunurler. E bir
toplum ya dayak yememis ya da hesap bilmiyor durumundaysa batar
tabii.Matematik insanoglunun buldugu (ki herhangi birrakkami dahi biz icat
etmis degiliz. En azindan sifiri bul bari degil mi? Hayir onu da bulan
birarap alimidir ama simdi isim ver deseniz verecek durumda degilim.) en
yararli derstir.Matematikten anlamamak bir kusurdur. Ama bununlaovunmek
esekliktir. Cunku bu basarisiz ogrenciler arasinda yaygindir. Onlar
akillari sira matematiktenanlayani ve basarili notlar alani marjinal yapmak
isterler... Yani onlara gore matematikten kalmakdegil ondan gecmek
tuhaftir. Caliskan ogrenciye inekderler ama tembel ve sorumsuz ogrenciye
takilmisherhangi bir hayvan ismi yoktur.Matematik butun bir hayati, bir
hayatta basa gelebilecek tum ihtimalleri, sadelestirmeleri,basitlestirme ya
da karmasiklastirma eylemlerini, ozetle tum detaylariyla insan hayatini
anlatan birsifredir. Sifir hicbir sey degil aslinda herseydir.Bir, bir tek
tanrinin ailedir. Sonra cokluk vardir azlik vardir. Bir rakam digerinden
buyuktur amasifiri neyle carparsan carp sonuc yine sifir olur. Sizin
zekaniz karsinizdakinin zekasiyla sinirlidir.Yani hic kimsenin
karsisindakinin kendinden dahazeki oldugunu anlamasina imkan yoktur.
Herhalde o yuzden herkes kendini zeki zannediyor, hicbir salak,salak
oldugunun farkinda degil.Matematik felsefenin de temelini olusturur.
Herhangibir sayfada gordugunuz iksler yeler, abuk sabukisaretler filan size
hayattaki cok karmasik bir durumu formule eder ve size bilinmeyeni yani X'i
sorarlar. Anlasana be sapsal o X dedigi sensin.Ileride yolunu kaybettiginde
nasil bulacagini bilmenicin bu formul.Matematikteki problemler hayattaki
problemlerin aynisidir. Yani iki kere iki her zaman dort eder. Matematik
bunu bize garanti ediyor. Ya her zaman ikikere iki dort etmeseydi? Ticaret
cok riskli bir halegelmez miydi? Sen hala de ki "Ulan bu karekok alma da
neyin nesi?" Ya da "Integral mi? delirdi bu herhalde.!"Matematikten
hoslanmayan ogrenciler sonrakihayatlarinda genellikle tercihlerini hep yanlis yapan insanlar olurlar. Sanirim ulkemizdeki secim sonuclari buna
kanit olusturmaya yeter.Evet matematik zordur ama hayat da
oyledir.Matematigi seviniz cunku fazla seceneginiz kalmadi.Siz matematigi
gereksiz buldukca enflasyonyukseliyor. Birbiriyle satranc oynayan kari koca
sayisi artmadikca bu isler duzelmez. Herkesin oturup ya da daha iyisi
oturdugu yetisir kalkip "acaba neicat edebilirim" diye dusunmesi gerekir.
Ama ondanonce sahip olduklarimizin degerini bilmeliyiz. Kendi yerel
zenginliklerimizin de farkinda degiliz. Sozgelimi Bodrum'daki otellerin
neredeyse hicbirindeBodrum zeytini yoktur. Koylerinde bin cesit
peyniryapilan turistik bir beldede oraya uc yuz kilometre öteden gelmis ve
otelin satin alma mudurununzimmetine gecirdiginden artanla alinmis bir
beyazpeynir sunulur. Yani otelin hemen arkasindakitepenin yamacindaki koyde
yapilan muhtesem kecipeynirinden otelde kalan Italyanin haberi olsa sirf o
peynir icin seneye bir daha gelecek ama maalesef bu olmamaktadir. Ustelik
getirilen peynirin yaninabir parca hiyar, biraz da maydanoz konarak
turiste"bizim yalnizca peynirimiz degil sebzelerimiz deigrenctir" mesaji
verilmektedir.Turizm deyince bu arada turistik sapiklar icin bir ikazim
olacak. Evet belki bazi kadin turistlerinbeldemize geldiklerinde bir iki
hemsehrimizlesevistigi olmustur ama emin olunuz ki hicbirinin buraya gelis
maksadi bu degildir. Cunku seks turizmiyapanlar genellikle uzakdoguya falan
giderler bize gelmezler. O yuzden kendilerine tecavuz etmesek iyiolur.
Onlar senin ustune alindigini bilseler o minietegi giymezlerdi ama seni
bilmiyorlar tabii...

Cem YILMAZ..

2 Ekim 2007 Salı

uzaktasın çok uzakta...



Bi bilsen seni ne kadar cok özledim kardeşim. Keske olsan şimdi yanımda didişsek, bir yemek yapsak, mesela makarna, yesek 3 kardeş sora sen bir çay demlesen en acısından. Doymasak ne yemeğe ne içmeye ne birbirimize...

seni çok özlüyorum...

DEMOKRASİ sihirli bir değnek midir?

Prof. Dr. Sebahattin Bektaş hem demokrasinin sihirli bir değnek olmadığı hem de sanıldığı gibi her zaman iyi sonuç vermediği kanısında:

"Demokrasinin iyi sonuçlar vereb3ilmesi seçmenlerin çoğunluğunun özgür iradeli, bilgili bireylerden olmasına bağlıdır. Karnı aç insanlardan sağlıklı tercih yapmaları beklenemez. Bu nedenle demokrasinin genelde eğitim, kültür ve refah düzeyi yüksek toplumlarda iyi sonuçlar verdiği gözlenmiştir. Kaldı ki demokrasi de sınırsız değildir. O halde sınırlarının nereye kadar olduğunu da saptamak gerekir ki o nokta, bilimle çatışana kadardır. Bilimsel gerçeklerin demokrasiyle test edilmesi diye saçma bir şey olamaz."

Bizdeki demokrasi, başkalarınınkilere benzemiyor ve saçmalıklar birbiri peşine sıralanıp gidiyor.

Prof. Dr. Özer Ozankaya bu noktada bakın ne diyor: " Atatürk , başta laiklik olmak üzere Türk demokrasi devrimini ulusal egemenlik ilkesine dayandırmakla birlikte, bir yandan da din adına ona karşı çıkanları etkisiz kılmaya özen göstermişti. ABD ve AB sömürgeciliği, resmi olarak da güdümleri altına aldıkları kitle iletişim araçlarıyla, Atatürk'ün böylece İslam dünyasına hem iç hem de dış sömürüden kurtuluş yolunu açan bir devrimin mimarı olduğunu unutturmak için şeytanlıklarını günümüzde 'Ilımlı İslam' propagandasıyla sürdürüyor. Çünkü din ve sermaye sömürgenleri, kitlelere sunulan dinin, bilim ve tekniğin ışıklarıyla arı ve duru olup yücelmesine razı değiller. Sömürgeci maşası medya da işin bu özünü özenle saklamaktadır. Verdikleri zarar tüm İslam dünyasına, dolayısıyla tüm insanlığadır!

ABD ve AB İslam dünyasına 'İslam'ı benim istediğim gibi anlayacaksın' anlamına gelen 'Ilımlı İslamı dayatıyor. Oysa bugün 'radikal' dedikleri sözde İslam'ı da düne kadar İslam dünyasının başına bela eden yine bu sömürgeci Batı'nın kendisiydi.

Hangi tarikat şeyhi, hele Washington'a postu sermişi, bu 'Ilımlı İslam' oyununa karşı sesini yükseltiyor? Hiçbiri!

ABD ve AB sömürgeciliğinin İslamı da Türklüğü de perişan etmeğe yönelik 'Ilımlı İslam' şeytanlıkları işbirlikçi medya ve Ortaçağ artığı tarikatçılar ve siyasetçiler tarafından halkımıza demokrasi gereği imiş gibi yutturulmaya çalışılıyor."

Özetle, şeytani bir demokrasi içinde sürükleniyoruz.

Bayanlara ofsaytı anlatmanın örnekli yolu...

Ucuzluktaki super cantayı almak icin
Mango'ya girdiniz.

Sadece bir tane kalmıs, o da kasanın(kale) hemen yanında.

Ama bu cantanın tek taliplisi siz
degilsiniz

Çantayı gözune kestiren diger bir
musteri(rakip oyuncu)de sizin hemen yanınızda bitiveriyor.

ikiniz de durumun farkındasınız ve hızla kasaya (kaleye) yöneliyorsunuz.

Tam o esnada; biraz önce bluz aldıgınız Zara'da ödemeyi yaptıktan hemen sonra calan cebinizi cevaplamak icin cuzdanınızı cantanıza koymadan arkadasınıza verdiginizi ve onda unuttugunuzu fark ediyorsunuz.

Bir yandan kasaya dogru kosarken diger
yandan da elinizi havaya kaldırarak arkanızda kalan arkadasınızdan
cuzdanı(topu) istiyorsunuz.

öyle bir durumdasınız ki, rakibinizin
gerisinde kalırsanız kasaya daha uzak kalacagınız icin avantajınızı kaybedeceksiniz ama eger arkaya gecmezsiniz arkadasınızdan uzak kalıyorsunuz ve arkadasınız da o kalabalıkta size cuzdanınızı fırlatamıyor, hersey bir an meselesi.

Bu durumda yapmanız gereken rakibinizin arkasına gecip cuzdanı (topu) almanız ve cuzdanı ele gecirdikten sonra rakibinizi gecmeye calısmanız.

Top sana atıldıgı anda kaleye rakibinden daha yakın olamazsın.
iste ofsayt bu.

Anlamayan varsa bunun Versace'li
versiyonu var :)

BABAM SAĞOLSUN !!!


İNSANLARIMIZ OY VERİRKEN NELERE DİKKAT EDİYOR?

Develi, Manisa'nın Saruhanlı ilçesine bağlı bir köy. Bundan iki yıl önce
Develi köylüleri parti parti, dernek dernek, sendika sendika gezdiler. "Köyümüze çöplük yapacaklar, bizi kurtarın" diye yardım istediler. Kapılar
yüzlerine kapandı.

TKP'ye geldiler. TKP yöneticileri, hukukçularla, tarım uzmanlarıyla,
çevrecilerle birlikte harekete geçti, "Develi çöplük olmasın" kampanyası
başlattı. TKP'liler Develi halkına hukuksal, siyasal, örgütsel, eylemsel
destek verdi. Çevre dostu avukat Şehrazat Mercan, titiz bir hukuk
mücadelesi yürüttü.

Sonunda idare mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi, çöplük projesi
durduruldu. Bu arada Develi halkı ile TKP kaynaştı, akraba gibi oldu. Develililer de TKP kimliğini benimsedi, sevdi, sahiplendi. Öyle ki, köyde
düzenlenen şenliklerin, keşkek günlerinin onur konukları TKP'lilerdi .

Seçim günü geldi çattı. Sandıklar açıldı. Sonuçları veriyorum. Çöplük
projesinin sahibi AKP, 194 oy alarak birinci parti oldu.
DP 164 oy, MHP 72 oy, CHP 55 oy, GP 7 oy, SP 2 oy, LDP 2 oy, HYP 1 oy
aldı.

Develi halkıyla gece gündüz çalışan, çöplük projesinin durdurulmasına
önayak olan TKP ise rakamla "0", yazıyla "sıfır" oy aldı.

22 Temmuz 2007 seçimlerinin sonucunu "siyaset sosyolojisi" ve "sosyal
psikoloji" alanındaki akademisyenlerin enine boyuna incelemesi gerekiyor.

Cevabı Nazım yıllar önce vermiş...

DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
demeğe de dilim varmıyor ama
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

Trabzon ziraat bankasıymışşşş...


:))


Mısır piramitleri Türkiye'den kaçırılmış bu konuda ne düşünüyorsunuz?

http://www.youtube.com/watch?v=_NkXoZRwoNc&eurl=http://www.tiyatrom%25

Bu linklere bakmadan geçemeyelim ey millet. Çok eğlenceli...













90ların akla zarar şarkıları;


Bu şarkılarla büyümüşüm ben.. yazık olmuş bana valla, hepsini de ezbere biliyorum :)))

yasam özeti...


1 Ekim 2007 Pazartesi

Bunu çözebilirmisin? -anaokulunda ki çocuklara yapılmış bir test !-

Bunu çözebilirmisin?

ANAOKULUNDA Kİ ÇOCUKLARA YAPILMIŞ BİR TEST !



Sorulan soru şu:



"Resimde gösterilen otobüs hangi yöne doğru hareket ediyor?

Resimi iyice incele ve cevap vermeye çalış.

(cevabın "sağ" yada "sol" olabilir).

Cevabını vermeden önce iyice düşün.
Hala bir fikir üretemedin mi? İyice düşün.
Peki, o zaman ben söyleyeceğim!

Anaokulunda ki tüm çocukların cevabı “SOL” olmuştu.


“Neden sol” sorulduklarında, yani “nasıl anladın ki otobüs sol tarafına hareket ediyor?


Çocukların cevabı şu olmuş: “ÇÜNKÜ OTOBÜSÜN KAPILARI GÖRÜLMÜYOR”!


Şimdi kendini nasıl hissediyorsun??????


:))))

Sarılmak Bedeva...

Avustralya'lı Juan Mann için işler Londra'da yolunda gitmedi. Her şeyi geride bırakıp Sydney'e geri dönen Mann'ı havaalanında tatsız bir sürpriz bekliyordu. Kendisini karşılamaya gelen tek bir kişi bile yoktu, evim diye adlandırabileceği bir yer de. Artık kendi şehrinde bir turistten farksızdı.

Uçaktan inip sevdikleriyle kucaklaşan, gülen insanları izleyen Mann kendisi için orada birinin bekliyor olmasını çok istedi. Kendisini gördüğü için mutlu olan birinin, kucaklayacak birinin olmasını.

Bu yüzden, bir karton kutu buldu, iki tarafına da "sarılmak bedava" yazdı.

15 dakika insanlar Juan'a sadece baktı, ardından biri omzuna dokundu ve köpeği o sabah öldüğü için ne kadar üzgün olduğunu söyledi. O sabah aynı zamanda o kişinin tek kızını trafik kazasında kaybedişinin ilk yıldönümüydü. Juan kadına sarılıp yolcu ettiğinde kadın gülümsüyordu.

Free hug campaign bu şekilde başladı. Aşağıda bu konuyla ilgili şahane bir video var, bir yerden sonra gözyaşlarınızı tutamıyorsunuz.




ZAVALLI DOLAR :)))

Yılmaz ÖZDİL
Zavallı dolar...


SON günlerde hep aynı terane...

Dolar çakıldı.

Dolar çöktü.

Dolar mahvoldu.

Dolar tepetaklak.

Dolar yerlerde.

Dolar sürünüyor.

Üşenmedim, gazete arşivlerini araştırdım, "zavallı dolar" diyen var mı acaba?

Var.

*

Zavallı ABD...

*

Dünya ekonomisinin 3’te 1’i onun.

Sadece 1 şirketi, Türkiye kadar.

IMF başkanını, o atıyor.

Dünya Bankası başkanını, o atıyor.

FED ne derse, o oluyor.

Çin ekonomisini o yönetiyor.

Hindistan’ı da.

Sadece Irak’ta, 10 Türkiye harcadı!

Girerim diyor, giriyor.

Giremezsin diyor, giremiyorsun.

Kafamıza çuval geçirdi...

Zavallı!

Kişi başına gelir, 39 bin dolar.

(Bill Gates’in cebindeki para, bizim Merkez Bankası’nın kasasındaki kadar... Saniyede 250 dolar kazanıyor adam... Farzedelim, yere bin dolar düşürdü... Zahmet edip, eğilip alıncaya kadar, bin dolar daha kazanıyor!)

*

Bizde...

*

20 milyon yoksul.

10 milyon aç.

13 milyon kişi, günde, 2 zavallı dolarla geçiniyor... 2 milyon kişi, 1 zavallı dolarla.

Resmi işsiz, 3 milyon.

Gayri resmi, 9.

İhracat 1.

İthalat 2.

Ne varsa sattık, borç katlandı.

Kainatın en büyük faizini veriyoruz. Her 24 saatte, 90 milyon dolar borç ve faiz ödüyoruz.

Ekonomi bakanımızın meslek hayatına başladığı yer, zavallı ABD Büyükelçiliği... Bundan önceki ekonomi bakanımızın okuduğu yer, zavallı ABD... Ondan önceki de, direkt zavallı ABD’den gelmişti zaten.

Başbakan’ın çocukları, zavallı ABD’de okudu. Oğlu, zavallı ABD’de çalışıyor. Torunu, zavallı ABD’de dünyaya geldi.

Zavallı ABD’nin vatandaşı olabilmek için green card’a hücum var... "Ben illa, o zavallı ülkeye gitmek istiyorum" diyenlerin oranı, 5 yılda yüzde 500 arttı.

En son Orhan Pamuk gitti.

Ev almış New York’ta.

Zavallı mortgage’ları battı ya... 2 oda, 1 salon, 1.8 milyon zavallı dolara!

Biz onun 1.5 milyon zavallı dolarlık ödülünden vergi almadık; onun evinden çatır çatır vergi alıyor zavallı ABD.

*

Bakın vergi dedim, aklıma geldi.

100 lirada Atatürk’ün resmi var...

Vergi alıyorsun.

100 dolarda Benjamin’in resmi var...

Vergi almıyorsun.

Niye?

Benjamin zavallı çünkü.

*
Üstelik.

Atatürk’ü boşver de...

Benjamin gelmezse, bittik!

*

Hakikaten zavallılıktır bu... Allah kimseyi ABD’nin durumuna düşürmesin.

gecenlerde altın topum tv seyrederken agladı "ne olacak bu memleket hali" diye; içim parcalandi...

İsa'dan Önce 502 yılında Roma, Kral II. Porsenna'nın komutasındaki Etrüsk orduları tarafından ablukaya alındı. Kentin bütün yolları tutuldu, buğday bulunmaz oldu. Roma halkı açtı. Gaius Mucius adlı genç Patrisyen, (toprak sahibi) tarihte böyle kuşatma görmeyen kentin Etrüskler tarafından aşağılanmasını onuruna yediremiyordu. Duyduğu utancı kendisini feda ederek temizlemeye karar verdi. Senato'ya gitti ve: "Tiber nehrini geçip tanrıların yardımıyla soylu bir amaca hizmet edeceğim, kentten çıkıyorum, ancak firar ediyorum sanmayın!" dedi. Senatörler izin verdi. Gaius Mucius, pelerininin altına bir hançer gizledi ve düşman saflarına sızdı. Etrüsk karargâhına vardığında, asker aylıkları dağıtılıyordu, komutan ve Başyaveri yan yana oturmuşlardı. Hangisinin Porsenna olduğunu bilemeyen Gaius Mucius, hançerini rastgele salladı ve Kral yerine Başyaveri öldürdü. Kıskıvrak yakalanıp Porsenna'nın önüne çıkartıldığında bile korkmuştan çok ürkütücü bir görünümü vardı. "Ben Romalıyım!" dedi Porsenna'ya. "Seni öldürmek istiyordum, öldürmek için gösterdiğim cesareti, ölmek için göstermeye hazırım. Acıda ve savaşta cesaret, bir Roma erdemidir. Sana kin besleyen bir ben değilim. Ardımda aynı yolu izleyecek pek çok onurlu Romalı var. Her an bir hançer, karargâhının ortasında göğsüne inebilir. Roma gençliği sana savaş açtı Porsenna! Ardına ordularını alamayacağın bir savaş. Teke tek. Sen ve bir Romalı arasında geçecek bir dövüş olacak bu!"


***

Kral, genç Romalı'nın cesaretinden hem ürkmüş, hem de müthiş öfkelenmişti. Eğer hazırlanan komployu tüm ayrıntılarıyla anlatmazsa, bir ateş çemberinin ortasında yavaş yavaş yakmakla tehdit etti, Gaius Mucius'u. Savaş divanının ortasında, tanrılara tütsü yakmak için kullanılan kutsal bir ocak yanıyordu. Gaius Mucius sağ elini ateşin içine daldırdı ve öylece tutarak: "İyi bak Porsenna! Yücelik istendiği zaman gövde nelere dayanır, öğren!" dedi. Etini kılını kıpırdatmadan çatır çatır yakan Romalının irade gücü, Etrüsk Kralı'nı sarsmıştı. Gaius Mucius'u ateşten uzaklaştırdı ve: "Seni özgür bırakıyorum" dedi. "Benden çok, kendi canını yaktın. Eğer hizmetimde olsaydın, cesaretini överdim. Seni savaş yasalarıyla cezalandırmayacağım. İşkence görmeyeceksin. Seni bağışlıyorum, Roma'ya dönebilirsin." Genç Romalı, Kralın bu cömertliğine karşın: "Madem ki cesarete saygın var, benden tehditle alamadığını, iyilikle öğreneceksin" dedi. "Roma gençliğinin seçkin neferleri, üç yüz Patrisyeniz biz. İlk ben geldim. Ardımdan tek tek ötekiler, seni öldürmekte başarılı oluncaya kadar şanslarını deneyecek ve hiçbirisini, öncekinin kaderi etkilemeyecek!" Gaius Mucius, Roma'ya döndükten sonra sağ elini yitirdiği için Scaevola, yani "solak" diye anıldı. Ama gösterdiği cesaret, Porsenna'yı düşündürdü. Roma'ya elçiler gönderdi ve barış önerdi.

***

16 Mayıs 1919 günü, İsmail Hakkı Efendi'nin kaptanlığında İstanbul'dan Karadeniz'e açılan Bandırma vapurunda 76 kişi vardı. 22 kurmay subay, 25 er ve erbaş, 8 müşavir ve katip, 21 mürettebatla 76 genç adamdılar. Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıktığında, ardından 54 genç yürek geliyordu. Önden gelenlerle birlikte, 300 etmiyorlardı, henüz! Ama yüz binler olacaklardı 4 yılda...Bu toprakların sonuncu evrensel kahramanı, son dehası, idam fermanıyla birlikte bu ülkenin kulluk talihini de yırttı ve tarihin matematik akışını değiştirdi. 57 yılda yaktığı ömrünün eserini, kendisi gibi cesur olacağını umduğu gençlere emanet etti. Gençliğe Hitabe'si, Atatürk'ün gerçek vasiyetidir. Bu vasiyet az sayıda yüceye, çok sayıda cüceyi yenebileceği cesareti aşılamaktadır. Yücelik cesaret ister, cücelik esaret. Kafaları esir alabilmek için, önce cesareti unutturmak gerekir.Gençliğe Hitabe'nin ders kitaplarından niçin çıkarıldığı, açık değil mi?

Goran toz duman eylem

Bu Goran yok mu, Goran. süper bir adam yaa… adam tam anlamıyla bir karizma abidesi sanırım ondan sonrada karizma sıralamasında davulcusu geliyor. Kızların çoğu davulcudan bahsediyordu çünkü… Gerçi Goran varken neden davulcusuna hasta olmak nedir onu da anlayamadım/bilemedim ama işte bir şekilde sınırlandırıyor insancık kendini…
Neyse konser çok eğlenceliydi ama esas eğlenceli kısmı pek muhterem ODTÜ’lü öğrencilerin stadı basmak suretiyle; öncelikle stadın tellerini kırmaları sonradan stat’tan sahaya geçiş kilidini kırmalarında geçiyordu. Halılıydılar bence de hem kendi okulları hem de böyle… onlarda hazırlıklıydılar bu tavra karşı yamuk yumukta olsa ve kenarlarında cıtası eksikte olsa görüntüsü ve okunuşunda zorda olsa MÜŞTERİ DEĞİLİZ ÖĞRENCİYİZdiler ve gayette haklıydılar…
Goran hala Goran. bundan 7-8 yıl önceleri Vivatv ilk yayın hayatına başladığında günaşırı konserleri verilirdi Goranın değişmeyen orkestrasıyla ve bu genelde benim kahvaltı vaktime denk gelirdi. Sayesinde ne güzel kahvaltılar yaptım hala tadı damağımdadır ve o zamanın kahvaltıları o zamandan beri uğramamıştır yakınlarıma… zaten sonradan Tuna ile ilişkimizde bir takım sorunlar nedeniyle sekteye uğradı ve o kahvaltıların esaslarında biride Tunaydı, artık geç gibi eski günlere…
Neyse konser çok güzeldi çok eğlenceliydi. Ama ilerledikçe Figaro’nun istekleri kote koydu eğlen-meme/mize ancak sallamayı becerebildim güzel parçalarına eşlik olarak…
Birdaha konsere ki büyük birileri gelirse bilet almayacağım ama bu sözümü unuturda bilet alırsam önce figora’yla anlaşacağım ya peşinen 50 lira vereceğim eline yada ondan ayrı olarak iştirak edeceğim eğlenceye…

neye niyet kime kısmet...

Ben evlendim. fakat; herkesin işleri yolunda gitmiyor. brinin işi yolunda gitmeyince diğerinin işi yoluna giriyor kötü herkes için kötü değil birde kötü ile iyi birbirinin içinde gibi...

Düğüne niyet kimsesizlere kısmet
Gelinle damat son anda kavga edince Sait Halim Paşa Yalısı'ndaki 80 bin YTL'lik düğüne kimsesizler katıldı.
Evlenmekten vazgeçen damat Boğaz'daki 80 bin YTL'lik davete kimsesizleri çağırdı. Çeşitli yurtlardan 350 yaşlı, genç ve çocuk o gece gönüllerince eğlendi. 10 bin YTL'ye diktirilen gelinlik hayır kurumuna bağışlandı.. Günlerden cumartesi... Yer; İstanbul'un Boğaz'daki en gözde ve en pahalı düğün mekanlarından biri... Saat 19.00'dan itibaren mekana tek tek davetliler gelmeye başlıyor. Kimi yaşlı amcalar koluna girdiği kişiden destek alıyor, kimi çocuklar sağa sola koşturuyor. Görüntü sıradan bir düğünü andırıyor ama ortada ne düğün sahipleri, ne de gelinle damat var. Aslına bakarsanız düğüne gelen konukların da gelinle damadı tanıdığı yok... Davetliler otobüslerle, grup halinde, bir gün önce apar topar davet edildikleri bu mekanın eşsiz manzarasında yemek yiyip eğlenmenin hevesinde. Konukların profilleri de ilginç: yaşlı amcalar, teyzeler, delikanlılar, küçük çocuklar... NİYE TOPLANDIK? Konuklar mekana gelmişler ama neden burada olduklarının farkında değiller. Son derece şık hazırlanmış masalara yerleştikten sonra yaşlı teyzelerden biri bana eğilip soruyor: "Kızım bizi burada niye topladılar?" Ben de zeytinyağlı ve somondan oluşan başlangıç tabağını beklediğimiz esnada Semiha Şakir Huzurevi'nde kalan bu teyzeye durumu izah ediyorum: Cumartesi gecesi düğünü olması planlanan gelinle damat düğüne beş gün kala kavga edip ayrılınca düğün iptal oluyor. Yaklaşık 80 bin YTL tutan ve 400 davetlinin konuk olacağı düğünün iptal olması mekan sahiplerinin düğüne harcanacak paranın 50 bin YTL'sini talep etmesine engel olmuyor. Damadın ailesi düşünüp taşınıyor, "Ha 50 bin YTL vermişim ha 80 bin" diyerek düğün yemeğini iptal etmiyor. Daha orijinal bir fikirle söz konusu yemekle bir hayır işlemeye karar veriyorlar. ÇOK İYİ OLMUŞ İptal edilen düğün yemeğine, İstanbul'un dört bir yanındaki devlete bağlı Darülaceze'deki yaşlılar, kimsesizler yurdu ve yetiştirme yurdundaki gençler, çocuklar davet ediliyor. Tüm bu organizasyon projenin orijinalliğine hayran olan Vali Yardımcısı sayesinde bir günde tamamlanıyor. Darülaceze 350 kişilik grubu bir günde hazır ediyor, otobüsler ayarlanıyor ve gelin ve damatsız düğün tam bir eğlenceye dönüşüyor. Masadaki teyze hikayeyi şaşırarak dinliyor ama aklına geleni de hemen söyleyiveriyor: "Aman iyi olmuş bizde bu vesileyle eğleniyoruz" diyor ve kahkahayı patlatıyor. Düğünü iptal etmeyerek böylesine hayırlı bir işe imza atan damadın ailesinden bir temsilci yemekteydi. Ve davranışının bu tür durumlar başından geçenlere örnek olmasını diledi. Üstelik iptal edilmeyen sadece düğün yemeği değildi, 12 bin YTL verilerek kiralanan orkestrada tam kadro gelinle damat yerine, yeni konuklara hoş vakit geçirtmeye gelmişti, öyle de oldu. HERKES DANS ETTİ Başlangıç tabağının ardından, ıspanaklı krep yendi, üstüne mantarlı dana bonfileyle yemek faslı bitince herkes kendini müziğin ritmine kaptırdı. Hayatında böyle bir mekanda yemek yeme, eğlenme şansı olmayan teyzeler, amcalar, delikanlılar, genç kızlar ve çocuklar hayatlarının en güzel gecelerinden birini yaşadı. KAYIK İPTAL Damat tarafının iptal olan düğüne dair orijinal fikirleri bununla sınırlı değildi. Türkiye'nin en ünlü modacılarından birine 10 bin Euro'ya diktirilen gelinlik de bir hayır kurumuna bağışlandı. Gelinlik ihtiyacı olan bir geline verilecek, kullanıldıktan sonra geri alınacak, kuru temizleme yapıldıktan sonra tekrar bir başka ihtiyacı olan geline verilecek. Gecenin sonunda öğrendim ki düğüne dair iptal edilen tek şey: Gelinle damadı mekana taşıyacak Sadabad kayığı olmuş...

Sanırım yazı sabah gazetesinden alınmış...



25 Eylül 2007 Salı

Bulamıyorum. Keske bulsamda seyretsem...


Bülbülü altın kafese koymuşlar...


fıkra... ;)))



Kadinin biri, 46 yasindayken kalp krizi geciriyor ve hastaneyekaldiriliyor.Ameliyat masasindayken, olume yakin, birden bir Hayalgoruyor. Azraili goruyor ve soruyor: "Benim saatim geldi mi?" Azrail cevap veriyor: "Hayir, senin daha 43 sene, 2 ay ve de 8 gununvar".Narkozdan uyandiginda, estetik yaptirmaya karar veriyor. Yuzunugerdiriyor, dudaklarini doldurtuyor ve de gogusleriniduzelttiriyor. Kisacasi: "Yeniden dogmus gibi" daha uzun bir sure yasayacaginibildigiicin simdi, o kadar ameliyatin degdigini dusunuyor.Son ameliyattan sonra,hastaneden tamamen yeni bir insan gibi cikiyor.Tam karsidan karsiya geciyor ki, ambulans carpiyor. Oluyor.Cennette Azrail'e soruyor: "40seneden daha fazla yasayacagimi saniyordum! Neden o zaman bana oambulansin carpmasini saglayip beni oldurttun?"

Azrail cevap veriyor: "Kiz, ben seni taniyamadim.. " :)))

21 Eylül 2007 Cuma

Dr. Phil‘in Testi



















Dr. Phil‘in Testi ve biz...

Sevgilim test göndermiş onu yaptım. Sonuçlar tatmin edici geldi bana ve segilime. Bu nedenle paylaşmak iyidir herhalde.... Ama bazı sorulara kendim cevap veremedim ve sevgilim gönderdiği için daha hassas olmak gerekirdi diye ona telefon ettim, aynı testi bilgisayarlarımızda açarak telefonla benim için seçenekleri belirledik.

Sonuç: 35 puan
acı ama gerçek... :(( sanırım artık mesleğimin teknik yönü kişiliğimi de etkilemiş...

20 Eylül 2007 Perşembe

severdim mehmedi parmağı kesilse kanım akardı

ne çok severdim mehmedi parmağı kesilse kanım akardı. ama zaman herşeyi değiştiriyor. insan bir vakit sonra daha alıngan oluyor. unutamıyor eskiden olduğu gibi hem iyi şeyleri hemde yapılan kötülükleri. ve zamanlar aralar açılıyor, belkide açılan boşluklara başkaları dolduruluyor.

seneler evveldi. işlerim kötüye gitmeye başlamıştı. herksin yaptıkları o kadar koymadı ama mehmedin yaptıkları çok koydu. herkesinkini unuttum ama mehmed'inkiler daha içimi acıtıyor olanları detayıyla hatırlamasam da...

yaran fıkralardan...

isa mesih, bir gün çölde gezinirken, ağlayan bir ihtyar görmüş ve yanına yaklaşıp, derdini sormuş. ihtiyar:
- kaybolan oğlumu arıyorum ama artık umudu kesmek üzereyim..
deyince isa mesih yaşlı adama acımış ve:
- oğlunu beraber arayalım..
demiş. ve sonra sormuş:
- peki, oğlunu tanıyacağımız bir işaret, bir iz var mı? mesela doğum lekesi filan...
ihtiyar:
-evet, oğlumun ellerinde ve ayaklarında çiviler vardı...
isa mesih'in gözleri dolmuş ve haykırmış:
-baba!!!
ihtiyar da haykırmış:
-pinokyo!!!

Emin Bey :((


 
eXTReMe Tracker
Directory of General Blogs