24 Nisan 2009 Cuma

çay koycam kim içer diycem kim var ki içsin..? şeker ister misin canım yoksa parmağımı batırsam çayına yeter mi...? biliyorum, biliyorum, benjamin bende seni..? :) :) :)

06 Nisan 2009 Pazartesi

Siz yaziyorsunuz, cizgi filmdeki kiz/erkek, konuşarak tekrarliyor.

 

Turkce dahil dilediginiz dili seçebiliyorsunuz.

 

Sonra, yazarak kizi/erkeği konusturabilirsiniz.

 

http://www.oddcast.com/home/demos/tts/tts_example.php

 


UYUMUYOR DA UYUYOR GİBİ YAPIYORSA NE YAPSANIZ NAFİLE, UYANDIRAMAZSINIZ. ' (Indra Ghandi)

Gece olunca, insanlar maymuncukları nı ve fenerlerini yanına alır ve
komsusunun evini soymaya gidermis. Gün dogarken geri döndüklerinde
yüklerini alırlarmıs. Ama her seferinde kendi evlerini de soyulmus
bulurlarmıs. Ülkede kimse kaybetmezmis, çünkü herkes birbirinden çalar
ve bu dolasım son kisi ilk kisiden çalana kadar sürermis.

Bir gün, nasıl olmuşsa, dürüst bir adam ortaya çıkmıs. Gece oldugunda,
çanta ve fenerle dısarı çıkmaktansa evinde kalıp çalışmayı tercih
edermiş. Hırsızlar geldiğinde evde ışık yandığını görüp soymak için
içeri girmezlermiş. Ve bu durum bir süre devam edince, ahali bir
konunun açıklığa kavuşmasını istemiş:
'Çalmadan yaşamak senin tercihin, ama başkalarını bir şey yapmaktan
alıkoymaya hakkın yok.' demişler.
Bunun üzerine dürüst adam, geceleri evinden çıkar, fakat hiçbir şey
çalmaz, döndüğü zaman evini hep soyulmuş bulurmuş. Adamın bir haftadan
daha az bir sürede, yiyecek tek bir şeyi kalmamış ve ülkeyi terketmek
zorunda kalmış.

Daha iyi soygun yaparak zenginleşenler kendileri için soygun yapmak
üzere maaşlı hırsızlar tutmaya başlamışlar. Zengin fakir ayrımı
giderek çoğalmış. Zenginler mallarını korumak için polis teşkilatı ve
hapishaneler kurmuşlar ve kendi mallarının çalınmasını yasa dışı ilan
etmişler. Ancak yoksulların mallarını çalmak hala serbestmiş. Bir süre
geçtikten sonra, artık kimse soymaktan ve soyulmaktan söz etmez olmuş.
Çünkü yoksulların çoğu ya açlıktan ölmüş ya da ülkeyi terketmişler.
Zenginler ve maaşlı soyguncular ise soyacak kimse kalmadığı için
servetlerini yitirmeye başlamışlar.

Sonunda zenginler eski düzeni yeniden sağlamak için dürüst adamı başa
getirmeye karar vermişler.Ancak dürüst adamın evine gittiklerinde
sadece yerde yazılı bir kağıt varmış.Kağıtda şunlar yazıyormuş: ' Bir
insan sadece dürüst olduğu için aranıyorsa her şey için çok geç olmuş
demektir...'

'BIR MİLLET UYUYORSA UYANDIRMAK KOLAYDIR.
UYUMUYOR DA UYUYOR GİBİ YAPIYORSA NE YAPSANIZ NAFİLE, UYANDIRAMAZSINIZ. '
(Indra Ghandi)

 


Keçiboynuzu ve Pekmezinin Mucizeleri

Keçiboynuzu ve Pekmezinin Mucizeleri

KEÇiBOYNUZU NEDİR? 
 
 
KEÇİBOYNUZU AĞACI                                         KEÇİBOYNUZU ÇİÇEKLERİ
 
Anadolu'da bazı yörelerde harnup olarak da bilinir.
Yeryüzünün en eski bitkilerinden olup anavatanı olarak Güney Anadolu, Suriye,
Kıbrıs, Yunanistan, İspanya, Fas, Tunus, Cezayir, Filistin ve Libya olup
memleketimizde, Antalya, Mersin, Silifke, Datça dolaylarında
yaklaşık 1500 km2 lik sahil şeridinde doğal olarak yetişmektedir.

   Keçiboynuzu, yetişmeye başladığı ilk 15 yıl meyve vermeyen bir bitkidir.
Meyveleri ilk başlarda yeşil olup, olgunlaştıkça kahverengileşen
ve tam olgunlaşınca parlak kahverengi renk alır.
   
   Keçiboynuzunun en büyük özelliği nefes darlığına karşı oldukça etkili olmasıdır.
Keçiboynuzunun nefes darlığına karşı etkili olan etkin maddesi
hemen hemen başka hiçbir bitkide bulunmamaktadır.
Bu etkin madde aynı zamanda bazı alerjik astım rahatsızlıklarında öylesine etkilidir ki; derhal sonuç almak mümkün olabilmektedir. Ayrıca alerjinin neden olduğu nefes darlığı problemlerinde büyük bir başarıyla uygulanabilir. 

   Keçiboynuzunun içerdiği gallik asit insan sağlığı üzerinde öylesine çok yönlü özellikleri olan bir maddedir ki, bu özelliklerinden bazıları aşağıdaki tabloda belirtilmiştir.
   
   Analgesic Ağrı kesici

   Antiallergenic Alerjiye karşı

   Antiasthmatic Astıma karşı 
  
   Antibacterial Bakteri yok edici

   Antibronchitic Bronşite karşı

   Anticancer Kansere karşı

   Antihepatotoxic Karaciğeri toksinden arındırıcı

   Antioksidant Serbest radikalleri yok edici

   Immunostimulant Bağışıklık sistemini güçlendirici

   Antiviral Mikroplara karşı

   Antiseptic Antiseptik

   Cancer-preventive Kansere karşı koruyucu

   Antinitrosaminic Nitrozamin yok edici

   Bronchodilator Bronş genişletici

   Antipolio Çocuk felcine karşı

  Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi gallik asit çok yönlü bir maddedir.
Bu maddenin belirtilen bu özelliklerini artıran ve takviye eden keçiboynuzunda bulunan promotor maddelerdir.
Akciğer ödemine karşı keçiboynuzunun desteği bulunmaz bir imkan.
Balgam söktürücü gücü ve astıma karşı olan tedavi edici gücü çok fazladır.
Sigara içenler keçiboynuzuna başladıktan bir iki gün sonra nasıl balgam çıkardıklarını hayretle gözleyeceklerdir.

   Keçiboynuzu, insanlığın korkulu rüyası akciğer kanserini %90 oranında önleme gücüne sahiptir.

   Özellikle sigara içen insanlarda akciğer kanserine yakalanma riskinin ne kadar yüksek olduğu, bu konuyla ilgili hemen her klinik deneyde ortaya konmaktadır.
Keçiboynuzu akciğer kanserini önleyen mükemmel bir meyvedir.
Ancak, akciğer kanserine yakalanmış olanlar için tedavi etme gücü çok zayıftır.
Çünkü bir bitkinin hastalığı önleyici özelliği ile hastalığı tedavi  etme özellikleri birbirlerinden farklı şeylerdir.
İşte keçiboynuzunun akciğer kanserini tedavi etmekteki gücünü artırıcı farklı etkin maddeler içeren ikinci bir bitkiye ihtiyaç vardır.
Bu ikinci takviye bitki kırmızı turptur. 

   Keçiboynuzunda kolestrol bulunmaması ayrı bir avantajdır.
Kaffein ve theobromine içermediği içinde tansiyon problemi olanların rahatlıkla kullanabilecekleri bir bitkidir.
Fosfor ve kalsiyum bakımından zengindir.
Bu nedenle osteoporoz (kemik erimesi) rahatsızlığı olanlara kalsiyum ihtiyaçlarının karşılanmasında çok iyi bir destekleyicidir.
   
   
   KEÇİBOYNUZU (HARNUP) PEKMEZİ
   
   Faydaları:   
   * Kalsiyum bakımından çok zengindir (sütün 3 katı)
   
   * İçindeki E vitamini sayesinde; öksürüğe, gribe, kemik erimesine ve kansızlığa iyi gelir
   
   * Balgam söktürür, göğsü yumuşatır, bronşları açar, sigara tiryakileri için faydalıdır ve nefes darlığına oldukça etkilidir.
(Alerjik nefes darlığı çekenlere ısrarla keçi boynuzu pekmezi  tavsiye edilir.)
   
   * Yüksek ham selüloz etkisi ile bağırsak rahatsızlıklarına ve gastrite etkilidir.
   
   * Mide ve bağırsak gazlarını dışarı atarak mide  şişkinliğini giderir .
   
   * Bağırsak kurdu, tenya, solucan gibi bağırsak parazitlerini temizler.
   
   * Mideye kuvvet verir.
   
   * Yüksek mineral ve vitamin içeriği ile de diş ve diş etleri üzerinde çok olumlu etkileri vardır.
   
   * Yüksek doğal şekerler , zengin mineraller (özellikle çinko) ve
vitaminler (A , B , B2, B3, D) içeriği dolayısıyla doğal güç ve besin kaynağıdır.
   
   * Yüksek sodyum ve potasyum içeriği sayesinde tansiyon,
karaciğer ve akciğer üzerine çok yararlı etkileri bulunmaktadır.
   
   * Kanın zehirli maddelerini temizler.
   
   * İnsanlığın korkulu rüyası akciğer kanserini %90 oranında önleme gücüne sahiptir.
   
   * Kalbe faydalıdır, kalp çarpıntısını önler.
   
   * İnsan vücuduna giren radyasyonu dışarı atar.


'Karaciğerin sağlığı ...

Amerikan Diyetetik Derneğinin Denizaşırı Ülkeler Türkiye Temsilcisi Diyetisyen Selahattin Dönmez, karaciğerin vücudun en büyük ve metabolik açıdan kompleks organı belirterek, ''Vücutta karaciğer yağlanmasının azaltılması için değişik renkte meyve tüketilmeli'' dedi.

Dönmez, normal yağ içeriği yüzde 10'dan daha az olan karaciğerde, bu oranın artmasının karaciğer yağlanmasına neden olduğunu ifade ederek, karaciğer yağlanmasının, bakteri, virüs, alkol, ilaç ve yaşlanma gibi sebeplerle olabileceğini söyledi.

Karaciğer yağlanmasının, kilo kaybı, ishal, ayaklarda ödem, cildin kuruması ve sarılığa yol açabildiğini anlatan Dönmez, bu hastalığın her 4 kişiden birinde görülebildiğini ifade etti.

Dönmez, alkolün karaciğere en çok zarar veren etmenlerden biri olduğunu anlatarak, şunları söyledi:

''Karaciğerin sağlığı için alkol tüketiminin bırakılması gerekir. Eğer alkol kullanılıyorsa da çok düşük miktarlarda ve haftanın belirli günleri tüketilmelidir. Sakatat etleri, yağlı etler, tavuk derisi ve butu, yumurta gibi kolesterol ve hayvansal yağ içeriği yüksek yiyeceklerden uzak durulmalı. Mümkün olduğunca az yağlı yemekler tüketmeye özen gösterilmeli''

-''BAL, KARACİĞER İÇİN ÇOK FAYDALI''-

Karaciğerin sağlığı için günlük taze meyve ve sebze tüketimine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Dönmez, şöyle devam etti:

''Özellikle karaciğerden toksik maddelerin atımına yardımcı olduğu için mevsiminde enginar tüketimi artırılmalı. 'Karaciğer sağlığına yardımcı olur' görüşü ile diyette şeker ve şekerli besinlerin tüketimini artırmak doğru bir yaklaşım değil. Hatta aşırı miktarda şeker tüketimiyle enerji alımını arttırarak kilo artışı bile gerçekleşebilir.

Kahvaltıda düzenli olarak 1-2 tatlı kaşığı bal tüketmek yeterli olacaktır. Baldaki bazı maddeler karaciğer dokusunu güçlendirerek, vücut için hayati önem taşıyan fonksiyonların yerine getirilmesinde önemli bir besindir. Balın karaciğer için çok faydalı olduğu bilinmektedir''

Dönmez, karaciğer sağlığı açısından doktorun önermediği ilaçların kullanımından uzak durulması gerektiğini de belirterek, ağrı kesici, ateş düşürücü ve kortizon türevi ilaçlar ile bazı antibiyotiklerin aşırı dozda ve uzun süreli kullanımının karaciğer yapısının bozulmasına neden olabildiğini belirtti.

-KARACİĞER YAĞLANMASININ ÖNLENMESİ İÇİN MEYVE YENMELİ-

Vücutta karaciğer yağlanmasının azaltılması için günlük beslenmede değişik renkte meyve tüketmeye özen gösterilmesi ve spor yapılması gerektiğini anlatan Dönmez, ''Karaciğer vücudun en büyük ve metabolik açıdan kompleks organı, bu nedenle karaciğerin sağlığına dikkat edilmeli. Vücutta karaciğer yağlanmasının azaltılması için değişik renkte meyve tüketilmeli'' şeklinde konuştu.

Dönmez, karaciğer yağlanmasının, başka bir hastalık nedeniyle oluşmaması halinde tek başına fazla endişe edecek bir hastalık olmadığını ancak bu hastalığın görüldüğü hastalarda, hastalığın mutlaka araştırılıp tedavi edilmesi gerektiğini anlattı.


AKP Genel Merkezi'nin canını oldukça sıkan bu maili bugüne kadar tam 7 milyon internet kullanıcısı okumuş.

Bir süreden beri internette mail gruplarında dolaşan bir mail var. İçeriğine baktığınızda bir takım bilgilerin toplandığı ve bunların "ilkler" diye sunulmasından ibaret.
AKP Genel Merkezi'nin canını oldukça sıkan bu maili bugüne kadar  tam 7 milyon internet kullanıcısı okumuş. Yahoo ve Gmail mail gruplarında şu sıra en popüler içeriklerden birisini bu mail oluşturuyor. ..

"Türkiye'deki icraatlarının unutulmaması ve bakar körlerin gak guk etmemesi
için Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP'nin Türk siyaset tarihindeki bazı
ilklerini hatırlatmakta yarar görüyorum.

1- İlk defa bir Başbakan " Tezkere geçmezse memura maaş ödeyemeyiz" dedi
2- İlk defa ekonomi büyürken işsizlik arttı
3- İlk defa cari açık verilirken döviz kuru arttı.
4- İlk defa bir Başbakan zam isteyen memura "İMF'yi ikna edin" dedi.
5- İlk kez ithalat 100 milyar doları aştı

6- İlk kez cari açığın üstünde borçlanma yapıldı
7- İlk kez Yunan kilise bankası Türkiye'de banka satın aldı.

8- İlk defa domuz, kesimlik hayvanlar arasına alındı
9- İlk defa düşük faizli dış borç yüksek faizli iç borç ile ödendi

10- İlk defa bir Başbakan ve Dışişleri Bakanı, islamiyeti yok etmeye yemin
 eden bir Papa'nın heykeli önünde fotoğraf çektirdi.
11- İlk defa bir Başbakan " Toprak satılıyorsa alıp götürmüyorlar ya" dedi.

12- İlk defa bir cami kiliseye çevrildi.
13- İlk defa kilise ve havralar imar planında yer aldı.

14- İlk defa bir Başbakan Yahudi düşünce kuruluşundan " Üstün Cesaret Ödülü" aldı.
15- İlk defa Türk askerinin başına ABD güçlerince çuval geçirildi.

16-  İlk defa bir Başbakan " bir dönem dini kullandık" dedi.
17- İlk defa petrol kanunu ile yabancılara 50 yıllık imtiyaz verildi.

18- İlk defa yabancı rantiyecilere vergi muafiyeti tanındı.
19- İlk defa iletişim sektörünün tamamı yabancıların eline geçti.

20- İlk defa tezkere ret edilmesine rağmen Dış İşleri Bakanlığı genelgesi ile silahlar Türkiye üzerinden geçti.
21- İlk defa bir Başbakan İslam dünyasının sınırlarını değiştirecek BOP'un eş başkanı oldu.

22- İlk defa bir Başbakan Müslüman topraklarını işgal eden ABD askerlerininevlerine sağ salim dönmeleri için dua ettiğini açıkladı.
23- İlk kez İsrailli bir işadamına çok gizli bir şekilde 800 milyon dolar kaynak aktarıldı.

24- İlk defa bir Başbakan yapılan ihalede önce uçak istedi ama sonra Mercedes'e razı oldu.
25- İlk defa fındık üreticileri en büyük mitingi yaptı.

26- İlk defa bir Başbakan Türkiye'yi pazarladığını açıkça itiraf etti.
27- İlk defa tarımsal üretimde dış ticaret açığı ortaya çıktı.

28- İlk defa bir Başbakan çiftçilere " Gözünü toprak doyursun" dedi.
29- İlk defa kap kaç diye bir sektör ortaya çıktı.

30- İlk defa zina suç olmaktan çıktı.
31- İlk defa bir Başbakan en fazla yurt dışı gezisi yaptı.

32- İlk defa bir Başbakan " Borç yiğidin kamçısıdır" diyerek borçlanmayı bir başarı olarak gösterdi.
33- İlk defa enflasyon % 10 artarken pancar fiyatları 99 kuruştan 88 kuruşa indi.

34- İlk defa çiftçi ve emekliden vergi alınması sözü verildi.
35- İlk defa bir Başbakan Danışmanı Amerikalılara Başbakan için "Bu adamı kullanın, onu rogara süpürmeyin " dedi.

36- İlk defa GSMH artarken KDV tahsilatı yerinde saydı.
37- İlk defa bir Başbakan TMSF katkısıyla bu kadar çok TV ve gazete yönlendirdi.

38- İlk defa Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı misafir olarak gelen bir kralın ayağına gitti.Hem de 10 Kasım günü...
39- "İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ÇİFTÇİYE "ANANIDA AL GİT" DEDİ...

40- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ŞEHİD ZİYARETTİNDE "ASKERLİK YAN GELİP YATMA YERİ DEĞİLDİR"DEDİ
41- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN 300 M LİK GEMİYE GEMİCİK DEDİ.

42- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ..... GAZETELERİNİ OKUMAYIN TELEVİZYONLARINI AÇMAYIN DEDİ.
43- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNEN İNSANLARI DİNSİZLİKLE SUÇLADI.

44- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN İÇİN CUMHURİYET MİTİNGLERİ YAPILDI.
45- İLK DEFA BİR HALK KENDİ LAİKLİĞİNDEN VE ÖZGÜRLÜĞÜNDEN OLMAKTAN KORKTU...

46- İLK DEFA ATAMI ANLIYORUM."
 
 
Bu hızla Tayyip Erdoğan bu dönemde ülkemizde ki her şeyi özelleştirmiş olacak...
İş bu ya özelleştirmeye ve satmaya kafayı takmış olan başbakanımız en sonunda kendisini özelleştirir mi?

- Türk Telekom, Arap'ın.
- Telsim İngiliz'in.
- Kuşadası Limanı İsrailli'nin.

- İzmir Limanı Hong Konglu'nun...
- Araç muayene işi Alman'ın.
- Başak Sigorta Fransız'ın.
- Adabank Kuveytli'nin.

- İETT Garajı Dubaili'nin.
- Avea Lübnanlı'nın.
- Petkim? Ermeni'nin. (Kazak'a sattık, dediler. Kazağı bi çıkardık Ermeni...)

- Rakı, Amerikalı'nın.
- Finansbank Yunanlı'nın...
- Oyakbank Hollandalı'nın.
- Denizbank Belçikalı'nın.

- Türkiye Finans Kuveytli'nin.
- TEB Fransız'ın.
- Cbank İsrailli'nin.
- MNG Bank Lübnanlı'nın.

- Alternatif Bank Yunanlı'nın.
- Dışbank Hollandalı'nın.
- Şekerbank Kazak'ın.
- Yapı Kredi'nin yarısı İtalyan'ın.

- Turkcell'in yarısı Finli'nin Rus'un.
- Beymen'in yarısı Amerikalı'nın.

- Enerjisa'nın yarısı Avusturyalı'nın.
- Garanti'nin yarısı Amerikalı'nın.
- Eczacıbaşı İlaç, Çek'in.
- İzocam, Fransız'ın.

- TGRT(Fox) Amerikalı'nın.
- Demirdöküm Alman'ın.
- Döktaş Fransız'ın.
- Süper FM Kanadalı'nın.


Hepsi TÜRK' tü bir zamanlar... sadece 5.5 yıl önce. (yani AKP hükümetinden önce)


Ananı "öpen" kadı ise, kime şikayet edeceksin?..

Geçtiğimiz günlerde bir toplantıda eski Cumhurbaşkanları'ndan Demirel'e, ülkenin durumu hakkında ne düşündüğü sorulmuş. Demirel de soruyu yönelten kişiye:"Bak sana bunu bir fıkrayla anlatayım da pazar neşesi olsun" demiş. Demirel'in anlattığı fıkra :

Osmanlı döneminde yolsuzlukları ile ünlü Karakuşi adında bir kadı varmış. Bir gün Karakuşi Kadı, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş. Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış sahibini bekleyen nefis bir ördek var... Karakuşi Kadı, fırıncıya 'Ben bunu aldım' demiş.
Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş.

Az sonra ördeğin sahibi gelmiş: 'Hani bizim ördek?'
Fırıncı boynunu büküp '
Uçtu' deyince iş kavgaya dönüşmüş. Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup kaçmaya başlamış... Gayrimüslim de peşinde kovalıyor...

Bir duvardan atlarken, bilmeden öteki taraftaki hamile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın, çocuğunu düşürdüğü için, kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş.

Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış...
Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak Karakuşi Kadının karşısına çıkarmışlar.

Kadı sırayla sormuş... Ördeğin sahibi,'
Bu adam ördeğimi hiç etti' diye şikayet etmiş.
Karakuşi Kadı, fırıncıya sormuş: '
Ne yaptın bu adamın ördeğini?'
Fırıncı '
Uçtu' demiş. Kadı, kara kaplı defterini açmış: 'Ördeğin karşısında tayyar yazılı. Tayyar 'Uçar' anlamına gelir. O halde ördeğin uçması suç değil' diyerek fırıncının beraatına karar vermiş.

Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş... Onun şikáyetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş: 'Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o müslimin tek gözü çıkarıla...'
Davacı '
Ne olacak?' diye sorunca Karakuşi Kadı, 'Şimdi' demiş, 'Fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız.' Tabii gayrimüslim şikáyetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu davadan da beraat etmiş.

Çocuğunu kaybeden kadının kocasına da Karakuşi Kadı, 'Tamam' demiş, 'Karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak.'
Böyle olunca adam da şikayetini anında geri almış, fırıncı bu davadan da kurtulmuş.

Kadı dönmüş Yahudi'ye: 'Senin şikayetin ne?'Bre…
Yahudi ellerini açmış, 'Ne diyeyim kadı efendi' demiş,
'Adaletinle bin yaşa sen, e mi !'

Demirel bu fıkrayı anlattıktan sonra kendisini dinleyen topluluğa dönerek, kıssadan hisse: Ananı "öpen" kadı ise, kime şikayet edeceksin?.. Bugün ülkedeki durum bu !.  Anladın mı ?.


uçarken...

1 Mart`tan itibaren geçerli olmak üzere, Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı ve Avrupa Sivil Havacılık Konferansı kuralları gereğince havayolu ile seyahat edecek yolcuların seyahatleri esnasında uçak içinde yanlarında bulunduracakları el ve kabin çantalarında taşıyabilecekleri sıvılarda kısıtlamaya gidilmiştir.

Gümrüksüz mağazadan veya uçuş esnasında satın alınan sıvı ürünler görevli tarafından faturası ile birlikte özel poşete konulacak ve poşetin ağzı yapıştırılacaktır. Bu poşet ve ürüne ait fatura güvenlik kontrol noktasında kontrol edildikten sonra, uçağa alınmasına müsaade edilecektir.

Her yolcu 1 adet plastik poşet taşıyabilir ve poşet içindeki her bir ürün maksimum 100 ml olabilir.

Son varış noktasına başka bir havaalanında aktarma yaparak seyahat ediliyorsa, mağazada veya uçakta verilen özel gümrüksüz alışveriş torbasının son inilecek havaalanına kadar açılmaması gerekmektedir. Aksi halde aktarma yapılan alanda poşetin içeriğine el konulabilir.
Kısıtlamaya dahil olan bazı sıvı maddeler:

*Su, şurup, içki dahil her türlü sıvı, kremler, losyonlar, yağlar, parfümler, maskara ve benzer makyaj malzemeleri, traş köpükleri, deodorantlar, her türlü macun kıvamındaki maddeler, reçel veya bal gibi tam katı olmayan yiyecekler, kontak lens sıvıları, şampuanlar ile bu maddelere benzeyen diğer maddeler.

Check-in'e verilen uçakaltı bagajda herhangi bir sıvı kısıtlaması uygulanmadığı için, çantalarınızı hazırlarken uygulamaya giren kısıtlamaları göz önünde bulundurarak, sıvı ürünleri uçakaltı bagajlarınıza koymanız önerilmektedir.

Bebek ile seyahat eden yolculara mama/süt veya ilaç kullanımı zorunlu olan kişilere ilaç için, seyahat süresince yeterli olacak miktarda ve orijinal ambalajında bulundurmaları için istisna uygulanabilir, ancak kontrol noktasında mama veya ilacı tatmaları veya hastalığı/ilacı belgelendirmeleri istenebilir.

Düzenlemeyi bilgilerinize sunarız.


www.ptt.gov. tr

Kargo Şirketlerinin sayısı çok fazla , fiyatları da ucuz değil...
Ancak ;
Telefonla  PTT KARGO 169  u ararsanız
Gelip adresten alınıyor. Adreste teslim edilecek kargoların herhangi bir nedenle teslim edilememesi halinde alıcı adrese 2. kez götürülüyor.
STANDART KUTULAR ve Poşetleri ÜCRETSİZ VERİYORLAR... 17 Farklı boyutta ambalaj seçeneği var..
Ödemeyi POS cihazıyla Kredi kartı ile yapabiliyorsunuz. ..
İL İÇİ 1 Kg. a kadar Adreste teslim 2.TL
İL DIŞI 1 Kg.a kadar ADRESTE TESLİM 3 TL
Sonraki her 1 Kg. için İL DIŞI O.50 TL ve İL içi O.25 TL
Toplu gönderimlerde ayrıca indirim var..
Kargonuzun takibini 444 1 788 veya
www.ptt.gov. tr internetten izliyorsunuz. ..  Ayrıca kargonuzun tesliminde bilgi SMS veya e-posta yoluyla size ÜCRETSİZ  iletiliyor.. .
Özel Günler (Bayramlar, yılbaşı, anneler, babalar, sevgililer vb. gününden 5 gün  öncesinde verilirse % 10 indirim uygulanır... Sigorta yapılır...)
DİLERSENİZ V.İ.P 24 SAAT İÇİNDE ADRESE TESLİM EDİLİR... 

TÜRKİYE DE 1 GÜNDE TESLİM...  Detay www.ptt.gov. tr  

 


PROF. DR. KENAN DEMİRKOL, AKILLI BESLENMENİN MATEMATİĞİNİ ANLATTI

> "Damar tıkayan kolesterol değil, şeker!"

>  

> Gazetelerden kesip buzdolabına astığınız bütün

> "kibrit kutusu kadar" reçetelerini çöpe atın!

> Prof.Dr. Kenan Demirkol, A'dan Z'ye akıllı

> beslenmenin matematiğini anlatıyor... Şeker, vücudumuzu,

> demir paslanır gibi paslandırıyor, eskitiyor;

> çocuklarımızın hücrelerini 12 yaşında

> yaşlandırıyor. Şekeri, gıda sanayiinden söküp atmak

> zor ama, işe evlerimizin kapısından başlayabiliriz!

>  

> Prof. Dr. Kenan Demirkol genel cerrah. Muayenehanesinin

> kapısında "prof." yazmıyor. "Ben

> üniversitede hocayım, burada hekim" diyor. Söz bir

> ara "kronometreli doktorlara" geldiğinde, yani 15

> dakika muayene süresini aşınca ikinci vizite ücretini

> alanlara çok şaşırdı. Çünkü kendisi saat takmıyor,

> "dalgınlıkla saatime bakar da hastayı tedirgin

> ederim" diye. Uzmanlık alanı, beslenmeyle yakından

> ilgili olan sindirim sistemi organları. Ancak Demirkol bir

> "akıllı beslenme" uzmanı. Bunu bir insanın

> tüm bedenine ilişkin olduğu kadar, siyasi ve toplumsal

> boyutlarıyla da ele alıyor. Peki beslenme nedir? İlk

> aklımıza gelen, şişmanlık-zayıflık. Özellikle

> kadınlarda modasına göre sıfır bedenle, 90-60-90

> arasında değişen ölçülerde olmak ya da olmamak. Doğru

> mudur? "Kibrit kutusu kadar" reçetelerini bir

> yana bırakıp, Demirkol'a: "Neden düşmandır şu

> ünlü üç beyaz?" diye sorduk. O, şekerle

> başladı.  

>

> "ŞEKER TÜKETİMİYLE HASTALIK ARTIŞ EĞRİSİ

> PARALEL"  

>

> DEMİRKOL- Kısmen ya da tümüyle beslenme

> alışkanlıkları sonucu oluşan kronik, aslında

> önlenebilir hastalıklar, çok büyük bir toplum

> sağlığı sorunu haline gelmiştir. ABD'de 20 yaş

> üstü erişkinlerin yüzde 65'i ya şişman ya daha da

> ileri aşamada. 64 milyon insanın koroner kalp

> hastalığı, 11 milyon insanın şeker hastalığı, 37

> milyonun kolesterol yüksekliği vardır. Ülkemizde kalp

> hastalığı sıklığı bu boyuta henüz gelmemiş

> gözükse bile, şeker hastası sayısının dört milyon

> olduğu göz önünde bulundurulursa, yakın zamanda vahim

> bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız açıktır.

> Ne zaman ki şeker pancarından şeker üretilmesi

> Avrupa'da ortaya çıktı, soğuk iklimlerde de şekere

> dönüşebilecek bir besin maddesi keşfedildi, toplumların

> şeker tüketimi arttı. Toplumların şeker tüketiminin

> artış eğrisiyle, hastalıkların artış eğrisi bire bir

> örtüşüyor. Çünkü; şeker sadece kalorisiyle,

> şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan

> kimyasal yapısıyla da çok tehlikeli. "Şeker yiyeyim

> oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım"

> demek çok yanlış. İnsan vücudunun şeker almasına

> gereksinim yoktur.

> "12 YAŞINDA YAŞLANDIRIYOR"

> - Çocukların enerjiye ihtiyacı var diye belli

> miktarlarda yemeleri doğru değil mi?

> - Asla doğru değil.

> - Peki enerji ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız?

> - Taş devri döneminde insanlar hayvan avlar ve bitki

> toplar. Şeker sadece meyvede var. Meyve esas olarak bir

> kültür bitkisi. Doğal ortam sebze ağırlıklıdır.

> İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir gıda maddesine, o

> oranda olumsuzlaşıyor. O dönemde, insanların kan şekeri

> 60 dolayındaymış. Bu devirlere geldikçe şekerle

> tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor.

> Dolayısıyla ortalama kan şekeri de değişiyor.   Şimdi

> 100'lerdeyiz, 120'de şeker hastalığı.

> Biliyorsunuz şimdi şeker hastalığı iki türlü. Bir

> doğumsal genetik özelliklerle alakalı tip 1 diabet. Bir

> de edimsel tip 2 diabet. Pankreas organının artık

> yeterince insülin üretememesiyle ortaya çıkar. Yaşlanma

> süreci olarak kabul edilir. 60'lı yaşlarda

> görülmesi beklenir. Ama şu anda 12 yaşındaki

> çocuklarda tip 2 diabet var. Sağlıklı beslenmede

> şekerin hiç yeri yok. Tamamen bir damak

> alışkanlığıdır.

> "KANSER HÜCRESİ DE ŞEKERLE BESLENİYOR"

> - Ama, beyin sadece glikozla beslenmiyor mu? 

> - Doğru. Ancak, bu glikozu her türlü karbonhidrat

> içeren bitkiden vücut elde ediyor. Kanser hücresi de

> şekerle besleniyor. Özellikle kemoterapi gören asla

> şeker yememeli.

> Şeker pancarından veya şeker kamışından elde

> ettiğimiz şeker 'sakaroz', iki ayrı molekülden

> oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez

> vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan

> şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan

> şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu

> bildiği için korkudan hemen insülin salgılar. Çok fazla

> miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin

> salgılanır. İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir

> enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür. Ama

> insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az

> enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde

> bir fazlalık olacaktır. Bu fazla şeker, insülin

> aracılığı ile ya kas ve karaciğerdeki şeker

> depolarına götürülecek ki, vücudumuzun şeker deposu

> 120 gram kadardır. Orası da sürekli doludur, hiç boş

> kalmıyoruz çünkü. İnsülin bu şekeri alacak ve yağa

>  dönüştürecek. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker

> vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacak.

> İnsülin salgılandığı için bir de tokluk hormonu

> salgılanır. Hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir

> derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker

> yemenizin de önüne geçmiş olur.

> Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz; çok az oranda

> insülin salgılatır. Dolayısıyla sınırsızca

> yiyebiliriz. Fruktoz günde 15 gram kadar vücudumuzda

> metabolize edilebiliyor. Değişik kimyasal süreçlerin

> içine katılabiliyor. Bu da 30 gram şekerdir. Günde

> bundan fazla yenirse karaciğerde trigliserite dönüşür.

> Trigliserit kan yağıdır. Bu hem karaciğer

> yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun

> yağlanmasına yol açar. Bugün Amerika'da alkole

> bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına

> dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.

> "MEYVE YİYORSAN, ŞEKER YEME"

> - Yiyeceklere ve içeceklere bunu tercüme edersek. 

> - Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram

> şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında

> hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2

> parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir

> matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş

> olduğumuz bir takım vitamin ve antioksidanları da feda

> etmiş oluyoruz.

> - Meyvelerin şeker oranları farklı değil mi?

> - İncir ve muz en çok şeker içerenler. Ama onun

> dışındaki meyveler aşağı yukarı aynı.

> - Okuyucularımız söyleşimizden sonra bir reçete

> çıkartabilirler mi? Bunu yemeyeceğim, şunu yemeliyim

> diyebilir mi? Bu sistemin içindeyken, nasıl başaracaklar

> bunu?

> "HAYVANLARA YAPTIĞIMIZ..."

> - Ben kendim yapmadığım şeyleri topluma anlatamam. Ben

> böyle ve de çok keyifli yaşıyorum. Sunulanlar içinde

> sağlıklı beslenmeyi bir şekilde yapmak mümkün.

> - Aslında hayvanlar yapabildiklerine göre.

> - Hayvanlar yapamıyor bu işi, Çünkü; hayvanları biz

> besliyoruz. Tıkıyoruz ahırlara "şunu

> yiyeceksin" diye hayvanlara hayvanlık yapıyoruz.

> - Oysa tavuklar bütün gün eşelenir durur, ihtiyacı

> olanı seçer yerdi. Filler örneğin hastalandığı zaman

> belli ağacın yapraklarını gider yermiş ilaç niyetine.

> - Evet bu tüm hayvan aleminde var. Kaliforniya Valisi

> bütün o rambo görüntüsüyle Amerika'da en aklı

> başında valilerden biri oldu. İki büyük atılımı

> oldu. Bir tanesi; okullarda meşrubat satışını

> yasakladı. İki; patates cipsinin üzerinde,

> "öldürücüdür" yazısı konuyor.

> AMERİKA'NIN MISIRINI TÜKETECEĞİZ DİYE...

> - Cips deyince öteki düşmana mı geçiyoruz?

> - Yok, bir konu daha var. Son yıllarda yeni akım

> mısırdan şeker elde etmek. 1920'li yıllarda Amerikan

> başkanı "benim köylüm mısırdan kalkınacak"

> fetvasında bulundu. Gerçekten de çok büyük teşvikler

> verildi. Göz alabildiğince mısır ekildi. Dünya mısır

> ekiminin yüzde 40'ı Amerika'dadır. Bunu sadece

> hayvan yemi yaparak ya da başka yollarda tüketemeyince

> değerlendirme yolları arandı. Japonlar mısırdan şeker

> elde etmeyi keşfetti. Amerika hemen balıklama atladı bu

> yöntemin üzerine. Artık şeker endüstriyel. Sıvı

> olduğu için paketlenip satılamaz. Ama her türlü

> dondurma, meşrubat, şerbette kullanılıyor. Bakıyorsunuz

> şimdi baklavacı artık şerbetini kendisi yapıp

> dökmüyor. Kartal'dan fabrikadan hazır fruktoz

> şerbeti geliyor.

> KOLESTEROL DÜŞMANLIĞI

> -  Ama bunun daha sağlıklı olduğu yazılıp

> çiziliyor.

> - Maalesef. Şimdi bilgi çağındayız ya! Bence bilgiye

> ulaşmanın en zor olduğu çağdayız. Çünkü, ekonomik

> kazanç kaygısı her türlü bilginin üzerine   binmiş

> durumda. O kadar büyük bir rant var ki, gerçeğe

> ulaşmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz.

> Biraz önce dediğimiz gibi 15 gramdan fazla fruktoz yağa

> dönüşüyor ve bizi hasta ediyor. Nasıl demir paslanınca

> eskir, bu paslanmanın bilimsel adı oksitlenmedir.

> Vücudumuzdaki hücreler de oksitlenir ve yaşlanır.

> Birtakım gıdalarla oksitleyici, bir de bunu engelleyici

> maddeler alırız. Örneğin, üzüm çekirdeği. Gerçekten

> bu sistem bizim organizmamızın yaşlanmasını belirleyen,

> hastalanmasını, kanser gelişimini belirleyen ana faktör.

> Bakın bir kolesterol furyası aldı gidiyor. Kolesterol

> anne sütünde, yeni bir hayatın doğması için ana nesne

> olan yumurtada bolca var. Demek ki insan hayatının

> gelişme döneminde inanılmaz gereksinim var. Bakıyorsunuz

> kolesterol düşmanlığı sarmış ortalığı.

> "KOLESTEROL MASUM, BİZ SUÇLUYUZ"       

> - Kolesterolün ölçüsü de zaman zaman değişiyor.

> Bunun modası olur mu?

> - Bakıyorsunuz LDL 130'a kadar normalde. Üç sene

> sonra 100, şimdi de 60 olsun diyorlar. Yakında sıfıra

> indirecekler. Aslında, kolesterol masum. Bizler suçluyuz.

> Fruktozu yani tatlı şekeri yiyerek oluşturduğumuz

> trigliseritler, kolesterolün oksitlenmesine sebep oluyor .

> Yağsız kuzu şiş yediğinizi varsayalım, yanında da

> meyve suyu içiyorsunuz. Sadece kuzu şişi yeseniz bir

> zararı yok, ama kırmızı etten aldığınız

> kolesterolü, meşrubattan aldığınız şeker trigliserite

> dönerek oksitlediğiniz için damar sertliği oluşuyor.

> Biz insanlara "kardeşim kolesterol zararlı değil.

> Ama oksitlenmesine izin verme" diyeceğimize, ilaç

> firmaları kolesterolü düşürecek ilaç keşfediyor. Biz

> masum olanı indiriyoruz. Eğer oksitleyici maddeleri

> düşüremiyorsak, oksitlenen maddeleri azaltalım. Ama esas

> insan mantığı ne diyor? Oksitleyen maddeleri azalt.

> Yine oksitleyici bir madde, damar sertliği yapan doymuş

> yağ asidi. Bu madde yapay beslenen hayvanların sütünde

> var, depo yağlarında var. Ama bizim ineğimiz merada

> otlasa, doğru beslense doymuş yağ asidi sütte ve

> hayvansal yağda sıfır olacak. Dolayısıyla kolesterol

> oksitlenmemiş olacak.

> ANTEP YUVALAMASININ FAYDALARI

> - Peki bu mümkün mü? Merada otlayan inek, otlayacak da,

> süt yapacak da kaç kişiyi besleyecek? Fiyatı yükseltmez

> mi tüm bunlar?

> - Çok güzel bir noktaya değindiniz. Yıllardır hep

> böyle aldatılıyoruz. "Dünya nüfusu aç. Dünyayı

> besleyebilmemiz için yapay gübreye, yapay yeme

> ihtiyacımız var." Hayvansal proteini, tek kaynak

> olarak görürseniz haklısınız. Ama insan ekmek yerken

> bile protein almış oluyor. Hububat, baklagillerde bile

> protein var. Şimdi doktorlar bunu okur okumaz itiraz

> ederler. Derler ki "Esansiyel amino asitler

> vardır". Yani hayvansal gıdada var olan, vücudun

> üretemediği mutlaka dışardan alınması gereken bazı

> protein yapı taşları, amino asitler vardır. Örneğin;

> mercimekli bulgur pilavı yaptığınızda bulgurda eksik

> olanı mercimekten, mercimekte eksik olanı bulgurdan

> alıyorsunuz. Anakız diye bir yemek varmış, ben de yeni

> gördüm, bulgurdan yapılan küçük köftecikler nohutla

> birlikte pişiriliyor.

> - Antep yöresinin yuvalaması gibi..

> - Bir baklagil ve bir hububat. Birbirinin eksiklerini

> tamamlıyorlar. Tam ete eşdeğer protein almış

> oluyorsunuz. Makro nutrientler yağ, protein ve

> karbonhidrattır. Mikro nutrientler ise vitaminler,

> mineraller, enzimlerdir. Bizim süte kalsiyum açısından

> ihtiyacımız var. Eğer merada otlayan bir hayvanın

> sütüyse içinde bulunan omega-3'e ihtiyacımız var.

> Türkiye'de biliyorsunuz gençlerde inanılmaz bir demir

> eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir

> kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az

> özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır,

> protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan,

> baklagilden alıyorum zaten. Ama yapay yem üreticileri

> "biz dünyayı nasıl doyuracağız" yalanıyla

> kandırarak hayvancılığı katlettiler. Hayvanları

> meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı

> şeker hastası. Çünkü neyle besleniyor, pancar

> küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve

>  mısırla besleniyor. Hızla kan şekerini yükselten,

> hayvanın yağlanmasına yol açan ve hayvanın şeker

> hastası olmasına yol açan bir beslenme şekli.

> İNEK NE YEMELİ

> Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay

> beslenende hiç yoktur . Doğal beslenen ineğin sütünde

> damar sertliği yapıcı doymuş yağ asidi yoktur, yapayda

> vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün

> oksitlenmesine yol açar. Doğal beslenen ineğin sütünde

> dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan

> olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen

> kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir.

> Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur. Yine merada

> beslenen ineğin sütünde insüline benzer büyüme hormonu

> vardır. Bu gençlik aşısıdır, bütün hücrelerin

> kendisini yenilemesini sağlayan maddedir. Duymuşsunuzdur

> kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda

> ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü

> dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal

> sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama

> batıda ekolojik hayvancılığın sonucu elde

>  edilen süt ile konvansiyonel üretilen sütün maliyeti

> arasındaki fark yüzde 10-15'i geçmiyor.

> Ne Türkiye yasalarında ekolojik hayvancılıkla

> barışığım, ne de AB'dekiyle. Ekolojik hayvancılık

> denince akla "ekolojik tarım sonucu elde edilmiş

> ürünlerle hayvanın beslenmesi" geliyor. Affedersiniz

> ama 2000 yıl önce hayvan nerden patatesi buldu da yedi, ya

> da pancarı. İneğin normal beslenmesinde pancarın,

> mısırın ve patatesin yeri var mı? Yok.

> - Demek Amerika'dakilerin varmış.

>  Orada da yok. İster ekolojik tarımla, ister normal

> tarımla elde edilmiş olsun hayvana pancar verilmesi

> yanlış. Zaten hayvanın sütünün kötü olmasının

> sebebi hayvanın, karbonhidratı zengin, onu yağlandıran

> tarzda, mısırla beslenmiş olması. O yüzden ekolojik

> hayvancılık dediğimizde yasalarımızın buna göre

> organize olması gerekiyor. Tanımlamamız gereken, türe

> özgü beslenme. Bir inek nasıl beslenir doğada? Öyle

> beslersek ineğin sağlıklı olmasını sağlarız.

> Dolayısıyla verdiği ürünün de insanlara sağlıklı

> olmasını sağlarız. Bütün doğada kendiliğinden

> yetişen yeşillikler omega-3 ağırlıklı yağ içerir.

> İnsanların eliyle ekilenler omega-6 içerir.

> HAMSİYİ HANGİ YAĞDA KIZARTACAĞIZ

> - Ne fark var arasında?

> -. İnsan vücudunun her hücresinde hücre zarı vardır.

> Bu hücre zarı lipo protein katmanla sarılı. Yani bir

> yağ bir de protein. Bu hücre zarındaki yağ ana madde

> olarak omega-3'tür. Tek tük omega-6 da içerir. Biz

> yeşillikten uzaklaştıkça ve hayvanımızı da

> yeşillikten uzaklaştırdıkça elimizde tek bir omega-3

> kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür

> balığı değil. Halbuki insanın her gün 1 gram omega-3

> alması gerekiyor. Omega-6 yağ asitleri ile omega-3 yağ

> asitleri vücudumuzda aynı enzimlerle metabolize edilir.

> Biz ayçiçeği yağı, soya yağı gibi yağlarla beslenip

> çok omega-6 aldığımız için artık omega-3'e enzim

> kalmıyor. Diyelim ki hamsiyi ayçiçeği yağında

> kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.

> Bütün yağlar, yağ asitlerinin karışımıdır. Onlar

> da 3'e ayrılır. Doymuş yağ asitleri, tekli

> doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitleri.

> Çoklu doymamış yağ asitleri ikiye bölünür, onlar da

> omega-3 ve omega-6'dır. Bundan 40-45 yıl öncesi

> omega-6 kolesterolü düşürüyor diye tüm topluma

> söyledik. Ayçiçeği ve mısırözü yağlarını

> tükettirdik. Fakat sonra anladık ki bu yağlar iyi

> kolesterolü de, kötü kolesterolü düşürdüğü oranda

> düşürüyor. Bizim kolesterol açısından sağlıklı

> olmamızdaki unsur iyi ve kötü arasındaki dengedir.

> İkisini birden düşürürse denge bozulmamış olduğundan

> herhangi bir iyilik elde etmiş olmuyoruz.

> DEPRESYONUN ÇARESİ

> - İkisi arasında denge mi, fark mı önemli?

> - Oran önemli. Omega-6'yı o kadar fazla alıyoruz ki,

> almış olduğumuz azıcık omega-3'ü de

> değerlendirmeden vücuttan hemen atıyoruz. Omega-3

> olmayınca hücre duvarına veremiyorsunuz. Hücre duvarı

> da omega-3'ten oluşuyor. Vücut da asıl malzemeyi

> bulamadığı zaman gecekondu yapar gibi ne bulursa onla

> hücreyi onarıyor. Omega-3 yerine, omega-6 yağ asidi olan

> araşidonik asidi kullanıyor. Ama bu asit bütün stres

> komalarının hammaddesi. Gecekondunuzu el bombasıyla

> örmüş oldunuz. Dışardan biri taş atsa havaya uçacak.

> - Ama o zaman da ben size stres ilaçları satacağım.

> - Tabii. Omega-3'ten zengin beslenen toplumlarda

> depresyon çok az oranda görülüyor. Zihinsel performans

> artıyor. Beynimizdeki toplam yağ asidinin yarısı omega-3

> olmak zorunda. Ama biz vücudumuza bunu sunamıyoruz.

> ÇAY VE ZEKA

> - Beslenmeyle doğrudan ilişkili öyle mi?

> - Aynı şey mesela demir için de geçerli. Zamanında

> Türkiye'nin yarısı aptaldır lafı çok tepki

> yarattı. Bunu bu şekilde ifade etmek hoş olmadı, ama

> Türkiye'nin yarısında demir eksikliği,

> kansızlığı var. Demir eksikliği zihinsel eksiklik

> yaratır. Sonuçta demir üstünden düşünürsek Aziz

> Nesin haklıydı.

> Türkiye'de çay tüketiminin de buna katkısı var.

> Demirin emilimini olumsuz yönde etkiliyor. Ama diğer

> taraftan çay iyi bir anti oksidan.

> - Yemekten hemen sonra çay içme adetimiz var. Doğru mu?

> - Şekerle içmediğiniz takdirde hiçbir zararı yok.

> Yemekten hemen sonra çay içilebilir.

> - Demirin emilimini engellediği için iki saat sonra

> içmek gerektiği söyleniyor.

> "ÇAYI ŞEKERSİZ İÇİN!"

> - Üç saat.  Ben tekrar omega-3'e dönmek istiyorum.

> Çünkü hayati bir olay. Omega-3'ün eksikliği

> insanları şeker hastalığına itiyor. Damarların

> sertleşmesine yol açıyor. Pıhtılaşabilirlik oranın

> artmasına, dolayısıyla kalp damarının veya beyin

> damarının pıhtıyla tıkanıp "inme" veya

> "enfarktüs" olmasına yol açıyor. Bir yandan

> omega-3 kaynaklarımız çok azaldı Toplum olarak zaten

> balığı çok az tüketiyoruz. Omega-6'yı çok

> tükettiğimiz için omega-3'ün yolunu kesiyoruz.

> Artık kesin olarak biliyoruz ki, ayçiçeği ve soya yağı

> kansere sebep olabiliyor. Akciğer kanseri, meme kanseri,

> kalın bağırsak kanseri, şeker hastalığının

> oluşumunu kolaylaştırıyor.

> - Ayçiçeği de bir bitki. Neden zararlı? Kimyasal

> yapısından dolayı mı, üretim hatasından mı?

> - Kimyasal yapısından. Kültür bitkisidir. Omega-6 yağ

> asidi içerdiği için. Mesela zeytinyağı omega-9

> yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün

> emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği

> yağının bir olumsuzluğu daha var. Pişirme esnasında

> maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ

> asitlerine dönüşüyor. Biz bunlara trans yağ asitleri

> diyoruz. Bu yağ asitleri de yine kolesterolu oksitleyerek

> damar sertliği yapıyor. Diğer taraftan trans yağ asidi

> beyindeki sinir kılıflarına girerek beyindeki iletiyi

> bozuyor ve parkinson, alzheimer gibi hastalıklara sebep

> oluyor.

> "ANNEMİN YEMEKLERİ BAŞKAYDI"

> - Acaba "tadı güzel" dediklerimiz bize

> dışardan dayatılan bir kavram mı? Güzel nedir?

> - Eşinizle ilk evlendiğinizde yemek yaptığınız zaman

> size itiraz etmedi mi, "benim annem böyle

> yapıyor" diye?

> - Ben güzel yemek yaparım.

> - Ona rağmen itiraz etti. İnsan çocukluğundan

> alıştığı damak tadını arıyor. Belki dünyanın en

> kötü aşçısı annesi, ama insan neye alıştıysa onu

> arıyor.

> - Eski çağlardan bu yana insana dair güzel-çirkin

> kavramı bile ne kadar çok değişmiş. Biz ona böyle bir

> değer yüklediğimiz için güzel oluyor. Toplumda da

> dayatılan değerler var . Kola ya da hamburger için

> "bak bu güzeldir" deniyor çocuklara.

> - Ben o yüzden üniversitelerde konferans vermeyi tercih

> ediyorum. Çünkü; onlar yakın zamanda anne baba

> adaylarıdır.

> SPOTLAR(ÖNEMLİ BİLGİLER)

> "Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30

> gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve

> dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok

> aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve

> yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden

> elde etmiş olduğumuz birtakım vitamin ve antioksidanları

> da feda etmiş oluyoruz."

> "Türkiye'de gençlerde inanılmaz bir demir

> eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir

> kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az

> özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır,

> protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan,

> baklagilden alıyorum zaten."

> "Yapay yem üreticileri 'biz dünyayı nasıl

> doyuracağız' yalanıyla, hayvanları meralardan

> ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker

> hastası. Çünkü, pancar küspesiyle, yapay protein

> yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor.

> Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay

> beslenende hiç yoktur. Doğal beslenen ineğin sütünde

> damar sertliği yapıcı donmuş yağ asidi yoktur, yapayda

> vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün asitlenmesine

> yol açar.

>   Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne

> kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik

> asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri

> yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin

> sütünde bu hiç yoktur.

>   Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış

> bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun

> yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün

> eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu

> söylenir ama aradaki fark yüzde 10-15'i geçmiyor.

>   Elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal

> deniz balığı; kültür balığı değil. Halbuki insan

> her gün 1gram omega-3 alması gerekiyor. Diyelim ki hamsiyi

> ayçiçek yağında kızarttık, o hamsiden artık bize

> fayda gelmiyor.

>   Zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış

> yağdır ve omega-3 ün emilimine hiçbir zararı yoktur.

> Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var.

> Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra

> birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor.


KARGA

80'ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen -45 yaşında ve saygın bir işi olan- oğlu salonda oturuyorlardı. Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sohbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti. O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Yaşlı baba kargaya gülümserek biraz baktıktan sonra oğluna sordu: "Bu ne oğlum?"

Oğlu şaşkın, cevapladı: "o bir karga baba."

Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu: "Bu ne oğlum?"

Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı: "Baba, o bir karga"

Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu. Yaşlı baba üçüncü defa sordu: "Bu ne?"

Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü: "O bir karga baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun?"

Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti: "Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?"

Babası -yüzünde hâlâ bir gülümseme- yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü. Bu bir hâtıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu. Sevgiyle gülümseye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi.

"Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga k ondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu. 23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim. Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu."

18 Mart 2009 Çarşamba

internetten araştırırken özellikle wikipedia ve .the health news'den bulduklarım



Rahatsızlık geçiren bir karaciğer tekrar eski
sağlığına kavuşabilir mi?

Evet kavuşabilir. Çünkü karaciğer kendini sürekli olarak
yenileyen bir organdır. Fakat çok fazla zorlandığında (alkol, ilaç) o da pes
edebilir.



14) Beslenme konusunda nelere dikkat edilmeli?

Özellikle hayvansal yağlar karaciğer için oldukça
zararlıdır. Bunun yerine bitkisel veya balık yağları tercih edilebilir.
Özellikle bakliyat, filiz ve balık ürünleri. Şeker vücutta yağa dönüştürüldüğü
için, şeker tüketiminde de daha dikkatli olmak gerekir. Ağırlıklı olarak sebze
ve meyve tüketmeye özen gösterilmelidir.


Karaciğerinizin yükünü azaltın

İç Hastalıkları
Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Elif Akün, karaciğerin yükünü azaltmak için birkaç öneride
bulundu: "Alkol, yağlı besinler, fazla ilaç tüketimi ve enfeksiyonlar zaten
karaciğeri yeteri kadar yorar. Bu nedenle karaciğerinizin yükünü azaltmak için,
ona doğal besinlerle yardımcı olabilirsiniz.




"Enginar:

Özellikle
karaciğerden atılması gereken azota benzer maddeler konusunda karaciğerin işini
kolaylaştırır. Enginar, konsantre veya kapsül şeklinde olmaktan ziyade, taze
olarak tüketilmelidir.

Devedikeni:

Bu bitki içerdiği maddeler sayesinde hem karaciğeri yeniler
hem de enfeksiyonlara iyi gelir.


Hindiba:

Karaciğeri zehirli maddelerden arındırır ve hazmı
kolaylaştırır. Yaprakları salata olarak, kökleri de kaynatılıp tüketilebilir.



Havuç:


İçerdiği antioxidanlar (betakaroten ve flavonoid) sayesinde
karaciğeri temizler. Karaciğer kanı temizliyor


Karaciğer, bedenimizin sağ tarafında, karnın üst kısmında,
diyaframın altında bulunuyor. Sağ ve sol olmak üzere iki parçadan oluşuyor. Aynı
zamanda alt kısımlarında iki küçük parça daha bulunuyor. Karaciğer;
vücudumuzdaki zehirli maddeleri dışarı atmakla görevli bir organ. Hücreleri
sayesinde kandaki zararlı maddeler (aminoasitler ve amonyak gibi) filtre edilip
yararlı maddelere dönüştürülüyor. Zehirli maddeleri filtre etmenin yanı sıra,
karaciğerin bir diğer önemli işlevi de, yağların hazmedilmesini sağlayan safra
sıvısı ve hayati önem taşıyan albümin üretmek. Bunun dışında besinleri,
organizmaya faydalı olacak maddelere dönüştürüyor. Ayrıca vücut, ihtiyacı olan
enerjinin büyük bir kısmını da karaciğerden alıyor.



http://tr.wikipedia.org/wiki/Karaciğer


Karaciğer Safra adı verilen bir salgı üretir.Safra sıvısı
büyük yağ damlalarını daha küçük parçalara ayırarak yağların sindirimine
yardımcı olur.Karaciğer, diyaframın hemen altında, sağ tarafta, yaklaşık olarak
2 kilogram ağırlığında, koyu kırmızı renkte yumuşak bir organdır. Yaşamak için
gerekli olan birçok kimyasal olay bu organda meydana gelir. Vücudumuzdaki en
büyük organdır. Latince adı Hepar'dır.

Görevleri Günde yaklaşık olarak 4 su bardağı (1,50kg) safra
salgılar. Yağ, protein ve şeker metabolizmasını düzenler. Vücudun ısısını
ayarlar. Vücuda su üretir Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan
maddeleri depolar. Kandaki şeker miktarını ayarlar. Hormonların görevleri
üzerinde etkili olur. Pıhtılaşmada rol oynayan protrombin ve fibrinojeni üretir.
Yaşlı alyuvar hücrelerini parçalar. Embriyo döneminde kan hücrelerinin üretimini
sağlar. Kanda bulunan fazla glikozu glikojen halinde depo eder. D, B, A ve
bağırsaklarda sentezlenen, kanın pıhtılaşmasında rol oynayan K vitamini ile;
demir, kalsiyum, bakır, protein ve yağları depo eder. Karotenden A vitamini
sentezler. Cinsiyet hormonlarının fazlasını yok eder. Lenf yapımında görev alır.
Antikorların önemli bir kısmını üretir.


Hastalıkları Karaciğer yukarıda belirtilen görevlerinden
herhangi birini yapamaz hale gelecek olursa, çeşitli hastalıklar ortaya çıkar.
Bunların en önemlileri, karaciğer yetersizliği, karaciğer iltihaplanması,
karaciğer sirozudur.Hepatit b virusu karacaiğerin disfonksiyel olmasında çok
etkilidir.Virus hakkında bilgiye Hepatit b wikipediadan ulaşılabilir.


Hastalık belirtileri Karaciğeri rahatsız olan kişiler
ensede ağrı hissedebilirler, çarpıntı, iştahsızlık vardır. İdrarın rengi
sabahları sarı ve koyu, daha sonraki saatlerde ise, duru ve açıktır. Sık sık
idrara gider. Baldır kasları ağrır. El ve ayaklarında şişlik görülür. Geceleri
uyumak istemezler ve görme ve işitme duyguları da zayıflar. Halsizlik oldukça
belirgindir.

17 Mart 2009 Salı

Gözlük almak için Dirimsel Tıp Merkezinde muayene ve kontrol...







17.03.2009 Saat 09:15



Sabah trafikten dolayı biraz gecikince aradan hasta alamayacaklarını ancak
hastalar bitince alabileceklerini söylediler. Bu teklif bir açıdan bana da
iyi geldi en azından gazete okuyabilecektim. Neyse iyi ki beklemişim en son
hastalar bitince girdiğimde bir sürpriz beni bekliyordu. Gecikmem bize vakit
yarattı, keyifli bir sohbet eşliğinde bilgiler edindim…




Meğer yurtdışında yaşama sevdam sonuncunda elimdeki tüm verileri kolay
ulaşılır hale getirme çalışmamın sonucu oluşturduğun blog’umun çok çok
kıymetli bir okur kitlesi varmış. (sinirli oğlu ile beraber :) )



İçeri girdiğimde sayın hocam daha önceki kayıtları vermemle ezber etmiş
olduğu reçetemi hemen hatırlamış ve ekrana da benim bloğumu açmıştı bile… :) :)



İlk başta haklı olarak biraz kızgındı bana, ama sonrasında iyice kıvamını
aldı sohbet… Ve birçok şey öğrendim kendisinden… gerçi ben bilemedim tüm
bloglarda olduğu gibi kişisel duygularımı yazmıştım, esas orada atıfta
bulunmak istediğim bu konjonktivite hastalığına dikkat edilmesi idi… Ne de
olsa ben bir muayeneye gitmiştim, sonra gözlük almıştım, yoğun bir salgın
mevcuttu ve ben bu salgını nereden kaptığımı bilmiyordum, dikkatli olmam
gerektiğini bloguma da not düşmüştüm(*) Ama hocam beni ikna etti… Hem
dirimsel bu konuda çok dikkatli hem de -özellikle – hocam çok dikkatli…
Ekstra kullandığı sıvı sabunlar yaptığı rutin temizlikler, hastaların
muayenesinde dikkat edilen sıralamalar, siterilzasyon gibi…





Öğrendiklerim…



Gözümüzde normal koşullarda binlerce bakteri yaşar ama vücut direncimiz
düştüğü zaman özellikle gribal durumlarla birleşince konjonktivite olabilir.
Gribal süreç ile konjonktivite bağlantılıdır. Normal koşullarla gelişen
konjonktivite yine normal koşullarla 2 hafta gibi bir sürece göz tarafından
disiplin altına alınırmış.



Gözlük seçme gibi süreçlerde bu mikrobun taşınması, bulaşması zor. Genelde
bu rahatsızlık kişisel özellik taşımakta… Çoğunlukla flora’dan kaynaklı artı
gribal enfeksiyondan oluşur.



Gözün kızarması göz yorulunca gerçekleşen biri durumdur. Çok çalışma,
banyo sonrasında gibi… Mesela (bildiğimiz klasik) çay ile yapılan pansuman
gözü ve damarları rahatlatır. Uyku en iyi dinlendirici ve göz yorulmasının
en iyi iyileştiricisidir. Günde 8 saat uyuma ile gözler rahatlıkla dinlenir.



Gözlük seçerken konjonktiviten sakınmaya gerek yok bu şekilde bulaşmaz.




Sonuç: gözüm sağlıklı, herhangi bir sorun görünmüyor. Kuruluk yok.




Hocam eksikliler varsa yorum bırakın veya dedektif yönünüzle zaten
telefonum var sizde arayın… Müsait olduğunuzda size kahve ısmarlamak
isterim. (ama oğlunuz gelmesin, korkuttu beni :) )




(*)Zaten ilk yazımda da “Sanırım” diyorum yani kişisel bir fikir zaten bloglar kişisel görüşleri bildirir. Bağlayıcı yönleri yoktur. Web sayfası gibi bir resmiyet barındırmazlar. Bir nevi günlüktür. Adı da “Web log” kısaltması blog’dur. Yine de tabii ki burada yazdıklarımla birilerine üzmüş olmama hem şaşırsım hem üzüldüm.






Sorular:



Güneş gözlüğü seçilirken nelere dikkat edilmeli…



Gözü güneşten korumak için güneş gözlüğü alırken nelere dikkat edilmeli,
hangi renk güneş gözlüğü en avantajlısı…



Peki konjonktivite nasıl bulaşır. Salgınlar nasıl gerçekleşir.




Teşekkürler…




İyilikler…

13 Mart 2009 Cuma

Acaba insan hayatı tanımak mutlu olmak için neler yapmalı...

Acaba insan hayatı tanımak mutlu olmak için neler yapmalı...
Nedir bu enstrümanlar acaba...
Nasıl...

Dünya Başkentleri ..

Ülke                              Başkent

Abd                               Washington

Afganistan                      Kabil

Almanya                         Berlin

Angola                           Luanda

Arjantin                          Buenos Aires

Arnavutluk                      Tiran

Avustralya                      Canberra

Avusturya                      Viyana

Azerbeycan                    Bakü

Bahamalar                      Nassau

Bahreyn                          Manama

Barbados                       Bridgetown

Belçika                           Brüksel

Belize                             Belmopan

Bengladeş                       Dakka

Bermuda                        Hamilton

Bhutan                            Thimbu

Birleşik Arap E.              Abudabi

Birmanya                        Rangun

Bolivya                           Lapaz

Bosna-Hersek                Saraybosna

Botswana                       Gaberones

Brezilya                          Brazil

Brunei                            Bandar Seri Begawan

Bulgaristan                      Sofya

Burkina Faso                  Ougadougou

Burundi                          Bujumbura

Cabo Verde                   Praia

Cezayir                           Cezayir

Cibuti                             Cibuti

Çad                                Jamena

Çeçenistan                     Grozni

Çek Cumhuriyeti             Prag

Çin Halk Cumhuriyeti      Pekin

Danimarka                      Kopenhag

Dominik Cumhuriyeti      Santa Domingo

Dominika                        Roseau

Ekvador                         Quito

Ekvator Ginesi                Malabo

El Salvador                     San Salvador

Endonezya                      Jakarta

Eritre                              Asmara

Ermenistan                      Erivan

Estonya                          Tallin

Etiyopya                         Somali

Fas                                 Rabat

Fiji                                Suva

Fildişi Sahili                   Abidjan

Filipinler                         Manila

Finlandiya                       Helsinki

Fransa                           Paris

G. Afrika Cumhuriyeti    Cape Town Pretoria

Gabon                            Libreville

Gambiya                         Banjul

Gana                             Akra

Gine                              Konakri

Grenada                        St. Georges

Gronland                       Nuuk

Guadeloupe                    Basseterre

Guam                            Agana

Guatemala                     Guatemala

Guernesey                     Saint Peter

Guyana                          George Town

Güney Kıbrıs                 Nikosia

Güney Kore                  Seul

Gürcistan                       Tiflis

Haiti                              Portau Prınce

Hırvatistan                     Zagreb

Hindistan                       Yeni Delhi

Hollanda                        Amsterdam

Honduras                      Tegucigalpa

Hong Kong                   Victoria

Irak                               Bağdat

İngiltere                         Londra

İran                               Tahran

İskoçya                         Edinburg

İspanya                         Madrid

İsrail                              Kudüs

İsveç                             Stockholm

İsviçre                           Bern

İtalya                             Roma

İzlanda                          Reykjavik

Jamaika                         Kingston

Japonya                         Tokyo

Jersey                            Saint Heiler

K. İrlanda ,                    Belfast

Kadana                         Ottowa

Kamboçya                    Phnompenh

Kamerun                       Yaounde

Katar                            Doha

Kazakistan                    Almatı

Kenya                           Nairobi

Kırgızistan                     Bişkek

Kırım                             Sivastopol

Kiribati Adaları              Bairiki

Kolombiya                    Bogota

Komorolar                    Moroni

Kongo                           Brazzaville

Kostarika                      San Jose

Kuveyt                          Kuveyt

Kuzey Kıbrıs                 Lefkoşa

Kuzey Kore                  Pyanyang

Küba                             Havana

Laos                              Vientiane

Leshoto                         Maseru

Letonya                         Riga

Liberya                          Monrovia

Libya                             Trablus

Liechtenstein                  Vaduz

Litvanya                        Vilnius

Lübnan                          Beyrut

Lüksemburg                  Lüksemburg

Macao                          Macau

Macaristan                    Budapeşte

Madagaskar                  Antananarivo

Makedonya                   Üsküp

Malavi                           Lilongve

Maldivler                       Male

Malezya                        Kualalumpur

Mali                              Bamako

Malta                            Valetta

Martinik                        Fort De France

Mauritius                       Port Louis

Mayotte                        Mamoudzou

Meksika                        Mexıco Cıty

Mısır                             Kahire

Mikronezya Federe D.   Kolonia

Moğolistan                    Ulanbator

Moldova                       Kişinev

Moritanya                      Nuakut

Mozambik                     Maputo

Namibya                       Windhoek

Nauru                            Yaren

Nepal                            Katmandu

Nijer                             Niamey

Nijerya                          Lagos

Nikaragua                     Managua

Norveç                          Oslo

Orta Afrika C.               Bangui

Özbekistan                    Taşkent

Pakistan                        İslamabad

Panama                         Panama City

Papua Yeni Ginesi         Port Moresby

Paraguay                       Asuncion

Peru                              Lima

Polinezya                        Papeete

Polonya                         Varşova

Portekiz                         Lizbon

Porto Riko                    San Juan

Reunion                         Saint Denis

Romanya                       Bükreş

Ruanda                          Kigali

Rusya Federasyonu       Moskova

Rusya(Beyaz)                Minsk

S. İrlanda                      Dublin

Saint Kids                     Basseterre

Saint Vincent                 Kingstown

Samoa                           Apia

San Marino                   San Marino

Santa Lucia                   Castries

Sao Taome                    Sao Toeme

Sardinya Adası              Cagliari

Senegal                         Dakar

Seyşeller                        Victoria

Sırbistan                        Belgrad

Sierra Leone                  Freetown

Singapur                        Singapur

Slovakya                       Bratislava

Slovenya                       Lubiyana

Solomon Adaları            Honiara

Somali                           Mogadişu

Sri Lanka                      Colombo

Sudan                            Hartum

Surinam                         Paramaribo

Suriye                            Şam

Suudi Arabistan             Riyad

Svaziland                       Mbabane-Lobamba

Şili                                 Santiago

Tacikistan                      Duşanbe

Tanzanya Dodoma         Darüsselam

Tataristan                      Kazan

Tayland(Siyam)             Bangkok

Tayvan(Formosa)          Taipei

Tibet                             Lhasa

Togo                             Lome

Tonga                            Nakualofa

Trinidad And Tabago      Port Of Spain

Tunus                            Tunus

Tuvalu                           Fongafale

Türkiye                          Ankara

Türkmenistan                 Aşkabat

Uganda                         Kampala

Ukrayna                        Kiev

Umman                         Maskat

Uruguay                        Montevideo

Ürdün                            Amman

Vanuatu                         Vila

Venezuela                      Caracas

Vietnam(Güney)             Saygon

Vietnam(Kuzey)            Hanoi

Virgin Adaları                Charlotte Malie

Yemen                          Sana Ve Eden

Yeni Kaledonya             Noumea

Yeni Zelanda                 Wellington

Yunanistan                     Atina

Zaire                             Kinşasa

Zambiya                        Lusaka

Zimbabwe                     Harare

 

Bilgiler internetten derlenmiştir...


12 Mart 2009 Perşembe

Oracle başkanının olaylı mezuniyet konuşması...


Afrika siyası

Not: Genlede çoğrafi ve genel kültür konularında sıklıklar wikipedia'yı kullanıyorum.
Bu bakımdan arşivimden eklediğim haritalar büyük ihtimalle wikipedia'dandır...

Avrupa Ülkeler...


Eski SSCB


Avrupa ...


Dünya ülkeleri ingilizce...


dünya sisyasi haritası ingilizce...


Dünya siyasi haritası...


dünya inanç haritası...


bir nazım hikmet şiiri.


bugün pazar.
bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
toprak, güneş ve ben...
bahtiyarım...

Goran Bregovic

Sen de "In The Deathcar" "Iggy Pop; Goran Bregovic" "Arizona Dream Soundtrac" dinlesene..

insana keyif veriyor...

bi de böle omuzlarınla dans et...


Sunay AKIN'dan...

!!!

Bilim ve Sanat, bir kuşun iki kanadı gibidir.

Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar.

Uçamayanlar ise tavuk olur…

"Tavuk toplum" önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz.

!!!


internetten araştırırken özellikle wikipedia ve .the health news'den bulduklarım


ihtiyar heyeti



Çok çok daha fazlası için:

http://www.bobiler.org/

reklam ,) :) :) :)

Memleketimden manzaralar. akpnin seçim kampanyası, soyada ayrıca dikkat...



alanya / domalan.

Kadınsız da yaşanır mı

Ben bu kadınları hakikaten anlayamıyorum…

Eğer anlayan varsa lütfen bana yardım etsin..

Biliyorum evrimle beraber sürekli farklıyız biz avcıydık, onlar toplayıcı..


Ama ne oldu da bunlar birden hem avcı, hem toplayıcı oluverdiler…


Biz ne yaptıkta tanrı bize böyle bir gazabı hak gördü…


Peki, biz bu durumda ne olacağız bizde toplayıcı mı olacağız…


Zaten onlar hem toplayıcı hem avcı oldular…


Zaten bir telde hem toplayıcı hem avcı(kadınlar) birde biz varız sadece ve kısmen toplayıcı (erkekler)…


Düne kadar sen bilirsin diyen kadınlar, ne oldu da her şeyi bilir hale geldiler… Kim erdirdi onlara dünyanın ilimlerini..


Nedir bunun püf noktası ve nasıl oldu da bütün tırtılların kelebek olduğu gibi bir erkek hangi kadını sevse sonunda hayal kırıklığı oluyor…


Güvenelim diyoruz bu durumda güvendikçe batıyoruz…


Tam bir bataklık sarıldıkça batıyoruz…


Nedir bu formüldeki eksik…


Ne yapsak işler yoluna girer…


Nerede hata yapıyoruz…


Offf off…


Ne yapmalı nerelere gitmeli, kimlere sormalı…


Kadınsız da yaşanır mı acaba…


Acaba..


Acaba..


Acaba..


Acaba..


Acaba..


Acaba..


Acaba..




11 Mart 2009 Çarşamba

bak nasılda kolay artık blog yazmak...

sadece ayarladığın blog adresine mail atıyorsun;
ana metni, metin olarak kullanıyor..
subject'e yazdıklarını başlık olarak ayarlıyor..
maildeki resmi de resim olarak ekliyor...
  :) :) :)

İngilizceyi kesinlikle öğrenmeliyim… ve bunu önümüzdeki 1 yıl içerisinde yapmalıyım.

 

Neden İngilizce öğrenmeliyim…İngilizcenin bana faydaları, sonuçları neler olur…?

 

İlk olarak artık global bir dil olan ingilizce'yi herkes bilmeli...

Ne kadar inkar etmeye çalışsak da artık günlük dilimizde bile İngilizce kullanıyoruz.. bu neden araba kullanmalıyım gibi birşey..

Ayrıca daha özele inersek:

-          Jean Monnet veya diğer burslarla yurtdışına gitme şansın var

-          Biz çok gezmek isteyen bir aileyiz.. daha çook yurtdışı gezileri yapacağız, ingilizce öğrenmek kendi başına her okuduğunu her dinlediğini anlamak çok güzel olcak..

-          Bazı şeyler sadece ingilizce'de var, web'te gezerken bile ingilizce bilmek gerekiyorki dünyanın kaynağı önüne açılsın..

-          Birşeyi anadilinden okumak , dinlemek , seyretmek çok önemli.. yeri geliyor okuma bilmeyen bir insan gibi kalabiliyoruz..

-          Sana getirisi seni bir adım daha ileri götürmesidir,, ayrıca işyerinde de bu sana gerçekten fark attıracaktır.. önce dil tazminatı sonra da bilgisayarların dilinin ingilizce olması ve bazen eğitimlerin ingilizce olması.. hatta sizin işyerinde bir çok yabancı var bunlarla ilişki kurulması konusunda teknik anlamda tek olabilirsin.. bunlar teferruat ama önemli olabilir de...

 

http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ngilizce


coca cola

Önceki yazıya bu resmi bir türlü ekleyemedim. Resmi silmeden bir şans daha vermek istedim. En sonunda bu şekile ekledim :)))

20 Şubat 2009 Cuma

COLA BİR SAATTE VÜCUTTA NELER YAPIYOR

1 BARDAK COLA BİR SAATTE VÜCUTTA BAKIN NELER YAPIYOR?
24.11.2008 22:10

Cola neden şişmanlatır? İlk 10 ve ilk 40 dakikada bakın Cola vücutta kan şekerini nasıl etkiliyor?
________________________________________
Cola ile felakete götüren 60 dakika

İç ve Kalp Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, bir bardak Cola’nın 60 dakikada vücuda verdiği zararları anlattı. İşte felakete götüren kısır döngü.

İç ve Kalp Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay, Cola’nın zararları hakkında ilginç açıklamalarda bulundu.
www.barsakforum.com sitesinde yazan Prof. Dr. Karatay, ’kola içince vücudunuzda neler olduğunun farkında mısınız?’ diyerek aşağıdaki açıklamayı yaptı:
1. İlk 10 dakikada: Kanınıza hemen 10 çay kaşığı kadar şeker girer. Bu normal günlük dozun 100 katı kadardır. Bulantınızın olmamasının nedeni içinde bulunan ’fosforik asiddir’.
2. İlk 20 dakikada: Kan şekeriniz aşırı şekilde yükselir. Bunun sonucu pankreasınızda aşırı derecede insülin salgılanır ve kan şekerinin fazlası karaciğerde yağ olarak depolanmaya başlar.
3. 40 dakika içinde: Kafeinin tamamı dolaşıma girmiş olur. Kan basıncı yükselir, karaciğerden daha fazla şeker yapılarak kana geçer ve kan şekeri tekrar yükselir.
4. 45 dakika içinde: Beyinde dopamin yapımı artar, mutluluk hissi başlar (eroinin etkisine benzer bir etki meydana gelir.)
5. 60 dakika içinde: Ani açlık hissi oluşur.
6. Tekrar kolaya ve tatlılara saldırısınız.
7. Bu kısır döngü devam ettiği süre karaciğer ve göbek yağlanması artar, vücudun tüm hücrelerinde LEPTİN ve İNSÜLİN DİRENCİ gelişir.
8. Şişmanlık hastalığını başlatmıştır ve bütün dejeneratif hastalıkların nedenidir.

Hala cola içmek isyermisiniz? Yoksa taze sıkma portakal ve nar suyumu sıktırırsınız gittiğiniz restaurantlarda?
Maalesef sıkma portakal suyu yok!! Diyen lokantaları protesto edin. 20 milyon liraya bir meyve sıkma makinası aldırın. Aksi halde bir daha gelmeyeceğinizi söyleyin..
Sağlığımıza dikkat edelim. Restaurantlarda Cola, Fanta, Zero varsa. Sıkma taze portakal, mandalina, kivi sudalarıda olsun.
www.dursunboran.com

04 Şubat 2009 Çarşamba

dans me to the end of love

Dans et benimle sevgilim, rüzgara karşı…
Sarıl bana karıcığım… herkese/her şeye karşı..
Dön benimle beraber sevinçle kötü şeylerden…
Yat kollarıma daha güzel olsun dansımız,
Sen bana güven ben seni savururum/uçururum.
Saçların uçuşur gülücüklerin saçılır çiçekler gibi etrafa…

evlilik ;))

Sevgili karım,
İçimin gülen yüzü,
Ekmeğim aşım, soframda kaşığım karım,
Güzel karım, pamuk karım…
Seni ne çok severim bir bilsen..!
Anlatmak mümkün değil..!

Geceden bir diyalog
- Karıcığım çok üşüdüm biraz gelebilir misin sarılalım.
- Şimdi olmaz.
- Ne zaman olacak ben ısınınca mı..?
- Şşşşşşşş + sus işareti

19 Ocak 2009 Pazartesi

ÇEKİLMEZ BİR ADAM


Çekilmez bir adam oldum yine
Uykusuz, aksi, lanet
Bir bakıyorsun ki ana avrat söver gibi
Azgın bir hayvan döver gibi
O gün çalışıyorum
Sonra birde bakıyorsun ki
Ağzımda sönük bir cigara gibi tembel bir türkü
Sabahtan akşama kadar sırt üstü yatıyorum ertesi gün
Ve beni çileden çıkarıyor büsbütün
Kendime karşı duyduğum nefret ve merhamet
Çekilmez bir adam oldum yine
Uykusuz, aksi, lanet
Yine her seferki gibi haksızım
Sebep yok olması da imkansız
Bu yaptığım iş ayıp rezalet
Fakat elimde değil
Seni kıskanıyorum.

NAZIM HİKMET

16 Ocak 2009 Cuma

güller gülser


Gülser’im güzel kardeşim,
Seni sevmem için o kadar çok sebep var ki bilmezsin…
anlatmaya çalışsam, anlatamam çünkü artık bende eskisi gibi değilim, çok eksildim.
...
İlk yaptığım yemekleri yediğin için belki de, baki’ye baki dediğin için, kısacık ve gözüne gelmesin, yoldan geçerken arabaları görsün diye her yer/şey den çok kesilen saçın ve saçının önü için, küçücük ellerin, küçücük gözlerin, kulakları için… abi derken bişi olduğumu hissettirdiğin için… kardeşim olduğun için… iştahla yarım kuzuyu yediğin için, erkek gibi olduğun-hep arkamda olduğun için üç kişilik çoraptan futbol oyunları için, balıksız balık tutmalara geldiğin, domatesle piknik yapabildiğin, Sami’yle uslu oynadığın için… redkit'in rintintin'inden de rintintin olduğun için...
...
Biliyorum sana bağırıyorum sevmiyorsun bunu ama sana bağırmamın sebebi; senin gidiyor olman, benim yarım kalmam, senin için bişi yapamamam, mutlak bir lanetten dolayı senin hayatının çoğundan vazgeçmiş olman… bağırıyorum hatta artık daha çok içimden, içime doğru ama sana değil belki her şeye ama en az sana bile değil, sana hiç değil…
bağırıyorum en çok kendime çünkü senin vazgeçmenle alakalı değil senden vazgeçmem güzel abeem…

14 Ocak 2009 Çarşamba

word_kısayolları-1

 
eXTReMe Tracker
Directory of General Blogs