çay koycam kim içer diycem kim var ki içsin..? şeker ister misin canım yoksa parmağımı batırsam çayına yeter mi...? biliyorum, biliyorum, benjamin bende seni..? :) :) :)
24 Nisan 2009 Cuma
06 Nisan 2009 Pazartesi
Siz yaziyorsunuz, cizgi filmdeki kiz/erkek, konuşarak tekrarliyor.
Turkce dahil dilediginiz dili seçebiliyorsunuz. Sonra, yazarak kizi/erkeği konusturabilirsiniz. http://www.oddcast.com/home/demos/tts/tts_example.php |
zaman:
4/06/2009 04:20:00 AM
0
selam
UYUMUYOR DA UYUYOR GİBİ YAPIYORSA NE YAPSANIZ NAFİLE, UYANDIRAMAZSINIZ. ' (Indra Ghandi)
| Gece olunca, insanlar maymuncukları nı ve fenerlerini yanına alır ve komsusunun evini soymaya gidermis. Gün dogarken geri döndüklerinde yüklerini alırlarmıs. Ama her seferinde kendi evlerini de soyulmus bulurlarmıs. Ülkede kimse kaybetmezmis, çünkü herkes birbirinden çalar ve bu dolasım son kisi ilk kisiden çalana kadar sürermis. Bir gün, nasıl olmuşsa, dürüst bir adam ortaya çıkmıs. Gece oldugunda, çanta ve fenerle dısarı çıkmaktansa evinde kalıp çalışmayı tercih edermiş. Hırsızlar geldiğinde evde ışık yandığını görüp soymak için içeri girmezlermiş. Ve bu durum bir süre devam edince, ahali bir konunun açıklığa kavuşmasını istemiş: 'Çalmadan yaşamak senin tercihin, ama başkalarını bir şey yapmaktan alıkoymaya hakkın yok.' demişler. Bunun üzerine dürüst adam, geceleri evinden çıkar, fakat hiçbir şey çalmaz, döndüğü zaman evini hep soyulmuş bulurmuş. Adamın bir haftadan daha az bir sürede, yiyecek tek bir şeyi kalmamış ve ülkeyi terketmek zorunda kalmış. Daha iyi soygun yaparak zenginleşenler kendileri için soygun yapmak üzere maaşlı hırsızlar tutmaya başlamışlar. Zengin fakir ayrımı giderek çoğalmış. Zenginler mallarını korumak için polis teşkilatı ve hapishaneler kurmuşlar ve kendi mallarının çalınmasını yasa dışı ilan etmişler. Ancak yoksulların mallarını çalmak hala serbestmiş. Bir süre geçtikten sonra, artık kimse soymaktan ve soyulmaktan söz etmez olmuş. Çünkü yoksulların çoğu ya açlıktan ölmüş ya da ülkeyi terketmişler. Zenginler ve maaşlı soyguncular ise soyacak kimse kalmadığı için servetlerini yitirmeye başlamışlar. Sonunda zenginler eski düzeni yeniden sağlamak için dürüst adamı başa getirmeye karar vermişler.Ancak dürüst adamın evine gittiklerinde sadece yerde yazılı bir kağıt varmış.Kağıtda şunlar yazıyormuş: ' Bir insan sadece dürüst olduğu için aranıyorsa her şey için çok geç olmuş demektir...' 'BIR MİLLET UYUYORSA UYANDIRMAK KOLAYDIR. UYUMUYOR DA UYUYOR GİBİ YAPIYORSA NE YAPSANIZ NAFİLE, UYANDIRAMAZSINIZ. ' (Indra Ghandi) |
zaman:
4/06/2009 04:14:00 AM
0
selam
Keçiboynuzu ve Pekmezinin Mucizeleri
zaman:
4/06/2009 04:10:00 AM
0
selam
'Karaciğerin sağlığı ...
| Amerikan Diyetetik Derneğinin Denizaşırı Ülkeler Türkiye Temsilcisi Diyetisyen Selahattin Dönmez, karaciğerin vücudun en büyük ve metabolik açıdan kompleks organı belirterek, ''Vücutta karaciğer yağlanmasının azaltılması için değişik renkte meyve tüketilmeli'' dedi. |
zaman:
4/06/2009 04:05:00 AM
0
selam
AKP Genel Merkezi'nin canını oldukça sıkan bu maili bugüne kadar tam 7 milyon internet kullanıcısı okumuş.
| Bir süreden beri internette mail gruplarında dolaşan bir mail var. İçeriğine baktığınızda bir takım bilgilerin toplandığı ve bunların "ilkler" diye sunulmasından ibaret. AKP Genel Merkezi'nin canını oldukça sıkan bu maili bugüne kadar tam 7 milyon internet kullanıcısı okumuş. Yahoo ve Gmail mail gruplarında şu sıra en popüler içeriklerden birisini bu mail oluşturuyor. .. "Türkiye'deki icraatlarının unutulmaması ve bakar körlerin gak guk etmemesi |
zaman:
4/06/2009 04:01:00 AM
0
selam
Ananı "öpen" kadı ise, kime şikayet edeceksin?..
Geçtiğimiz günlerde bir toplantıda eski Cumhurbaşkanları'ndan Demirel'e, ülkenin durumu hakkında ne düşündüğü sorulmuş. Demirel de soruyu yönelten kişiye:"Bak sana bunu bir fıkrayla anlatayım da pazar neşesi olsun" demiş. Demirel'in anlattığı fıkra : Az sonra ördeğin sahibi gelmiş: 'Hani bizim ördek?' Bir duvardan atlarken, bilmeden öteki taraftaki hamile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın, çocuğunu düşürdüğü için, kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş. Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış... Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş... Onun şikáyetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş: 'Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o müslimin tek gözü çıkarıla...' Çocuğunu kaybeden kadının kocasına da Karakuşi Kadı, 'Tamam' demiş, 'Karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak.' Kadı dönmüş Yahudi'ye: 'Senin şikayetin ne?'Bre… |
zaman:
4/06/2009 03:55:00 AM
0
selam
uçarken...
| 1 Mart`tan itibaren geçerli olmak üzere, Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı ve Avrupa Sivil Havacılık Konferansı kuralları gereğince havayolu ile seyahat edecek yolcuların seyahatleri esnasında uçak içinde yanlarında bulunduracakları el ve kabin çantalarında taşıyabilecekleri sıvılarda kısıtlamaya gidilmiştir. Gümrüksüz mağazadan veya uçuş esnasında satın alınan sıvı ürünler görevli tarafından faturası ile birlikte özel poşete konulacak ve poşetin ağzı yapıştırılacaktır. Bu poşet ve ürüne ait fatura güvenlik kontrol noktasında kontrol edildikten sonra, uçağa alınmasına müsaade edilecektir. Her yolcu 1 adet plastik poşet taşıyabilir ve poşet içindeki her bir ürün maksimum 100 ml olabilir. Son varış noktasına başka bir havaalanında aktarma yaparak seyahat ediliyorsa, mağazada veya uçakta verilen özel gümrüksüz alışveriş torbasının son inilecek havaalanına kadar açılmaması gerekmektedir. Aksi halde aktarma yapılan alanda poşetin içeriğine el konulabilir. *Su, şurup, içki dahil her türlü sıvı, kremler, losyonlar, yağlar, parfümler, maskara ve benzer makyaj malzemeleri, traş köpükleri, deodorantlar, her türlü macun kıvamındaki maddeler, reçel veya bal gibi tam katı olmayan yiyecekler, kontak lens sıvıları, şampuanlar ile bu maddelere benzeyen diğer maddeler. Check-in'e verilen uçakaltı bagajda herhangi bir sıvı kısıtlaması uygulanmadığı için, çantalarınızı hazırlarken uygulamaya giren kısıtlamaları göz önünde bulundurarak, sıvı ürünleri uçakaltı bagajlarınıza koymanız önerilmektedir. Bebek ile seyahat eden yolculara mama/süt veya ilaç kullanımı zorunlu olan kişilere ilaç için, seyahat süresince yeterli olacak miktarda ve orijinal ambalajında bulundurmaları için istisna uygulanabilir, ancak kontrol noktasında mama veya ilacı tatmaları veya hastalığı/ilacı belgelendirmeleri istenebilir. Düzenlemeyi bilgilerinize sunarız. |
zaman:
4/06/2009 03:52:00 AM
0
selam
www.ptt.gov. tr
Kargo Şirketlerinin sayısı çok fazla , fiyatları da ucuz değil... |
zaman:
4/06/2009 03:51:00 AM
0
selam
PROF. DR. KENAN DEMİRKOL, AKILLI BESLENMENİN MATEMATİĞİNİ ANLATTI
> "Damar tıkayan kolesterol değil, şeker!" > > Gazetelerden kesip buzdolabına astığınız bütün > "kibrit kutusu kadar" reçetelerini çöpe atın! > Prof.Dr. Kenan Demirkol, A'dan Z'ye akıllı > beslenmenin matematiğini anlatıyor... Şeker, vücudumuzu, > demir paslanır gibi paslandırıyor, eskitiyor; > çocuklarımızın hücrelerini 12 yaşında > yaşlandırıyor. Şekeri, gıda sanayiinden söküp atmak > zor ama, işe evlerimizin kapısından başlayabiliriz! > > Prof. Dr. Kenan Demirkol genel cerrah. Muayenehanesinin > kapısında "prof." yazmıyor. "Ben > üniversitede hocayım, burada hekim" diyor. Söz bir > ara "kronometreli doktorlara" geldiğinde, yani 15 > dakika muayene süresini aşınca ikinci vizite ücretini > alanlara çok şaşırdı. Çünkü kendisi saat takmıyor, > "dalgınlıkla saatime bakar da hastayı tedirgin > ederim" diye. Uzmanlık alanı, beslenmeyle yakından > ilgili olan sindirim sistemi organları. Ancak Demirkol bir > "akıllı beslenme" uzmanı. Bunu bir insanın > tüm bedenine ilişkin olduğu kadar, siyasi ve toplumsal > boyutlarıyla da ele alıyor. Peki beslenme nedir? İlk > aklımıza gelen, şişmanlık-zayıflık. Özellikle > kadınlarda modasına göre sıfır bedenle, 90-60-90 > arasında değişen ölçülerde olmak ya da olmamak. Doğru > mudur? "Kibrit kutusu kadar" reçetelerini bir > yana bırakıp, Demirkol'a: "Neden düşmandır şu > ünlü üç beyaz?" diye sorduk. O, şekerle > başladı. > > "ŞEKER TÜKETİMİYLE HASTALIK ARTIŞ EĞRİSİ > PARALEL" > > DEMİRKOL- Kısmen ya da tümüyle beslenme > alışkanlıkları sonucu oluşan kronik, aslında > önlenebilir hastalıklar, çok büyük bir toplum > sağlığı sorunu haline gelmiştir. ABD'de 20 yaş > üstü erişkinlerin yüzde 65'i ya şişman ya daha da > ileri aşamada. 64 milyon insanın koroner kalp > hastalığı, 11 milyon insanın şeker hastalığı, 37 > milyonun kolesterol yüksekliği vardır. Ülkemizde kalp > hastalığı sıklığı bu boyuta henüz gelmemiş > gözükse bile, şeker hastası sayısının dört milyon > olduğu göz önünde bulundurulursa, yakın zamanda vahim > bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız açıktır. > Ne zaman ki şeker pancarından şeker üretilmesi > Avrupa'da ortaya çıktı, soğuk iklimlerde de şekere > dönüşebilecek bir besin maddesi keşfedildi, toplumların > şeker tüketimi arttı. Toplumların şeker tüketiminin > artış eğrisiyle, hastalıkların artış eğrisi bire bir > örtüşüyor. Çünkü; şeker sadece kalorisiyle, > şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan > kimyasal yapısıyla da çok tehlikeli. "Şeker yiyeyim > oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım" > demek çok yanlış. İnsan vücudunun şeker almasına > gereksinim yoktur. > "12 YAŞINDA YAŞLANDIRIYOR" > - Çocukların enerjiye ihtiyacı var diye belli > miktarlarda yemeleri doğru değil mi? > - Asla doğru değil. > - Peki enerji ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız? > - Taş devri döneminde insanlar hayvan avlar ve bitki > toplar. Şeker sadece meyvede var. Meyve esas olarak bir > kültür bitkisi. Doğal ortam sebze ağırlıklıdır. > İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir gıda maddesine, o > oranda olumsuzlaşıyor. O dönemde, insanların kan şekeri > 60 dolayındaymış. Bu devirlere geldikçe şekerle > tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor. > Dolayısıyla ortalama kan şekeri de değişiyor. Şimdi > 100'lerdeyiz, 120'de şeker hastalığı. > Biliyorsunuz şimdi şeker hastalığı iki türlü. Bir > doğumsal genetik özelliklerle alakalı tip 1 diabet. Bir > de edimsel tip 2 diabet. Pankreas organının artık > yeterince insülin üretememesiyle ortaya çıkar. Yaşlanma > süreci olarak kabul edilir. 60'lı yaşlarda > görülmesi beklenir. Ama şu anda 12 yaşındaki > çocuklarda tip 2 diabet var. Sağlıklı beslenmede > şekerin hiç yeri yok. Tamamen bir damak > alışkanlığıdır. > "KANSER HÜCRESİ DE ŞEKERLE BESLENİYOR" > - Ama, beyin sadece glikozla beslenmiyor mu? > - Doğru. Ancak, bu glikozu her türlü karbonhidrat > içeren bitkiden vücut elde ediyor. Kanser hücresi de > şekerle besleniyor. Özellikle kemoterapi gören asla > şeker yememeli. > Şeker pancarından veya şeker kamışından elde > ettiğimiz şeker 'sakaroz', iki ayrı molekülden > oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez > vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan > şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan > şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu > bildiği için korkudan hemen insülin salgılar. Çok fazla > miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin > salgılanır. İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir > enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür. Ama > insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az > enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde > bir fazlalık olacaktır. Bu fazla şeker, insülin > aracılığı ile ya kas ve karaciğerdeki şeker > depolarına götürülecek ki, vücudumuzun şeker deposu > 120 gram kadardır. Orası da sürekli doludur, hiç boş > kalmıyoruz çünkü. İnsülin bu şekeri alacak ve yağa > dönüştürecek. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker > vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacak. > İnsülin salgılandığı için bir de tokluk hormonu > salgılanır. Hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir > derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker > yemenizin de önüne geçmiş olur. > Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz; çok az oranda > insülin salgılatır. Dolayısıyla sınırsızca > yiyebiliriz. Fruktoz günde 15 gram kadar vücudumuzda > metabolize edilebiliyor. Değişik kimyasal süreçlerin > içine katılabiliyor. Bu da 30 gram şekerdir. Günde > bundan fazla yenirse karaciğerde trigliserite dönüşür. > Trigliserit kan yağıdır. Bu hem karaciğer > yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun > yağlanmasına yol açar. Bugün Amerika'da alkole > bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına > dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor. > "MEYVE YİYORSAN, ŞEKER YEME" > - Yiyeceklere ve içeceklere bunu tercüme edersek. > - Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram > şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında > hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 > parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir > matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş > olduğumuz bir takım vitamin ve antioksidanları da feda > etmiş oluyoruz. > - Meyvelerin şeker oranları farklı değil mi? > - İncir ve muz en çok şeker içerenler. Ama onun > dışındaki meyveler aşağı yukarı aynı. > - Okuyucularımız söyleşimizden sonra bir reçete > çıkartabilirler mi? Bunu yemeyeceğim, şunu yemeliyim > diyebilir mi? Bu sistemin içindeyken, nasıl başaracaklar > bunu? > "HAYVANLARA YAPTIĞIMIZ..." > - Ben kendim yapmadığım şeyleri topluma anlatamam. Ben > böyle ve de çok keyifli yaşıyorum. Sunulanlar içinde > sağlıklı beslenmeyi bir şekilde yapmak mümkün. > - Aslında hayvanlar yapabildiklerine göre. > - Hayvanlar yapamıyor bu işi, Çünkü; hayvanları biz > besliyoruz. Tıkıyoruz ahırlara "şunu > yiyeceksin" diye hayvanlara hayvanlık yapıyoruz. > - Oysa tavuklar bütün gün eşelenir durur, ihtiyacı > olanı seçer yerdi. Filler örneğin hastalandığı zaman > belli ağacın yapraklarını gider yermiş ilaç niyetine. > - Evet bu tüm hayvan aleminde var. Kaliforniya Valisi > bütün o rambo görüntüsüyle Amerika'da en aklı > başında valilerden biri oldu. İki büyük atılımı > oldu. Bir tanesi; okullarda meşrubat satışını > yasakladı. İki; patates cipsinin üzerinde, > "öldürücüdür" yazısı konuyor. > AMERİKA'NIN MISIRINI TÜKETECEĞİZ DİYE... > - Cips deyince öteki düşmana mı geçiyoruz? > - Yok, bir konu daha var. Son yıllarda yeni akım > mısırdan şeker elde etmek. 1920'li yıllarda Amerikan > başkanı "benim köylüm mısırdan kalkınacak" > fetvasında bulundu. Gerçekten de çok büyük teşvikler > verildi. Göz alabildiğince mısır ekildi. Dünya mısır > ekiminin yüzde 40'ı Amerika'dadır. Bunu sadece > hayvan yemi yaparak ya da başka yollarda tüketemeyince > değerlendirme yolları arandı. Japonlar mısırdan şeker > elde etmeyi keşfetti. Amerika hemen balıklama atladı bu > yöntemin üzerine. Artık şeker endüstriyel. Sıvı > olduğu için paketlenip satılamaz. Ama her türlü > dondurma, meşrubat, şerbette kullanılıyor. Bakıyorsunuz > şimdi baklavacı artık şerbetini kendisi yapıp > dökmüyor. Kartal'dan fabrikadan hazır fruktoz > şerbeti geliyor. > KOLESTEROL DÜŞMANLIĞI > - Ama bunun daha sağlıklı olduğu yazılıp > çiziliyor. > - Maalesef. Şimdi bilgi çağındayız ya! Bence bilgiye > ulaşmanın en zor olduğu çağdayız. Çünkü, ekonomik > kazanç kaygısı her türlü bilginin üzerine binmiş > durumda. O kadar büyük bir rant var ki, gerçeğe > ulaşmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz. > Biraz önce dediğimiz gibi 15 gramdan fazla fruktoz yağa > dönüşüyor ve bizi hasta ediyor. Nasıl demir paslanınca > eskir, bu paslanmanın bilimsel adı oksitlenmedir. > Vücudumuzdaki hücreler de oksitlenir ve yaşlanır. > Birtakım gıdalarla oksitleyici, bir de bunu engelleyici > maddeler alırız. Örneğin, üzüm çekirdeği. Gerçekten > bu sistem bizim organizmamızın yaşlanmasını belirleyen, > hastalanmasını, kanser gelişimini belirleyen ana faktör. > Bakın bir kolesterol furyası aldı gidiyor. Kolesterol > anne sütünde, yeni bir hayatın doğması için ana nesne > olan yumurtada bolca var. Demek ki insan hayatının > gelişme döneminde inanılmaz gereksinim var. Bakıyorsunuz > kolesterol düşmanlığı sarmış ortalığı. > "KOLESTEROL MASUM, BİZ SUÇLUYUZ" > - Kolesterolün ölçüsü de zaman zaman değişiyor. > Bunun modası olur mu? > - Bakıyorsunuz LDL 130'a kadar normalde. Üç sene > sonra 100, şimdi de 60 olsun diyorlar. Yakında sıfıra > indirecekler. Aslında, kolesterol masum. Bizler suçluyuz. > Fruktozu yani tatlı şekeri yiyerek oluşturduğumuz > trigliseritler, kolesterolün oksitlenmesine sebep oluyor . > Yağsız kuzu şiş yediğinizi varsayalım, yanında da > meyve suyu içiyorsunuz. Sadece kuzu şişi yeseniz bir > zararı yok, ama kırmızı etten aldığınız > kolesterolü, meşrubattan aldığınız şeker trigliserite > dönerek oksitlediğiniz için damar sertliği oluşuyor. > Biz insanlara "kardeşim kolesterol zararlı değil. > Ama oksitlenmesine izin verme" diyeceğimize, ilaç > firmaları kolesterolü düşürecek ilaç keşfediyor. Biz > masum olanı indiriyoruz. Eğer oksitleyici maddeleri > düşüremiyorsak, oksitlenen maddeleri azaltalım. Ama esas > insan mantığı ne diyor? Oksitleyen maddeleri azalt. > Yine oksitleyici bir madde, damar sertliği yapan doymuş > yağ asidi. Bu madde yapay beslenen hayvanların sütünde > var, depo yağlarında var. Ama bizim ineğimiz merada > otlasa, doğru beslense doymuş yağ asidi sütte ve > hayvansal yağda sıfır olacak. Dolayısıyla kolesterol > oksitlenmemiş olacak. > ANTEP YUVALAMASININ FAYDALARI > - Peki bu mümkün mü? Merada otlayan inek, otlayacak da, > süt yapacak da kaç kişiyi besleyecek? Fiyatı yükseltmez > mi tüm bunlar? > - Çok güzel bir noktaya değindiniz. Yıllardır hep > böyle aldatılıyoruz. "Dünya nüfusu aç. Dünyayı > besleyebilmemiz için yapay gübreye, yapay yeme > ihtiyacımız var." Hayvansal proteini, tek kaynak > olarak görürseniz haklısınız. Ama insan ekmek yerken > bile protein almış oluyor. Hububat, baklagillerde bile > protein var. Şimdi doktorlar bunu okur okumaz itiraz > ederler. Derler ki "Esansiyel amino asitler > vardır". Yani hayvansal gıdada var olan, vücudun > üretemediği mutlaka dışardan alınması gereken bazı > protein yapı taşları, amino asitler vardır. Örneğin; > mercimekli bulgur pilavı yaptığınızda bulgurda eksik > olanı mercimekten, mercimekte eksik olanı bulgurdan > alıyorsunuz. Anakız diye bir yemek varmış, ben de yeni > gördüm, bulgurdan yapılan küçük köftecikler nohutla > birlikte pişiriliyor. > - Antep yöresinin yuvalaması gibi.. > - Bir baklagil ve bir hububat. Birbirinin eksiklerini > tamamlıyorlar. Tam ete eşdeğer protein almış > oluyorsunuz. Makro nutrientler yağ, protein ve > karbonhidrattır. Mikro nutrientler ise vitaminler, > mineraller, enzimlerdir. Bizim süte kalsiyum açısından > ihtiyacımız var. Eğer merada otlayan bir hayvanın > sütüyse içinde bulunan omega-3'e ihtiyacımız var. > Türkiye'de biliyorsunuz gençlerde inanılmaz bir demir > eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir > kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az > özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, > protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, > baklagilden alıyorum zaten. Ama yapay yem üreticileri > "biz dünyayı nasıl doyuracağız" yalanıyla > kandırarak hayvancılığı katlettiler. Hayvanları > meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı > şeker hastası. Çünkü neyle besleniyor, pancar > küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve > mısırla besleniyor. Hızla kan şekerini yükselten, > hayvanın yağlanmasına yol açan ve hayvanın şeker > hastası olmasına yol açan bir beslenme şekli. > İNEK NE YEMELİ > Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay > beslenende hiç yoktur . Doğal beslenen ineğin sütünde > damar sertliği yapıcı doymuş yağ asidi yoktur, yapayda > vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün > oksitlenmesine yol açar. Doğal beslenen ineğin sütünde > dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan > olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen > kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. > Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur. Yine merada > beslenen ineğin sütünde insüline benzer büyüme hormonu > vardır. Bu gençlik aşısıdır, bütün hücrelerin > kendisini yenilemesini sağlayan maddedir. Duymuşsunuzdur > kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda > ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü > dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal > sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama > batıda ekolojik hayvancılığın sonucu elde > edilen süt ile konvansiyonel üretilen sütün maliyeti > arasındaki fark yüzde 10-15'i geçmiyor. > Ne Türkiye yasalarında ekolojik hayvancılıkla > barışığım, ne de AB'dekiyle. Ekolojik hayvancılık > denince akla "ekolojik tarım sonucu elde edilmiş > ürünlerle hayvanın beslenmesi" geliyor. Affedersiniz > ama 2000 yıl önce hayvan nerden patatesi buldu da yedi, ya > da pancarı. İneğin normal beslenmesinde pancarın, > mısırın ve patatesin yeri var mı? Yok. > - Demek Amerika'dakilerin varmış. > Orada da yok. İster ekolojik tarımla, ister normal > tarımla elde edilmiş olsun hayvana pancar verilmesi > yanlış. Zaten hayvanın sütünün kötü olmasının > sebebi hayvanın, karbonhidratı zengin, onu yağlandıran > tarzda, mısırla beslenmiş olması. O yüzden ekolojik > hayvancılık dediğimizde yasalarımızın buna göre > organize olması gerekiyor. Tanımlamamız gereken, türe > özgü beslenme. Bir inek nasıl beslenir doğada? Öyle > beslersek ineğin sağlıklı olmasını sağlarız. > Dolayısıyla verdiği ürünün de insanlara sağlıklı > olmasını sağlarız. Bütün doğada kendiliğinden > yetişen yeşillikler omega-3 ağırlıklı yağ içerir. > İnsanların eliyle ekilenler omega-6 içerir. > HAMSİYİ HANGİ YAĞDA KIZARTACAĞIZ > - Ne fark var arasında? > -. İnsan vücudunun her hücresinde hücre zarı vardır. > Bu hücre zarı lipo protein katmanla sarılı. Yani bir > yağ bir de protein. Bu hücre zarındaki yağ ana madde > olarak omega-3'tür. Tek tük omega-6 da içerir. Biz > yeşillikten uzaklaştıkça ve hayvanımızı da > yeşillikten uzaklaştırdıkça elimizde tek bir omega-3 > kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür > balığı değil. Halbuki insanın her gün 1 gram omega-3 > alması gerekiyor. Omega-6 yağ asitleri ile omega-3 yağ > asitleri vücudumuzda aynı enzimlerle metabolize edilir. > Biz ayçiçeği yağı, soya yağı gibi yağlarla beslenip > çok omega-6 aldığımız için artık omega-3'e enzim > kalmıyor. Diyelim ki hamsiyi ayçiçeği yağında > kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor. > Bütün yağlar, yağ asitlerinin karışımıdır. Onlar > da 3'e ayrılır. Doymuş yağ asitleri, tekli > doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitleri. > Çoklu doymamış yağ asitleri ikiye bölünür, onlar da > omega-3 ve omega-6'dır. Bundan 40-45 yıl öncesi > omega-6 kolesterolü düşürüyor diye tüm topluma > söyledik. Ayçiçeği ve mısırözü yağlarını > tükettirdik. Fakat sonra anladık ki bu yağlar iyi > kolesterolü de, kötü kolesterolü düşürdüğü oranda > düşürüyor. Bizim kolesterol açısından sağlıklı > olmamızdaki unsur iyi ve kötü arasındaki dengedir. > İkisini birden düşürürse denge bozulmamış olduğundan > herhangi bir iyilik elde etmiş olmuyoruz. > DEPRESYONUN ÇARESİ > - İkisi arasında denge mi, fark mı önemli? > - Oran önemli. Omega-6'yı o kadar fazla alıyoruz ki, > almış olduğumuz azıcık omega-3'ü de > değerlendirmeden vücuttan hemen atıyoruz. Omega-3 > olmayınca hücre duvarına veremiyorsunuz. Hücre duvarı > da omega-3'ten oluşuyor. Vücut da asıl malzemeyi > bulamadığı zaman gecekondu yapar gibi ne bulursa onla > hücreyi onarıyor. Omega-3 yerine, omega-6 yağ asidi olan > araşidonik asidi kullanıyor. Ama bu asit bütün stres > komalarının hammaddesi. Gecekondunuzu el bombasıyla > örmüş oldunuz. Dışardan biri taş atsa havaya uçacak. > - Ama o zaman da ben size stres ilaçları satacağım. > - Tabii. Omega-3'ten zengin beslenen toplumlarda > depresyon çok az oranda görülüyor. Zihinsel performans > artıyor. Beynimizdeki toplam yağ asidinin yarısı omega-3 > olmak zorunda. Ama biz vücudumuza bunu sunamıyoruz. > ÇAY VE ZEKA > - Beslenmeyle doğrudan ilişkili öyle mi? > - Aynı şey mesela demir için de geçerli. Zamanında > Türkiye'nin yarısı aptaldır lafı çok tepki > yarattı. Bunu bu şekilde ifade etmek hoş olmadı, ama > Türkiye'nin yarısında demir eksikliği, > kansızlığı var. Demir eksikliği zihinsel eksiklik > yaratır. Sonuçta demir üstünden düşünürsek Aziz > Nesin haklıydı. > Türkiye'de çay tüketiminin de buna katkısı var. > Demirin emilimini olumsuz yönde etkiliyor. Ama diğer > taraftan çay iyi bir anti oksidan. > - Yemekten hemen sonra çay içme adetimiz var. Doğru mu? > - Şekerle içmediğiniz takdirde hiçbir zararı yok. > Yemekten hemen sonra çay içilebilir. > - Demirin emilimini engellediği için iki saat sonra > içmek gerektiği söyleniyor. > "ÇAYI ŞEKERSİZ İÇİN!" > - Üç saat. Ben tekrar omega-3'e dönmek istiyorum. > Çünkü hayati bir olay. Omega-3'ün eksikliği > insanları şeker hastalığına itiyor. Damarların > sertleşmesine yol açıyor. Pıhtılaşabilirlik oranın > artmasına, dolayısıyla kalp damarının veya beyin > damarının pıhtıyla tıkanıp "inme" veya > "enfarktüs" olmasına yol açıyor. Bir yandan > omega-3 kaynaklarımız çok azaldı Toplum olarak zaten > balığı çok az tüketiyoruz. Omega-6'yı çok > tükettiğimiz için omega-3'ün yolunu kesiyoruz. > Artık kesin olarak biliyoruz ki, ayçiçeği ve soya yağı > kansere sebep olabiliyor. Akciğer kanseri, meme kanseri, > kalın bağırsak kanseri, şeker hastalığının > oluşumunu kolaylaştırıyor. > - Ayçiçeği de bir bitki. Neden zararlı? Kimyasal > yapısından dolayı mı, üretim hatasından mı? > - Kimyasal yapısından. Kültür bitkisidir. Omega-6 yağ > asidi içerdiği için. Mesela zeytinyağı omega-9 > yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün > emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği > yağının bir olumsuzluğu daha var. Pişirme esnasında > maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ > asitlerine dönüşüyor. Biz bunlara trans yağ asitleri > diyoruz. Bu yağ asitleri de yine kolesterolu oksitleyerek > damar sertliği yapıyor. Diğer taraftan trans yağ asidi > beyindeki sinir kılıflarına girerek beyindeki iletiyi > bozuyor ve parkinson, alzheimer gibi hastalıklara sebep > oluyor. > "ANNEMİN YEMEKLERİ BAŞKAYDI" > - Acaba "tadı güzel" dediklerimiz bize > dışardan dayatılan bir kavram mı? Güzel nedir? > - Eşinizle ilk evlendiğinizde yemek yaptığınız zaman > size itiraz etmedi mi, "benim annem böyle > yapıyor" diye? > - Ben güzel yemek yaparım. > - Ona rağmen itiraz etti. İnsan çocukluğundan > alıştığı damak tadını arıyor. Belki dünyanın en > kötü aşçısı annesi, ama insan neye alıştıysa onu > arıyor. > - Eski çağlardan bu yana insana dair güzel-çirkin > kavramı bile ne kadar çok değişmiş. Biz ona böyle bir > değer yüklediğimiz için güzel oluyor. Toplumda da > dayatılan değerler var . Kola ya da hamburger için > "bak bu güzeldir" deniyor çocuklara. > - Ben o yüzden üniversitelerde konferans vermeyi tercih > ediyorum. Çünkü; onlar yakın zamanda anne baba > adaylarıdır. > SPOTLAR(ÖNEMLİ BİLGİLER) > "Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 > gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve > dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok > aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve > yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden > elde etmiş olduğumuz birtakım vitamin ve antioksidanları > da feda etmiş oluyoruz." > "Türkiye'de gençlerde inanılmaz bir demir > eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir > kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az > özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, > protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, > baklagilden alıyorum zaten." > "Yapay yem üreticileri 'biz dünyayı nasıl > doyuracağız' yalanıyla, hayvanları meralardan > ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker > hastası. Çünkü, pancar küspesiyle, yapay protein > yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor. > Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay > beslenende hiç yoktur. Doğal beslenen ineğin sütünde > damar sertliği yapıcı donmuş yağ asidi yoktur, yapayda > vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün asitlenmesine > yol açar. > Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne > kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik > asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri > yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin > sütünde bu hiç yoktur. > Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış > bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun > yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün > eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu > söylenir ama aradaki fark yüzde 10-15'i geçmiyor. > Elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal > deniz balığı; kültür balığı değil. Halbuki insan > her gün 1gram omega-3 alması gerekiyor. Diyelim ki hamsiyi > ayçiçek yağında kızarttık, o hamsiden artık bize > fayda gelmiyor. > Zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış > yağdır ve omega-3 ün emilimine hiçbir zararı yoktur. > Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var. > Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra > birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor. |
zaman:
4/06/2009 02:08:00 AM
0
selam
KARGA
| 80'ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen -45 yaşında ve saygın bir işi olan- oğlu salonda oturuyorlardı. Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sohbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti. O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Yaşlı baba kargaya gülümserek biraz baktıktan sonra oğluna sordu: "Bu ne oğlum?" Oğlu şaşkın, cevapladı: "o bir karga baba." Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu: "Bu ne oğlum?" Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı: "Baba, o bir karga" Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu. Yaşlı baba üçüncü defa sordu: "Bu ne?" Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü: "O bir karga baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun?" Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti: "Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?" Babası -yüzünde hâlâ bir gülümseme- yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü. Bu bir hâtıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu. Sevgiyle gülümseye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi. "Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga k ondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu. 23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim. Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu." |
zaman:
4/06/2009 02:06:00 AM
0
selam
18 Mart 2009 Çarşamba
internetten araştırırken özellikle wikipedia ve .the health news'den bulduklarım
Rahatsızlık geçiren bir karaciğer tekrar eski
sağlığına kavuşabilir mi?
Evet kavuşabilir. Çünkü karaciğer kendini sürekli olarak
yenileyen bir organdır. Fakat çok fazla zorlandığında (alkol, ilaç) o da pes
edebilir.
14) Beslenme konusunda nelere dikkat edilmeli?
Özellikle hayvansal yağlar karaciğer için oldukça
zararlıdır. Bunun yerine bitkisel veya balık yağları tercih edilebilir.
Özellikle bakliyat, filiz ve balık ürünleri. Şeker vücutta yağa dönüştürüldüğü
için, şeker tüketiminde de daha dikkatli olmak gerekir. Ağırlıklı olarak sebze
ve meyve tüketmeye özen gösterilmelidir.
Karaciğerinizin yükünü azaltın
İç Hastalıkları
Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Elif Akün, karaciğerin yükünü azaltmak için birkaç öneride
bulundu: "Alkol, yağlı besinler, fazla ilaç tüketimi ve enfeksiyonlar zaten
karaciğeri yeteri kadar yorar. Bu nedenle karaciğerinizin yükünü azaltmak için,
ona doğal besinlerle yardımcı olabilirsiniz.
"Enginar:
karaciğerden atılması gereken azota benzer maddeler konusunda karaciğerin işini
kolaylaştırır. Enginar, konsantre veya kapsül şeklinde olmaktan ziyade, taze
olarak tüketilmelidir.
Devedikeni:
Bu bitki içerdiği maddeler sayesinde hem karaciğeri yeniler
hem de enfeksiyonlara iyi gelir.
Hindiba:
Karaciğeri zehirli maddelerden arındırır ve hazmı
kolaylaştırır. Yaprakları salata olarak, kökleri de kaynatılıp tüketilebilir.
Havuç:
İçerdiği antioxidanlar (betakaroten ve flavonoid) sayesinde
karaciğeri temizler. Karaciğer kanı temizliyor
Karaciğer, bedenimizin sağ tarafında, karnın üst kısmında,
diyaframın altında bulunuyor. Sağ ve sol olmak üzere iki parçadan oluşuyor. Aynı
zamanda alt kısımlarında iki küçük parça daha bulunuyor. Karaciğer;
vücudumuzdaki zehirli maddeleri dışarı atmakla görevli bir organ. Hücreleri
sayesinde kandaki zararlı maddeler (aminoasitler ve amonyak gibi) filtre edilip
yararlı maddelere dönüştürülüyor. Zehirli maddeleri filtre etmenin yanı sıra,
karaciğerin bir diğer önemli işlevi de, yağların hazmedilmesini sağlayan safra
sıvısı ve hayati önem taşıyan albümin üretmek. Bunun dışında besinleri,
organizmaya faydalı olacak maddelere dönüştürüyor. Ayrıca vücut, ihtiyacı olan
enerjinin büyük bir kısmını da karaciğerden alıyor.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Karaciğer
Karaciğer Safra adı verilen bir salgı üretir.Safra sıvısı
büyük yağ damlalarını daha küçük parçalara ayırarak yağların sindirimine
yardımcı olur.Karaciğer, diyaframın hemen altında, sağ tarafta, yaklaşık olarak
2 kilogram ağırlığında, koyu kırmızı renkte yumuşak bir organdır. Yaşamak için
gerekli olan birçok kimyasal olay bu organda meydana gelir. Vücudumuzdaki en
büyük organdır. Latince adı Hepar'dır.
Görevleri Günde yaklaşık olarak 4 su bardağı (1,50kg) safra
salgılar. Yağ, protein ve şeker metabolizmasını düzenler. Vücudun ısısını
ayarlar. Vücuda su üretir Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan
maddeleri depolar. Kandaki şeker miktarını ayarlar. Hormonların görevleri
üzerinde etkili olur. Pıhtılaşmada rol oynayan protrombin ve fibrinojeni üretir.
Yaşlı alyuvar hücrelerini parçalar. Embriyo döneminde kan hücrelerinin üretimini
sağlar. Kanda bulunan fazla glikozu glikojen halinde depo eder. D, B, A ve
bağırsaklarda sentezlenen, kanın pıhtılaşmasında rol oynayan K vitamini ile;
demir, kalsiyum, bakır, protein ve yağları depo eder. Karotenden A vitamini
sentezler. Cinsiyet hormonlarının fazlasını yok eder. Lenf yapımında görev alır.
Antikorların önemli bir kısmını üretir.
Hastalıkları Karaciğer yukarıda belirtilen görevlerinden
herhangi birini yapamaz hale gelecek olursa, çeşitli hastalıklar ortaya çıkar.
Bunların en önemlileri, karaciğer yetersizliği, karaciğer iltihaplanması,
karaciğer sirozudur.Hepatit b virusu karacaiğerin disfonksiyel olmasında çok
etkilidir.Virus hakkında bilgiye Hepatit b wikipediadan ulaşılabilir.
Hastalık belirtileri Karaciğeri rahatsız olan kişiler
ensede ağrı hissedebilirler, çarpıntı, iştahsızlık vardır. İdrarın rengi
sabahları sarı ve koyu, daha sonraki saatlerde ise, duru ve açıktır. Sık sık
idrara gider. Baldır kasları ağrır. El ve ayaklarında şişlik görülür. Geceleri
uyumak istemezler ve görme ve işitme duyguları da zayıflar. Halsizlik oldukça
belirgindir.
zaman:
3/18/2009 07:39:00 AM
0
selam
Etiketler: internetten..., Sağlık
17 Mart 2009 Salı
Gözlük almak için Dirimsel Tıp Merkezinde muayene ve kontrol...

17.03.2009 Saat 09:15
Sabah trafikten dolayı biraz gecikince aradan hasta alamayacaklarını ancak
hastalar bitince alabileceklerini söylediler. Bu teklif bir açıdan bana da
iyi geldi en azından gazete okuyabilecektim. Neyse iyi ki beklemişim en son
hastalar bitince girdiğimde bir sürpriz beni bekliyordu. Gecikmem bize vakit
yarattı, keyifli bir sohbet eşliğinde bilgiler edindim…

Meğer yurtdışında yaşama sevdam sonuncunda elimdeki tüm verileri kolay
ulaşılır hale getirme çalışmamın sonucu oluşturduğun blog’umun çok çok
kıymetli bir okur kitlesi varmış. (sinirli oğlu ile beraber :) )
İçeri girdiğimde sayın hocam daha önceki kayıtları vermemle ezber etmiş
olduğu reçetemi hemen hatırlamış ve ekrana da benim bloğumu açmıştı bile… :) :)
İlk başta haklı olarak biraz kızgındı bana, ama sonrasında iyice kıvamını
aldı sohbet… Ve birçok şey öğrendim kendisinden… gerçi ben bilemedim tüm
bloglarda olduğu gibi kişisel duygularımı yazmıştım, esas orada atıfta
bulunmak istediğim bu konjonktivite hastalığına dikkat edilmesi idi… Ne de
olsa ben bir muayeneye gitmiştim, sonra gözlük almıştım, yoğun bir salgın
mevcuttu ve ben bu salgını nereden kaptığımı bilmiyordum, dikkatli olmam
gerektiğini bloguma da not düşmüştüm(*) Ama hocam beni ikna etti… Hem
dirimsel bu konuda çok dikkatli hem de -özellikle – hocam çok dikkatli…
Ekstra kullandığı sıvı sabunlar yaptığı rutin temizlikler, hastaların
muayenesinde dikkat edilen sıralamalar, siterilzasyon gibi…

Öğrendiklerim…
Gözümüzde normal koşullarda binlerce bakteri yaşar ama vücut direncimiz
düştüğü zaman özellikle gribal durumlarla birleşince konjonktivite olabilir.
Gribal süreç ile konjonktivite bağlantılıdır. Normal koşullarla gelişen
konjonktivite yine normal koşullarla 2 hafta gibi bir sürece göz tarafından
disiplin altına alınırmış.
Gözlük seçme gibi süreçlerde bu mikrobun taşınması, bulaşması zor. Genelde
bu rahatsızlık kişisel özellik taşımakta… Çoğunlukla flora’dan kaynaklı artı
gribal enfeksiyondan oluşur.
Gözün kızarması göz yorulunca gerçekleşen biri durumdur. Çok çalışma,
banyo sonrasında gibi… Mesela (bildiğimiz klasik) çay ile yapılan pansuman
gözü ve damarları rahatlatır. Uyku en iyi dinlendirici ve göz yorulmasının
en iyi iyileştiricisidir. Günde 8 saat uyuma ile gözler rahatlıkla dinlenir.
Gözlük seçerken konjonktiviten sakınmaya gerek yok bu şekilde bulaşmaz.
Sonuç: gözüm sağlıklı, herhangi bir sorun görünmüyor. Kuruluk yok.
Hocam eksikliler varsa yorum bırakın veya dedektif yönünüzle zaten
telefonum var sizde arayın… Müsait olduğunuzda size kahve ısmarlamak
isterim. (ama oğlunuz gelmesin, korkuttu beni :) )
(*)Zaten ilk yazımda da “Sanırım” diyorum yani kişisel bir fikir zaten bloglar kişisel görüşleri bildirir. Bağlayıcı yönleri yoktur. Web sayfası gibi bir resmiyet barındırmazlar. Bir nevi günlüktür. Adı da “Web log” kısaltması blog’dur. Yine de tabii ki burada yazdıklarımla birilerine üzmüş olmama hem şaşırsım hem üzüldüm.
Sorular:
Güneş gözlüğü seçilirken nelere dikkat edilmeli…
Gözü güneşten korumak için güneş gözlüğü alırken nelere dikkat edilmeli,
hangi renk güneş gözlüğü en avantajlısı…
Peki konjonktivite nasıl bulaşır. Salgınlar nasıl gerçekleşir.
Teşekkürler…
İyilikler…
zaman:
3/17/2009 06:53:00 AM
0
selam
Etiketler: Sağlık
13 Mart 2009 Cuma
Acaba insan hayatı tanımak mutlu olmak için neler yapmalı...
Acaba insan hayatı tanımak mutlu olmak için neler yapmalı... Nedir bu enstrümanlar acaba... Nasıl... |
zaman:
3/13/2009 04:28:00 AM
0
selam
Dünya Başkentleri ..
| Ülke Başkent Abd Washington Afganistan Kabil Almanya Berlin Angola Luanda Arjantin Buenos Aires Arnavutluk Tiran Avustralya Canberra Avusturya Viyana Azerbeycan Bakü Bahamalar Nassau Bahreyn Manama Barbados Bridgetown Belçika Brüksel Belize Belmopan Bengladeş Dakka Bermuda Hamilton Bhutan Thimbu Birleşik Arap E. Abudabi Birmanya Rangun Bolivya Lapaz Bosna-Hersek Saraybosna Botswana Gaberones Brezilya Brazil Brunei Bandar Seri Begawan Bulgaristan Sofya Burkina Faso Ougadougou Burundi Bujumbura Cabo Verde Praia Cezayir Cezayir Cibuti Cibuti Çad Jamena Çeçenistan Grozni Çek Cumhuriyeti Prag Çin Halk Cumhuriyeti Pekin Danimarka Kopenhag Dominik Cumhuriyeti Santa Domingo Dominika Roseau Ekvador Quito Ekvator Ginesi Malabo El Salvador San Salvador Endonezya Jakarta Eritre Asmara Ermenistan Erivan Estonya Tallin Etiyopya Somali Fas Rabat Fiji Suva Fildişi Sahili Abidjan Filipinler Manila Finlandiya Helsinki Fransa Paris G. Afrika Cumhuriyeti Cape Town Pretoria Gabon Libreville Gambiya Banjul Gana Akra Gine Konakri Grenada St. Georges Gronland Nuuk Guadeloupe Basseterre Guam Agana Guatemala Guatemala Guernesey Saint Peter Guyana George Town Güney Kıbrıs Nikosia Güney Kore Seul Gürcistan Tiflis Haiti Portau Prınce Hırvatistan Zagreb Hindistan Yeni Delhi Hollanda Amsterdam Honduras Tegucigalpa Hong Kong Victoria Irak Bağdat İngiltere Londra İran Tahran İskoçya Edinburg İspanya Madrid İsrail Kudüs İsveç Stockholm İsviçre Bern İtalya Roma İzlanda Reykjavik Jamaika Kingston Japonya Tokyo Jersey Saint Heiler K. İrlanda , Belfast Kadana Ottowa Kamboçya Phnompenh Kamerun Yaounde Katar Doha Kazakistan Almatı Kenya Nairobi Kırgızistan Bişkek Kırım Sivastopol Kiribati Adaları Bairiki Kolombiya Bogota Komorolar Moroni Kongo Brazzaville Kostarika San Jose Kuveyt Kuveyt Kuzey Kıbrıs Lefkoşa Kuzey Kore Pyanyang Küba Havana Laos Vientiane Leshoto Maseru Letonya Riga Liberya Monrovia Libya Trablus Liechtenstein Vaduz Litvanya Vilnius Lübnan Beyrut Lüksemburg Lüksemburg Macao Macau Macaristan Budapeşte Madagaskar Antananarivo Makedonya Üsküp Malavi Lilongve Maldivler Male Malezya Kualalumpur Mali Bamako Malta Valetta Martinik Fort De France Mauritius Port Louis Mayotte Mamoudzou Meksika Mexıco Cıty Mısır Kahire Mikronezya Federe D. Kolonia Moğolistan Ulanbator Moldova Kişinev Moritanya Nuakut Mozambik Maputo Namibya Windhoek Nauru Yaren Nepal Katmandu Nijer Niamey Nijerya Lagos Nikaragua Managua Norveç Oslo Orta Afrika C. Bangui Özbekistan Taşkent Pakistan İslamabad Panama Panama City Papua Yeni Ginesi Port Moresby Paraguay Asuncion Peru Lima Polinezya Papeete Polonya Varşova Portekiz Lizbon Porto Riko San Juan Reunion Saint Denis Romanya Bükreş Ruanda Kigali Rusya Federasyonu Moskova Rusya(Beyaz) Minsk S. İrlanda Dublin Saint Kids Basseterre Saint Vincent Kingstown Samoa Apia San Marino San Marino Santa Lucia Castries Sao Taome Sao Toeme Sardinya Adası Cagliari Senegal Dakar Seyşeller Victoria Sırbistan Belgrad Sierra Leone Freetown Singapur Singapur Slovakya Bratislava Slovenya Lubiyana Solomon Adaları Honiara Somali Mogadişu Sri Lanka Colombo Sudan Hartum Surinam Paramaribo Suriye Şam Suudi Arabistan Riyad Svaziland Mbabane-Lobamba Şili Santiago Tacikistan Duşanbe Tanzanya Dodoma Darüsselam Tataristan Kazan Tayland(Siyam) Bangkok Tayvan(Formosa) Taipei Tibet Lhasa Togo Lome Tonga Nakualofa Trinidad And Tabago Port Of Spain Tunus Tunus Tuvalu Fongafale Türkiye Ankara Türkmenistan Aşkabat Uganda Kampala Ukrayna Kiev Umman Maskat Uruguay Montevideo Ürdün Amman Vanuatu Vila Venezuela Caracas Vietnam(Güney) Saygon Vietnam(Kuzey) Hanoi Virgin Adaları Charlotte Malie Yemen Sana Ve Eden Yeni Kaledonya Noumea Yeni Zelanda Wellington Yunanistan Atina Zaire Kinşasa Zambiya Lusaka Zimbabwe Harare Bilgiler internetten derlenmiştir... |
zaman:
3/13/2009 02:33:00 AM
0
selam
12 Mart 2009 Perşembe
Afrika siyası
Not: Genlede çoğrafi ve genel kültür konularında sıklıklar wikipedia'yı kullanıyorum. Bu bakımdan arşivimden eklediğim haritalar büyük ihtimalle wikipedia'dandır... |
zaman:
3/12/2009 10:55:00 AM
0
selam
bir nazım hikmet şiiri.
bugün pazar. bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar. ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak bu kadar mavi bu kadar geniş olduğuna şaşarak kımıldamadan durdum. sonra saygıyla toprağa oturdum, dayadım sırtımı duvara. bu anda ne düşmek dalgalara, bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım. toprak, güneş ve ben... bahtiyarım... |
zaman:
3/12/2009 07:36:00 AM
0
selam
Goran Bregovic
Sen de "In The Deathcar" "Iggy Pop; Goran Bregovic" "Arizona Dream Soundtrac" dinlesene.. insana keyif veriyor... bi de böle omuzlarınla dans et... |
zaman:
3/12/2009 07:24:00 AM
0
selam
Sunay AKIN'dan...
!!! Bilim ve Sanat, bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar. Uçamayanlar ise tavuk olur… "Tavuk toplum" önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz. !!! |
zaman:
3/12/2009 06:23:00 AM
0
selam
internetten araştırırken özellikle wikipedia ve .the health news'den bulduklarım
zaman:
3/12/2009 04:23:00 AM
0
selam
Etiketler: internetten..., Sağlık
Kadınsız da yaşanır mı
|
zaman:
3/12/2009 12:55:00 AM
0
selam
Etiketler: benden
11 Mart 2009 Çarşamba
bak nasılda kolay artık blog yazmak...
sadece ayarladığın blog adresine mail atıyorsun; ana metni, metin olarak kullanıyor.. subject'e yazdıklarını başlık olarak ayarlıyor.. maildeki resmi de resim olarak ekliyor... :) :) :) |
zaman:
3/11/2009 11:05:00 AM
0
selam
İngilizceyi kesinlikle öğrenmeliyim… ve bunu önümüzdeki 1 yıl içerisinde yapmalıyım. Neden İngilizce öğrenmeliyim…İngilizcenin bana faydaları, sonuçları neler olur…? İlk olarak artık global bir dil olan ingilizce'yi herkes bilmeli... Ne kadar inkar etmeye çalışsak da artık günlük dilimizde bile İngilizce kullanıyoruz.. bu neden araba kullanmalıyım gibi birşey.. Ayrıca daha özele inersek: - Jean Monnet veya diğer burslarla yurtdışına gitme şansın var - Biz çok gezmek isteyen bir aileyiz.. daha çook yurtdışı gezileri yapacağız, ingilizce öğrenmek kendi başına her okuduğunu her dinlediğini anlamak çok güzel olcak.. - Bazı şeyler sadece ingilizce'de var, web'te gezerken bile ingilizce bilmek gerekiyorki dünyanın kaynağı önüne açılsın.. - Birşeyi anadilinden okumak , dinlemek , seyretmek çok önemli.. yeri geliyor okuma bilmeyen bir insan gibi kalabiliyoruz.. - Sana getirisi seni bir adım daha ileri götürmesidir,, ayrıca işyerinde de bu sana gerçekten fark attıracaktır.. önce dil tazminatı sonra da bilgisayarların dilinin ingilizce olması ve bazen eğitimlerin ingilizce olması.. hatta sizin işyerinde bir çok yabancı var bunlarla ilişki kurulması konusunda teknik anlamda tek olabilirsin.. bunlar teferruat ama önemli olabilir de... |
zaman:
3/11/2009 07:58:00 AM
0
selam
coca cola
zaman:
3/11/2009 06:02:00 AM
0
selam
Etiketler: internetten...
20 Şubat 2009 Cuma
COLA BİR SAATTE VÜCUTTA NELER YAPIYOR
1 BARDAK COLA BİR SAATTE VÜCUTTA BAKIN NELER YAPIYOR?
24.11.2008 22:10
Cola neden şişmanlatır? İlk 10 ve ilk 40 dakikada bakın Cola vücutta kan şekerini nasıl etkiliyor?
________________________________________
Cola ile felakete götüren 60 dakika
İç ve Kalp Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, bir bardak Cola’nın 60 dakikada vücuda verdiği zararları anlattı. İşte felakete götüren kısır döngü.
İç ve Kalp Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay, Cola’nın zararları hakkında ilginç açıklamalarda bulundu.
www.barsakforum.com sitesinde yazan Prof. Dr. Karatay, ’kola içince vücudunuzda neler olduğunun farkında mısınız?’ diyerek aşağıdaki açıklamayı yaptı:
1. İlk 10 dakikada: Kanınıza hemen 10 çay kaşığı kadar şeker girer. Bu normal günlük dozun 100 katı kadardır. Bulantınızın olmamasının nedeni içinde bulunan ’fosforik asiddir’.
2. İlk 20 dakikada: Kan şekeriniz aşırı şekilde yükselir. Bunun sonucu pankreasınızda aşırı derecede insülin salgılanır ve kan şekerinin fazlası karaciğerde yağ olarak depolanmaya başlar.
3. 40 dakika içinde: Kafeinin tamamı dolaşıma girmiş olur. Kan basıncı yükselir, karaciğerden daha fazla şeker yapılarak kana geçer ve kan şekeri tekrar yükselir.
4. 45 dakika içinde: Beyinde dopamin yapımı artar, mutluluk hissi başlar (eroinin etkisine benzer bir etki meydana gelir.)
5. 60 dakika içinde: Ani açlık hissi oluşur.
6. Tekrar kolaya ve tatlılara saldırısınız.
7. Bu kısır döngü devam ettiği süre karaciğer ve göbek yağlanması artar, vücudun tüm hücrelerinde LEPTİN ve İNSÜLİN DİRENCİ gelişir.
8. Şişmanlık hastalığını başlatmıştır ve bütün dejeneratif hastalıkların nedenidir.
Hala cola içmek isyermisiniz? Yoksa taze sıkma portakal ve nar suyumu sıktırırsınız gittiğiniz restaurantlarda?
Maalesef sıkma portakal suyu yok!! Diyen lokantaları protesto edin. 20 milyon liraya bir meyve sıkma makinası aldırın. Aksi halde bir daha gelmeyeceğinizi söyleyin..
Sağlığımıza dikkat edelim. Restaurantlarda Cola, Fanta, Zero varsa. Sıkma taze portakal, mandalina, kivi sudalarıda olsun.
www.dursunboran.com
zaman:
2/20/2009 07:39:00 AM
1 selam
Etiketler: internetten...
04 Şubat 2009 Çarşamba
dans me to the end of love
Dans et benimle sevgilim, rüzgara karşı…
Sarıl bana karıcığım… herkese/her şeye karşı..
Dön benimle beraber sevinçle kötü şeylerden…
Yat kollarıma daha güzel olsun dansımız,
Sen bana güven ben seni savururum/uçururum.
Saçların uçuşur gülücüklerin saçılır çiçekler gibi etrafa…
zaman:
2/04/2009 12:58:00 AM
0
selam
Etiketler: benden
evlilik ;))
Sevgili karım,
İçimin gülen yüzü,
Ekmeğim aşım, soframda kaşığım karım,
Güzel karım, pamuk karım…
Seni ne çok severim bir bilsen..!
Anlatmak mümkün değil..!
Geceden bir diyalog
- Karıcığım çok üşüdüm biraz gelebilir misin sarılalım.
- Şimdi olmaz.
- Ne zaman olacak ben ısınınca mı..?
- Şşşşşşşş + sus işareti
zaman:
2/04/2009 12:52:00 AM
1 selam
Etiketler: benden
19 Ocak 2009 Pazartesi
ÇEKİLMEZ BİR ADAM
Uykusuz, aksi, lanet
Bir bakıyorsun ki ana avrat söver gibi
Azgın bir hayvan döver gibi
O gün çalışıyorum
Sonra birde bakıyorsun ki
Ağzımda sönük bir cigara gibi tembel bir türkü
Sabahtan akşama kadar sırt üstü yatıyorum ertesi gün
Ve beni çileden çıkarıyor büsbütün
Kendime karşı duyduğum nefret ve merhamet
Çekilmez bir adam oldum yine
Uykusuz, aksi, lanet
Yine her seferki gibi haksızım
Sebep yok olması da imkansız
Bu yaptığım iş ayıp rezalet
Fakat elimde değil
Seni kıskanıyorum.
NAZIM HİKMET
zaman:
1/19/2009 05:53:00 AM
1 selam
Etiketler: internetten...
16 Ocak 2009 Cuma
güller gülser
Seni sevmem için o kadar çok sebep var ki bilmezsin…
İlk yaptığım yemekleri yediğin için belki de, baki’ye baki dediğin için, kısacık ve gözüne gelmesin, yoldan geçerken arabaları görsün diye her yer/şey den çok kesilen saçın ve saçının önü için, küçücük ellerin, küçücük gözlerin, kulakları için… abi derken bişi olduğumu hissettirdiğin için… kardeşim olduğun için… iştahla yarım kuzuyu yediğin için, erkek gibi olduğun-hep arkamda olduğun için üç kişilik çoraptan futbol oyunları için, balıksız balık tutmalara geldiğin, domatesle piknik yapabildiğin, Sami’yle uslu oynadığın için… redkit'in rintintin'inden de rintintin olduğun için...
Biliyorum sana bağırıyorum sevmiyorsun bunu ama sana bağırmamın sebebi; senin gidiyor olman, benim yarım kalmam, senin için bişi yapamamam, mutlak bir lanetten dolayı senin hayatının çoğundan vazgeçmiş olman… bağırıyorum hatta artık daha çok içimden, içime doğru ama sana değil belki her şeye ama en az sana bile değil, sana hiç değil…
zaman:
1/16/2009 02:40:00 PM
0
selam
Etiketler: benden





























